Başak Nur GÖKÇAM
[email protected]
Bugün dünya ekonomileri, iklim krizinin yıkıcı etkilerini sınırlandırmak adına tarihi bir dönüşümün eşiğinde duruyor. Küresel ekonomilerin yüzde 77’si önerilen veya yasalaştırılmış net sıfır hedefleriyle rota belirlemiş durumda. Ancak mevcut çabalar, küresel sıcaklık artışını 1,5 derece sınırında tutmaya yetmiyor. Bu kritik patikaya uyum sağlanabilmesi için 2035 yılına kadar yıllık emisyonların 2019 seviyelerine kıyasla yüzde 55 azaltılması gerekiyor. Küresel emisyonların tek başına yaklaşık yüzde 14’ünden sorumlu olan demir-çelik ve çimento gibi karbonsuzlaşması zor sektörler ise bu yeşil dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
TÜSİAD, 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında düzenlediği ‘Sanayinin Net Sıfır Dönüşümünde Teknoloji’ etkinliğiyle bu devasa dönüşümün yol haritasını masaya yatırdı. Etkinliğin açılışında konuşan TÜSİAD Çevre ve Net Sıfır Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Fatih Özkadı, dönüşümün maliyet yükü ve uyum ihtiyacının her geçen gün arttığına dikkat çekerek, “Önümüzdeki en önemli sınavlardan biri, net sıfır hedeflerine yönelik adımların ivmelendirilmesi ve bu hedeflerin sahada karşılığı olan yatırımlara, teknolojilere ve değer zinciri uygulamalarına dönüştürülmesi olacak. Net sıfır hedefinin sahada karşılık bulması, büyük ölçüde sanayinin karbonsuzlaşma kapasitesinin güçlendirilmesine bağlı. 1 Ocak itibarıyla tam uygulamaya giren AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon yoğun üretimin rekabetçilik ve maliyet üzerindeki etkisini görünür kılıyor. 1 Ocak 2028'den itibaren downstream (türev) ürünler de bu kapsama yansıyacak. Net sıfır teknolojileri, sanayimizin dönüşüm hızını ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen en stratejik unsurdur; aksi takdirde rekabetçiliğimizi kaybedeceğiz” uyarısında bulundu.
COP31: Türkiye için uygulama köprüsü
Türkiye, bu yıl dünya iklim diplomasisinin kalbi olmaya hazırlanıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Dr. Tuğba Dinçbaş, etkinlikte yaptığı ana tema konuşmasında Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi’nen eylem ajandasını paylaştı. COP31’i ‘Diyalog, Uzlaşı, Aksiyon’ vizyonuyla gerçekleştireceklerini belirten Dinçbaş, bu sürecin bir ‘uygulama COP’u olacağını vurguladı ve şöyle devam etti: “Müzakere süreçlerinde ortaya çıkan kararların ve taahhütlerin sahada uygulanması noktasında çok ciddi bir açık olduğunun farkındayız. Bu açığı kapatmak amacıyla, özel sektör finansmanını ülkelerin iklim katkı beyanlarına dahil edecek ‘İklim Uygulama Köprüsü’ (Bridge) adında son derece yenilikçi bir mekanizma üzerinde çalışıyoruz. Ayrıca sıfır atık, temiz enerji ve gıda güvenliği gibi odak alanlarımızın yanı sıra sanayide elektrifikasyon ve şebeke altyapılarının desteklenmesini içeren küresel elektrifikasyon taahhüdünü de hayata geçireceğiz. Sanayide teknoloji ve finans kadar yönetişim de kritik; devlet olarak gerekli politika sinyallerini verip yatırım ortamını sağlayarak bu süreci pozitif çıktılara dönüştüreceğiz.”
Elektrifikasyonun bittiği yerde hidrojen başlıyor
Sanayide net sıfır hedefine ulaşmada doğrudan elektrifikasyonun teknik veya ekonomik olarak yetersiz kaldığı yüksek enerji yoğunluklu sektörlerde ise sahneye ‘hidrojen’ çıkıyor. Konuyla ilgili etkinlikte konuşan Koç Üniversitesi Hidrojen Teknolojileri Merkezi (KUHyTech) Direktörü Prof. Dr. Can Erkey, dünya genelinde yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrik ile kömürden elde edilen elektriğin neredeyse aynı düzeye geldiğini belirterek karbonsuzlaşmanın hızlandığını ifade etti. Erkey, çelik, çimento ve alüminyum gibi sektörlerde hidrojen ve düşük karbonlu e-yakıtların tek çare olduğunu belirterek küresel yarışı şöyle özetledi: “Dünyada hidrojen teknolojileri alanında yüz milyarlarca dolarlık kamu destekleriyle devasa bir yarış var. Bu yarış sayesinde hidrojen üreten elektrolizör fiyatları inanılmaz derecede düştü ve üretim maliyetleri makul seviyelere gelmeye başladı. Türkiye güçlü yenilenebilir enerji potansiyeli, gelişmiş sanayi altyapısı ve Avrupa pazarına yakınlığıyla bu alanda sadece kullanıcı değil, teknoloji geliştirici bir ülke olabilir. Ancak bu alanlarda bilgi birikimine sahip insan sayımız az. Kısa vadede pilot demonstrasyon projelerini ve sanayi entegrasyonunu artırmalı, orta vadede yerli ekipman geliştirerek uzun vadede teknoloji ihraç eden bir bölgesel hidrojen merkezi konumuna gelmeliyiz.”
Sanayide dönüşümün stratejik yol haritası
Yeşil dönüşüm, sanayi sektörü için yalnızca bir emisyon azaltım yükümlülüğü değil, aksine üretim, ihracat, istihdam ve teknolojik gelişme kapasitesini yeniden şekillendiren yapısal bir kaldıraç işlevi görüyor. Karbonsuzlaşma sürecinde uzun vadeli yatırım ve altyapı kararları, üretim süreçlerinin gelecekteki karbon yoğunluğunu doğrudan belirleme potansiyeli taşıyor. Bu dönüşümü başarıyla yönetebilmek için net sıfır teknolojilerini ölçeklendirecek sistemlerin kurulması, şeffaf bir yatırım ortamının inşa edilmesi ve AR-GE ile inovasyonu destekleyen öngörülebilir politikaların hayata geçirilmesi kritik önem taşıyor.
Teknolojik dönüşümün sektörel sınırları
Net sıfır dönüşümünde tek bir teknolojik çözüm tüm sektörlere aynı şekilde uygulanamıyor. Dağıtık uygulamalar, konut ısıtması, kısa süreli enerji depolama ve hafif taşımacılık gibi alanlar yüksek verimlilikleri nedeniyle doğrudan elektrifikasyona son derece uygun özellikler barındırıyor. Buna karşın çok yüksek enerji yoğunluğuna sahip olan çelik, çimento ve alüminyum gibi ağır sanayi kollarında doğrudan elektrifikasyon teknik ve ekonomik açıdan yetersiz kalıyor. Bu merkezi ve karbonsuzlaşması zor alanlarda, elektrifikasyonun bittiği boşluğu hidrojen, yeşil amonyak ve e-metanol gibi düşük karbonlu e-yakıt teknolojileri dolduruyor.