Ana içeriğe geç

Bernoulli mi, Pareto mu haklı çıkacak?

Bernoulli mi, Pareto mu haklı çıkacak?
Ekonomim.com
16

Dünya genelinde bağlı cihaz sayısının 2030 yılına doğru 30 milyarı aşması bekleniyor. Organik beynin sınırlarını aşan mekanik veri üretimi alabildiğine artıyor, ama iş yerlerinde bile üretilen verinin yüzde 80’inin kullanılmadan depolarda kaldığı da gerçekliklerimizden biri.

Pareto İlkesi daha sonra Murphy Yasası olarak iş yaşamında yaygınlaşan bir araca dönüşüyor: Kârın yüzde 80’i, çalışanların sadece yüzde 20’si tarafından yaratılır. Müşteri hizmeti sorunlarının yüzde 80’i, tüketicilerin sadece yüzde 20’sinden kaynaklanır. Kararların yüzde 80’i, toplantı süresinin yüzde 20’sinde alınır.

Siyasetin sığ denizlerinde çırpınışlar ve makroekonomik fetişin bıktırıcı tekrarı mı geleceğimizi güven altına alır; yoksa gelişmelerin birikimi bağlamında geçerliliğini koruyan temel kuramları sorgulamak mı? Kuramları sorgulamanın daha üretken olacağını düşünüyorum.

Bernoulli mi, Pareto mu haklı çıkacak? - Resim : 1 Tekstil makinelerinin sergilendiği fuarda dolaşırken makine üreticilerine, “Bir önceki fuara göre müşteri ihtiyaçları hangi alanlara odaklanıyor?” sorusunu yönelttim. Beklemediğim bir alanda odaklanma olduğunu öğrendim: Müşteri, iplikten kumaşa, kumaş renginden diğer özelliklerindeki eksikliklere istatistik, olasılık ve analitik işlevleriyle öne çıkan makine arıyor. Başta işgücü olmak üzere girdi azaltan, çıktıyı artıran ve rekabet gücü yaratan makine arayışı güçleniyor.

Makineciler olasılık, istatistik ve analitik temelli bir gelişmeden söz edince zihnimde yerleşik iki kuramın karşı karşıya geleceğini düşündüm: Büyük Sayılar Yasası ve Pareto Kuralı.

Büyük Sayılar Yasası kadük mü kalacak?

Mario Livio’nun “Tanrı Matematikçi mi?” kitabının “İstatistikçiler ve Olasılıkçılar: Belirsizliğin Bilimi” bölümündeki Jakob ve Johann Bernoulli kardeşlerin hikayesi son günlere kadar zihnimde yaşayan bir umudu da besliyordu. Livio, “ Olasılık ve istatistik elinizdeki birkaç veri için değil, çok sayıda veriniz varsa anlam kazanır. Büyük Sayılar Yasası olarak da bilinen bu teoremi, Ars Conjectandi (Varsayım Sanatı) adlı kitabında formüle eden Jakob Bernoulli’ ye borçluyuz” diyordu.

Büyük Sayılar Yasası, bir değişkenin uzun dönemde kararlılık göstereceğini anlatır: Elinizdeki madeni bir parayı beş kez yazı tura olasılığı için atarsanız, beşi de yazı ya da tura gelebilir.

Yazı tura atmayı sürdürür, beş bin kez tekrarlarsanız, beklenen ortalama değeri, yüzde 50’yi bulacaktır.

Gözlem ve deney sayıları arttıkça olasılıklar daha güvenilir tahmine dönüşebilmektedir; çünkü gözlemlerin ortalaması beklenen değere yaklaşır.

Bernoulli’ nin kusursuzlaştırmak için yirmi yıl çalıştığı bu teorem istatistik biliminin temel dayanaklarından biri. Büyük Sayılar Yasası, tümüyle şans gibi görünen olayların bile belli bir yasa ya da mantık içinde gerçekleştiğini söylüyor. Ünlü matematikçi diyordu ki, “Şu andan itibaren sonsuza dek her şeyi kaydetseydik, olasılık dediğimiz şey sonunda kesinliğe dönüşürdü. Biz dünyada olup biten her şeyin belli bir sebep ve yasa dahilinde gerçekleştiğini ve dolayısıyla aslında rastlantı ya da kader gibi görünen şeylerin olması gerektiği için olduğunu fark ederdik. Zaten Platon’un evrensel döngü doktriniyle kastettiği şey de buydu; sayısız yüzyıllar geçtikten sonra her şeyin başlangıcındaki durumuna dönmesi gerektiğini söylüyordu.

Livio’nun kitabını 2015 yılında birinci baskısından okuduğumuz zaman yarı iletken teknolojiler de evrenin sonsuzun okyanuslarına yelken açıyordu. Kozmik evren ile canlı evrenin en küçüklerine ve en büyüklerine erişilebilirlik geçişleri hızlanmıştı. Özellikle mobil iletişim teknolojileriyle dünyanın en kuytuda kalmış yerleriyle bağlantı kurabilme, iletişim sağlama, rekabet etme ve iş birlikleri yaparak ilerleme kapıları ardına kadar açılıyordu. Süreçleri uçtan uca gözleyebilecek, izleyebilecek, değerlendirecek ve geribildirimlerle sapmaları belirleyerek, aksaklıkları onaracak, geniş anlamda bütün kaynaklarımızı verimliliklerini artıracak gelişmeler ufukta belirmişti

Olasılık ve istatistik, ekonomist, siyaset bilimci, genetikçi, sigorta şirketleri gibi çok geniş alanlarda iş gören, geniş ölçekli verileri anlamlandırmaya çalışanların önemli silahıydı. Yarı iletken teknolojinin erişme, ölçme, sayma, görselleştirme alanındaki ilerlemeleri belirsizliği aşacağımız umudunu güçlendiriyordu.

