Ana içeriğe geç

Batının ‘özgürlük sevdası’ NATO kapısına kadarmış!

Ankara’da yapılacak liderler zirvesine muhalif gazetecileri almayan NATO, hem Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi basın kartını hiçe saydı hem de büyük bir skandala imza attı. Tek bir e-posta, Batı’nın demokrasi vizyonundaki çifte standartı bir kez daha kanıtladı.

Batının ‘özgürlük sevdası’ NATO kapısına kadarmış!
Medyaradar
16

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO); ABD ile İngiltere, Almanya, Fransa başta olmak 32 Avrupa ülkesinin kurduğu askeri ittifakın adı…

Türkiye de bu ittifakın en önemli ortaklarından biri…

Batı deyince aklınıza ne geliyor?

Özgürlükler!

Hele hele düşünce, ifade ve basın özgürlükleri!

Ama söz konusu Türkiye olunca artık klasikleşen “Batı’nın iki yüzlülüğü” devreye girdi:

Türkiye’deki iktidar yanlısı medyaya, “Özgürlük ama… Sizin dışınızdakilere!” denildi.

Yani NATO, Türk gazetelerinin önümüzdeki Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek liderler zirvesine akreditasyon talebini reddetti.

E-POSTAYLA BİLDİRDİLER!

Ret kararının iletildiği e-postada gerekçe belirtilmedi.

Haber, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Sertaç Eş’in yaptığı açıklama sayesinde ortaya çıktı.

Sertaç Eş’e NATO Stratejik İletişim Ofisi’ne bağlı NATO AkreditasyonBirimi tarafından e-posta yoluyla iletilen karar aynen şöyle.

“Ankara’da gerçekleşecek zirveyi takip etmek amacıyla yaptığınız başvuru için teşekkür ederiz. Üzülerek belirtiyorum ki, medya akreditasyon talebiniz bu sefer karşılanamıyor. Nihai olan bu kararın gerekçelerini açıklayamıyorum. Toplantının kamuya açık bölümlerini NATO web sitesinden takip edebilir ve NATO’nun çalışmalarıyla ilgili sorularınız için web sitemizdeki form üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz…”

BASIN KARTINI TANIMADILAR!

Aynı metnin Sözcü,Halk TV, BirGün gibi diğer muhalif yayın kuruluşlarına da gönderildiği öğrenildi.

İşin ilginci başvuruları reddedilen muhabirlerin neredeyse tamamı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen basın kartına sahip…

Bu yüzden bu karar sadece başvurusu reddedilen gazetecilere ve medya kuruluşlarına değil; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na yapılan büyük bir saygısızlık…

KENDİLERİ YAPINCA…

Türkiye’de bir gazetecinin mesleğini yapması engellenince… Brüksel, yani Avrupa Birliği’nin merkezi tepki gösterir!

Washington kaygılarını iletir!

Avrupa Parlamentosu üyeleri sosyal medya hesaplarından peş peşe kınama paylaşımları yapar.

“Basın özgürlüğü demokrasinin temelidir” cümlesi tekrar tekrar dolaşıma sokulur...

Peki aynı şeyi NATO ya da başka bir Batılı kuruluş yaparsa?

İşte o zaman derin bir sessizlik başlar!

TERÖRİST MUAMELESİ!

Peki; NATO, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Gazetecidir” dediği meslek mensuplarına neden, “Siz gazeteci olabilirsiniz ama bizim toplantımıza giremezsiniz” diyor.

Lütfedip gerekçe bile göstermiyor!

Gönderilen e-postada aynen şu deniliyor:

“Kararın gerekçelerini açıklayamıyorum.”

Neden?

Bizi bu ülkenin gazetecileri olarak kendi ülkemizde “potansiyel terörist” ya da “anarşist” mi ilan ediliyoruz?

Buna hangi hakla cesaret edebiliyorsunuz?

ÖZGÜRLÜK, HERKESE!

Yıllardır Türkiye'ye basın özgürlüğü konusunda ders veren kurumların ilk ciddi sınavda sınıfta kalması tam da budur.

Çünkü basın özgürlüğü, sadece sizin sevdiğiniz gazetecilerin özgürlüğü değildir.

Sadece sizinle aynı görüşü paylaşanların özgürlüğü de değildir.

Hoşunuza gitmeyen soruları sorabilecek gazetecilerin de özgürlüğüdür.

Demokrasi tam da bunun için vardır.

ERDOĞAN’IN UÇAĞI MI?

İşin daha da ilginç tarafı şu:

Türkiye’deki medya kuruluşları arasında ayrımcılık yapılıyor…

Yandaşlara verilen akreditasyon eleştirel yayın yapanlardan esirgeniyor.

Neden?

Siz, Türkiye’deki AKP iktidarının uzantısı mısınız?

Sizin toplantı salonunuz, Erdoğan’ın uçağı mı ki böyle bir ayrımcılık yapabiliyorsunuz?

Tarafsız olması gereken uluslararası bir güvenlik örgütü, gazetecileri siyasi kimliklerine göre hangi yetkiyle ayırabiliyor?

NEDEN, NEDEN, NEDEN?

NATO yetkilileri çıkıp açıklamak zorunda:

Bu saçma kararın nedeni ne?

Kimleri aldılar?

Kimleri reddettiler?

Hangi ölçütleri kullandılar?

Sorun güvenlik mi?

Kontenjan mı?

Teknik yetersizlik mi?

Yoksa gazetecilerin çalıştıkları kurumlar mı?

Bu soruların hiçbirine cevap vermeden alınan kararın adı şeffaflık değil, keyfiliktir.

***

Kısacası tek bir e-posta…

Binlerce demokrasi nutkundan daha fazla şey anlattı!

Kaynağa Git

İlgili Haberler