Ana içeriğe geç

Balkanlar’a yeni satranç

Balkanlar’a yeni satranç
Ekonomim.com
16

Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak nitelendirirken, Avrupalı şirketlerin bu projelerde yer almasına da tüm gücüyle karşı çıkıyordu. Ancak belli ki AB içindeki ortaklarını ikna edebilmiş değil. Macaristan ve İspanya’nın petrol şirketlerinin Libya açıklarında petrol aramak için Türkiye ile ortaklık yapması kritik önemde.

Balkanlar’a yeni satranç - Resim : 1Ortadoğu’da savaşların ardından oluşan yeni denklemi artık yalnızca Gazze, Suriye ya da İran üzerinden okumak mümkün değil; Son haftalarda peş peşe yaşanan gelişmeler, yeni güç mücadele merkezinin Doğu Akdeniz ve Balkanlar’a kaydığını gösteriyor.

Libya’da Türkiye ile Mısır’ın aynı dosyada buluşmaya başlaması, Kıbrıs’ta yeni çözüm formüllerinin dolaşıma sokulması ve İsrail’in Balkanlar’da giderek görünür hale gelen diplomatik hamleleri, birbirinden bağımsız gelişmeler değil elbette.

Ortaya çıkan yeni tabloda, Washington merkezli yeni bir “bölgesel mühendisliğin” izleri hakim; Türkiye’ye Libya ve Ortadoğu’da önemli roller biçilirken, Kıbrıs dosyası ise Avrupa Birliği’nin güvenlik ve enerji mimarisi içine çekilmeye çalışılıyor gibi.

Libya’da Türkiye-Mısır ortaklığı bölünmeyi bitirebilecek mi?

Libya iç savaşında yıllarca tek bir tarafı destekleyen Türkiye, Mısır’da Sisi rejimi ile barıştıktan sonra yön değiştirdi. Ankara bugünlerde Libya’nın yeniden birleşmesi için Kahire ile birlikte hareket ediyor.

20 Haziran’da Kahire’de gerçekleştirilen ve Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ile ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’u bir araya getiren görüşmeler bu işbirliğinin ilk somut adımları oldu.

Daha düne kadar Libya’nın batısında Türkiye, doğusunda ise Mısır etkiliydi. Şimdi ise Kahire’nin Trablus’a, Ankara’nın ise Bingazi’ye uzandığı görülüyor. Mısır İstihbarat Başkanı Hasan Reşad’ın Trablus’a giderek Abdulhamid Dibeybe ile görüşmesi, hemen ardından MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Bingazi’de Saddam Hafter ile bir araya gelmesi de bu yeni ortaklığın en önemli işaretleri. Libya’da bölünmüş yapı, belli ki Türkiye ve Mısır eliyle birleştirilip, bu ülkede yeni bir düzenin ilk temelleri atılıyor.

Nitekim son aylarda Libya’da savaşan taraflar, ABD arabuluculuğuyla ilk kez ortak bir bütçe kabul ettiler. Parlamento, Devlet Konseyi ve Başkanlık Konseyi seçimlere yönelik yol haritasında uzlaşmaya çok yaklaştı. Daha da önemlisi doğu ve batı Libya güçleri ABD Afrika Komutanlığı gözetiminde ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmeye başladı.

Türkiye’nin Libya üzerinden enerji koridoru hamlesi

Tam da bu süreçte Türkiye Petrolleri’nin Libya Ulusal Petrol Kurumu ile İspanyol enerji devi Repsol ve Macar MOL şirketleriyle yeni deniz arama anlaşmasına imza atması dikkat çekici.

Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar yanlarına İsrail ve Fransa’yı da alarak Kıbrıs Adası etrafında Türkiye’yi etkisiz kılmaya uğraşırken, Ankara’nın karşı hamlesinin Libya’da geldiğini söylemek yanlış olmaz.

Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak nitelendirirken, Avrupalı şirketlerin bu projelerde yer almasına da tüm gücüyle karşı çıkıyordu. Ancak belli ki AB içindeki ortaklarını ikna edebilmiş değil. Bu açıdan bakıldığında AB üyesi iki ülkenin, Macaristan ve İspanya’nın petrol şirketlerinin de Libya açıklarında petrol aramak için Türkiye ile ortaklık yapması kritik önemde.

Kıbrıs’ta yeni formül mü hazırlanıyor?

Akdeniz’in batı ucunda, Libya üzerinden Türkiye’nin hem siyasette, hem de enerji denkleminde etkisini arttıran bu gelişmeler yaşanırken, Akdeniz’in doğusunda, Kıbrıs’ta ise durum Ankara açısından pek parlak görünmüyor.

Rum basınında yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in üzerinde çalıştığı öne sürülen plan, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın Rum tarafına bırakılması karşılığında Kıbrıs Türk tarafına siyasi kazanımlar verilmesini öngörüyor.

