Ana içeriğe geç

Akar, akar, akar; öder, öder, öder!

Akar, akar, akar; öder, öder, öder!
Ekonomim.com
16

Başlıktaki “akar” sözcüğünün ikinci “a”sını ve "öder" sözcüğünün “e”sini uzatarak okumanız gerekiyor. Yaptınız mı? Şimdi akar ve öder sözcükleri daha bir anlam kazanmış olmalı.

Aktığı vurgulanan, yani akan muhtemelen sizi de yıllar öncesine götürdü, bir reklam sloganıydı.

Ödenen ise borç; ödeyen de Hazine…

Hazine’nin iç borç ödemesine ilişkin son verilere baktım da gelecek adeta ipotek altında. Kımıldayacak yer kalmamış.

Hani sokak röportajlarında da çok sık görüyoruz, vatandaş kredi kartı borcunu bir başka kartla kapatıyor, tam bir kısır döngüye girmiş ve çıkması da hiç mi hiç mümkün görünmüyor ya, Hazine de adeta o durumda.

Hazine sırtını Türkiye Cumhuriyeti’ne dayamış ve elindeki limitsiz “kredi kartı” sayesinde borçlanıyor. Borç verenler nazlanıyor mu, anında faizi yükselterek yeni kaynak bulabiliyor; bu anlamda hiç sıkıntısı yok.

Ama bulunan her kaynak ve maliyetin yükselmesi gelecekteki yükü artırıyormuş, ne gam!

“Ödeme günü gelince bakarız” diye mi düşünülüyor?

Pek o düşüncede olunduğunu da sanmıyorum. Bugünün borçlananları, yarın bu borcun nasıl ödeneceğiyle hiç ilgili görünmüyor.

Herhalde “Vade gününde görevde olanlar düşünsün, yok eğer hâlâ biz görevde olursak yeniden borçlanırız, olur biter” diye yaklaşılıyor.

Bürokrasi değil

Burada borçlananlar derken kastettiklerim bürokratlar değil. Çünkü Hazine’nin borçlanması siyasi tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk.

Siyasetteki tercihler ekonomi politikasını belirliyor, o ekonomi politikası da Hazine’nin çok yüklü borçlanmasını gerektiriyor ya da tersi oluyor.

Yoksa Hazine çalışanları durup dururken ve ihtiyaç yokken tabii ki “Hadi biraz borç alalım, almışken de yüksek faiz uygulayalım” demiyor.

Borçlanma ve borç ödemesi siyasetçinin ekonomik tercihlerinin bir sonucu.

Bir yılda 4,7 trilyon ödenecek

Hazine ve Maliye Bakanlığı geçtiğimiz günlerde iç borç anapara ve faiz ödemesi projeksiyonuna ilişkin son verileri açıkladı.

Buna göre bu yılın haziran ayı başından 2027’nin mayıs ayı sonuna kadarki bir yıllık dönemde 2,4 trilyon lirası anapara, 2,3 trilyon lirası da faiz olmak üzere 4,7 trilyon lira iç borç ödemesi yapılacak. Bu haziran ayı başındaki projeksiyona göre oluşmuş bir tutar.

Endeksli borçlanmalar yüzünden varsayılan tutar değişiklik gösterebiliyor. Özellikle faiz ödemesine ilişkin tutarlar döviz ve enflasyona ilişkin belli bir gerçekleşme varsayımına dayanıyor. Döviz öngörülenden çok artar, aynı şekilde enflasyon çok yüksek gerçekleşirse faiz ödemesinde kayda değer bir değişiklik olabiliyor.

Rekor ayları

Şu anki duruma göre, yani haziran ayı başında yapılan projeksiyona göre bir yıllık dönemde en yüklü iç borç anapara ödemesi 458,7 milyar lirayla bu yılın ağustosunda yapılacak.

En yüklü faiz ödemesi ise gelecek yılın nisan ayında. Nisan 2027’deki 420,5 milyar liralık faiz ödemesi zaten şimdiye kadar bir ayda yapılması gereken en yüklü faiz ödemesi.

Bu bir yıllık dönemde anapara+faiz olarak toplam en yüklü ödeme ise 604,8 milyar lira ile önümüzdeki temmuz ayında.

Toplam ödeme 18,4 trilyon

Maliye Bakanlığı verilerine göre Türkiye artık hiç iç borç almasa, döviz ve enflasyon da çok artış göstermeden, en azından Hazine’nin yaptığı son projeksiyona göre seyretse mevcut anapara ve faiz yükü 18,4 trilyon lira düzeyinde.

Tutar bu düzeyde öngörülürken gelecek yılların enflasyonunun ve döviz kuru artışının hangi düzeyde varsayıldığını bilmiyoruz ama muhtemelen resmi hedefler doğrultusunda bir varsayımda bulunulmuştur. O varsayımlar şaşarsa, hiç yeni borç alınmasa bile bu 18,4 trilyona “yukarıdan” bakar ve “Keşke o düzeyde kalınabilseydi” deriz.

Kaldı ki Türkiye’nin yeni iç borç almamak gibi bir lükse sahip olmadığı da ortada. Dolayısıyla bu 18,4 trilyon mutlaka artacak.

Akar, akar, akar; öder, öder, öder! - Resim : 1
Kaynağa Git

İlgili Haberler