Büyük verideki sıçramalar değişik kaynaklarda yer alıyor, ama ben Akan Abdula’nın yazısındaki verileri paylaşmanın yeterli olacağını düşündüm: 2000 yılında dünya genelinde dijital veri miktarının 2 zettabyte’ın altında olduğu tahmin ediliyor. Çeyrek yüzyıl sonrasında bugün 150 zettabyte düzeyini aştığı tahmin ediliyor. İki yıl sonra bu rakamın yaklaşık 400 zettabyte’a çıkacağı hesaplanıyor. İnsanlık her gün 400 milyon terabyte veri üretiyor.

Dünya genelinde bağlı cihaz sayısının 2030 yılına doğru 30 milyarı aşması bekleniyor. Organik beynin sınırlarını aşan mekanik veri üretimi alabildiğine artıyor, ama iş yerlerinde bile üretilen verinin yüzde 80’inin kullanılmadan depolarda kaldığı da gerçekliklerimizden biri. Verinin yüzde 80’inin işlenememesi zihnimizi bulandırıyor ve soruyorum: Vilfredo Pareto bir kez daha haklı mı çıkıyor?

80/20 kuralı işleyecek mi?

Varlıklı bir çevreden geldiği halde Pareto dış görünüşüne aldırış etmeyen biriydi. İktisatçılar dünyasında anıtsal eseri Trattato di Socioelogia Generale’yi yazarken bir çift ayakkabı ve bir takım elbiseyle yetindiği anlatılır.

Pareto yirmi yıl kadar demiryolu mühendisi olarak çalışıyor. Sonra ne ürettiğimiz, nasıl ürettiğimiz ve kimler için ürettiğimiz merakının peşine düşüyor. Demiryolu mühendisliği sonrasındaki hayatını iktisat bilimini Newton’un Principia’sında formüle edilen yasalara yakın ilke, kural ve yasalarla tanımlanabilir bir disiplin haline getirmeye adıyor.

Sorgulama merakın hiç söndürmeyen bilim insanlarından biridir. Çalışmaları üç ciltlik Trattato ile yararlı bilgi üretiminin doruklarında bir esere dönüşüyor. Eser, iktisatçılar ve sosyologların esin kaynağı olma özelliğini bugün de koruyor.

Albert-Laszlo Barbasi, Bağlantılar kitabında onun ekonomik eşitsizlikler konusunda dikkatli bir gözlemci olduğunu, İtalya’daki toprakların yüzde sekseninin nüfusun yüzde yirminin elinde olduğunu gözlediğini anlatıyor. Bahçesinde yetiştirdiği bezelyelerin yüzde sekseninin, tohumların sadece yüzde yirmisinin elde edildiğini gözlemliyor. Gözlemler bugün Pareto Kuralı ya da Pareto İlkesi diye bilinen zihinsel araç çantamızdaki yerini alıyor.

Pareto İlkesi daha sonra Murphy Yasası olarak iş yaşamında yaygınlaşan bir araca dönüşüyor: Kârın yüzde 80’i, çalışanların sadece yüzde 20’si tarafından yaratılır. Müşteri hizmeti sorunlarının yüzde 80’i, tüketicilerin sadece yüzde 20’sinden kaynaklanır. Kararların yüzde 80’i, toplantı süresinin yüzde 20’sinde alınır.

Büyük verinin yüzde 80’i raflarda kalıyor, işlenemiyor, yararlı bilgiye dönüşmüyorsa, Pareto bir kez daha haklı çıkar. O zaman teknolojinin yarattığı gözleme, izleme, ölçme, sayma görselleştirme, kaydetme konularında ilerlemesinin yarattığı büyük veri için Bernoulli’nin “ Herşeyi gözleyip kaydetseydik, olasılık dediğiniz şey en sonunda kesinliğe dönüşürdü, biz dünyada olan biten her şeyin belli bir sep ve yasa dahilinde gerçekleştiğini ve dolayısıyla, tesadüf ya da kader zgörünnen şeylerin olması gerektiği için olduğunu fark ederdik” tezi kadük kalır mı?

Yapay zekâ işleme kapasitelerinin veri üretimi kapasitesini aşması belirsizliği sınırlama konusunda umut yaratan bir teknolojik geçiş mi?

Yapay zekâ konusundaki tartışmaları biraz da köklü kuramlar penceresinden değerlendirmemiz tünelin ucundaki ışığı görmemizi sağlayabilir; umudumuzun canlı ve diri tutmamıza destek olabilir.

Siyasetin sığ denizlerinde çırpınışlar ve makroekonomik fetişin bıktırıcı tekrarı mı geleceğimizi güven altına alır; yoksa gelişmelerin birikimi bağlamında geçerliliğini koruyan temel kuramları sorgulamak mı?

Kuramları sorgulamanın daha üretken olacağını düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Kaynağa Git

İlgili Haberler