İddialara göre plan çerçevesinde, doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve doğrudan temas gibi uzun yıllardır Kıbrıslı Türklerin talep ettikleri çok haklı bazı adımların önü açılacak. Ancak buna karşılık güvenlik mimarisinde değişikliğe gidilecek ve Türkiye’nin etkin garantörlüğünün yerini NATO merkezli yeni bir sistem alacak.

Kıbrıs Adası üzerindeki Türkiye garantileri, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki nüfuzu açısından yaşamsal öneme sahip. Eğer gerçekten masaya gelecek plan bu ise, Kıbrıslı Türkler’e verilecek bazı küçük kazanımlar karşılığında, Ankara’nın Doğu Akdeniz denkleminden, bir daha dönmemek üzere, dışlanması söz konusu olabilir. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi (perde gerisinden Fransa) öncülüğünde, Türkiye’nin çok dikkatli olması gereken bir “siyasi mühendislik” izleri taşıyor basına sızan plan.

Kıbrıs’ta hedef Türkiye’nin stratejik derinliği mi?

Unutulmaması gereken konu şu:

Kıbrıs meselesi Türkiye açısından yalnızca bir ada üzerinde kimin egemen olacağına dair bir sorun değil. Sızan planda adları geçen Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın önemi ise sadece harita üzerindeki birkaç bölgeden ibaret değil;

Maraş, Doğu Akdeniz’in en değerli turizm bölgelerinden biri. Güzelyurt, KKTC’nin tarımsal üretim merkezi ve Türkiye’den gelen suyun hayat verdiği en verimli alanlardan biri. Mesarya ise Lefkoşa ile Gazimağusa arasındaki stratejik koridor.

Dolayısıyla bu bölgelerin statüsü yalnızca Kıbrıs Türklerinin geleceğini değil, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki savunma ve enerji stratejisini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Ankara’nın garantörlük, egemen eşitlik ve güvenlik konularında geri adım atması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu kaybetmesi anlamına gelebilir.

İsrail’in “Balkan çıkartması”

Denklemin bir diğer ayağı ise Balkanlar;

Son yıllarda İsrail’in bölgedeki görünürlüğü dikkat çekici biçimde arttı. İsrail’in hem Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, hem de Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile geliştirdiği ilişkiler artık sıradan diplomatik temasların ötesine geçmiş durumda. Arnavutluk’taki ilişkiler ağına doğrudan ABD Başkanı Trump’ın damadı Kushner bile dahil oldu. Arnavut halkı, Rama’nın Kushner ve ailesine tahsis ettiği, eğlence ve tatil merkezi yapılacak ada nedeniyle haftalardır sokaklarda protesto gösterileri düzenliyor.

Ancak asıl dikkat çeken son gelişme İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic arasındaki görüşme oldu. Görüşmede Bosna-Hersek bayrağının bulunmaması ve yalnızca Sırp Cumhuriyeti’nin sembollerinin kullanılması uluslararası basında geniş yankı uyandırdı.

İsrail Dışişleri Bakanı’nın da görüşme sonrasında “Sırplar İsrail’in gerçek dostlarıdır” mesajı vermesi ve Bosna’daki Hristiyan azınlıkların korunması söylemini öne çıkarması İsrail’in bu kez Balkanlar’da yeni siyasi istikrarsızlıkları ateşlemenin peşinde olduğunu gösteriyor.

Yeni düzenin şifresi: ABD’nin müttefiklerine “iş bölümü” ve “nüfuz alanları”

Ortaya çıkan tabloya bütün olarak bakıldığında dikkat çekici bir iş bölümü görmek mümkün.

Libya’da Türkiye ve Mısır, ABD ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle yeni siyasi dengeyi kurmaya hazırlanıyor.

Kıbrıs’ta, Türkiye’nin güvenlik rolünü yeniden tanımlamayı hedefleyen formüller dolaşıma sokuluyor. Burada devrede olan ise Avrupa Birliği.

Balkanlar’da ise İsrail, Sırbistan ve Bosnalı Sırplar üzerinden yeni nüfuz alanları oluşturuyor.

Bu gelişmeler bir araya getirildiğinde akla şu soru geliyor:

Acaba Washington öncülüğünde yeni bir bölgesel paylaşım mı şekilleniyor?

Türkiye’nin Libya, Suriye ve Ortadoğu’daki rolünün kabul gördüğü; buna karşılık Doğu Akdeniz’in Avrupa güvenlik mimarisi içinde yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir süreç peşinde mi koşuluyor?

Doğu Akdeniz ve Balkanlar, önümüzdeki dönemde yalnızca enerji ve güvenlik rekabetinin değil, küresel güç mücadelesinin de yeni cepheleri olacak gibi.

Kıbrıs’tan Libya’ya, Bosna’dan Bingazi’ye uzanan hatta yaşananlar, bölgesel gelişmelerden çok daha büyük bir stratejik dönüşümün habercisi gibi görünüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler