Ana içeriğe geç

Zeytin Ağacı: Bir diziden fazlası

Elçin Demiröz yazdı...

Zeytin Ağacı: Bir diziden fazlası
Odatv
16

Bir diziye veda etmek sadece bir yapıma değil, kendimizin de bir dönemine veda etmek gibi...

Üç sezondur aynı kıyıda buluştuğumuz, aynı ağaçların gölgesinde nefes aldığımız, aynı yaraların kabuk bağlayışına tanıklık ettiğimiz Zeytin Ağacı artık son sözünü söylüyor. İlk ve ikinci sezonlarını yorumladığım yazılarımda bile kendi dönüşümüme tanık olurken aynı 3. sezonun kendisi gibi bu yazım da sözünü en net, en keskin yerden söyleyen olacak. Çünkü bu sezonda izleyicinin kalbine düşen bir ateş var, sonrasında da unutulmaz bir iz... Üstelik baştan beri merkezine aldığı “spiritüel” (gibi görünen) perspektifi çok daha genişleterek, herkesin hayatına dokunan bir final yapıyor. Ki gözyaşlarına engel olabilmek gerçekten çok zor!

Senaryosunu Nuran Evren Şit'in üstlendiği, yönetmenliğini de Erdem Tepegöz’ün yaptığı, dizide Tuba Büyüküstün, Seda Bakan, Boncuk Yılmaz, Rıza Kocaoğlu, Füsun Demirel gibi oyunculara bu sezon Özgür karakteri ile Şükrü Özyıldız, Ada’nın kız kardeşi Deniz rolünde İlayda Akdoğan, Eleni’nin yeni şefi Yorgo ile de Berk Cankat ekleniyor.

SONUN BAŞLANGICI

Üçüncü sezon, İspanya'da yürüttüğü bilimsel araştırmaların ardından Ayvalık'a dönen Ada'nın, uçakta tanıştığı Özgür'le yollarının kesişmesiyle açılıyor. Ancak bu kez Ada'nın yolculuğu yalnızca aşka değil, hayata bakışına da uzanıyor. En büyük hayali, hastalarına yalnızca reçete yazan değil; onların bedenleri kadar ruhlarını da iyileştirmeye odaklı bir hekim olarak bütüncül bir klinik kurmak... Bilimle sezgiyi aynı çatı altında buluşturma arzusu, aslında üç sezondur adım adım tanık olduğumuz dönüşümünün de somut bir karşılığı niteliğinde... Özgür, öte yandan Ada'nın hayatına yalnızca bir yol arkadaşı olarak girmiyor; onu yıllardır eksik kalan hikayesine götüren; hatta tesadüf gibi görünen ama tevafuka dönüşmüş bir karmanın sanki bedenleşmiş hali. Bir anda ortaya çıkan kız kardeşi Deniz, Ada'nın yalnızca aile hikayesini değil, hayata bakışını da kökten değiştiriyor.

Diğer tarafta Sevgi ve Fiko, kimsesiz bir çocuğu evlat edinmenin eşiğinde yepyeni bir hayata hazırlanırken Fiko'nun yıllardır ortalarda olmayan babasının ansızın Adana'dan çıkıp gelmesi bütün dengeleri değiştiriyor. Leyla cephesinde ise Eleni Meyhanesi'nin giderek büyüyen başarısına bu kez karşı kıyıdan gelen yakışıklı şef Yorgo eşlik ediyor; Yorgo'nun gelişi yalnızca mutfağın değil, Leyla'nın da duygularının altını üstüne getiriyor. Ne var ki sezonda anlatacak çok şey var hikayeler zaman zaman olması gerekenden hızlı ilerliyor. Karakterlerin iç dünyasında daha uzun soluklu işlenebilecek bazı kırılmalar, sanki büyük finale yetişme telaşıyla akıp gidiyor. Aslında yapım bu telaşta haksız da sayılmaz; çünkü bütün yollar, izleyiciyi asıl sarsacak son perdeye çıkıyor. Ve o final... Belki de dizinin geri kalanından hem çok ayrı ama hem de o bütüne hizmet eden bir “tamlıkta” konuşulmayı hak ediyor. Çünkü yalnızca karakterlerin hikayesini tamamlamıyor; vedanın üzerine söyledikleriyle de izleyicinin hafızasında uzun süre iz bırakacağa benziyor.

Zeytin Ağacı: Bir diziden fazlası - Resim : 1

RUH İYİLEŞMEDEN BEDEN İYİLEŞMİYOR

Zeytin Ağacı, başlangıcından bugüne aslında tartışmalara sahne olan spritüel bir açı taşıyor. Ama bu noktada önemli bir ayrım var; hiçbir zaman bilimi küçümseyen bir hikaye anlatmamış olması… Tam tersine, bilimin insan hayatındaki vazgeçilmez yerini korurken başka bir soru sordu:

"Ya insan, laboratuvara sığmayacak kadar karmaşıksa?"

En başlarda somut, bilimsel gerçekliğe bağlılığıyla öne çıkan Ada'nın inancı, final sezonunda tamamen değişmiş durumda. Hayatı mikroskop altında inceleyen bir hekim olarak başını kaldırıp, insanın duygularına, yaralarına, travmalarına, kısaca insanın bütününe bakmayı önceliğine alıyor.

Ve belki de dizinin en cesur tarafı tam olarak bu.

Günümüz tıbbı artık yalnızca ruhsal iyilik halinin bedeni etkilediğini değil, kronik stresin, travmanın ve uzun süreli yasın bağışıklık sisteminden hormonal dengeye kadar birçok süreci değiştirebildiğini kabul ediyor. Homeopati, psikonöroimmünoloji gibi disiplinler, beden ile ruh arasındaki ilişkinin sandığımızdan çok daha güçlü olduğunu yıllardır araştırıyor ve özellikle kronik hastalıklara yönelik çarpıcı tedaviler sunuyor. Zeytin Ağacı ise bilimsel bir tez ortaya koymaktan çok, bu gerçeğin duygusal tarafını anlatmayı seçiyor. Çünkü beden kimi zaman ruhun biriktirip de söyleyemediği şeyleri semptomlar yoluyla anlatmaya çalışıyor.

Söylenemeyen bir cümle, atlatılamayan bir kaza veya yaşanamayan bir yas sadece bu hayatta değil, epigenetikle de nesilden nesle aktarılabiliyor.

Baskılandıkça daha derinlere itiliyor.

Ve kronikleşiyor.

Belki de izleyici, kendi bedeninin de bir yerinde bugüne kadar susmuş olan bir hikayeyi, durmuş bir saati bu dizi yoluyla yeniden hatırlamış olabilir. Hatta geçmişine veya kendine dönerek, o saati yeniden çalıştırmış bile…

Dizinin dünyaya açılırken Another Self adını seçmesi de bu yüzden tesadüf değil. Biri köklere bakıyor, diğeri dallara. Biri nereden geldiğimizi anlatıyor, diğeri bütün bunlara rağmen kim olabileceğimizi… Aslında ikisi de insanın bütününe hizmet eder nitelikte… Ve hepsi insana ait.

İnsan, köklerini seçemiyor.

Fakat o köklerden nasıl bir ağaç olacağını seçebiliyor.

Yıllar sonra bu diziyi, gördüğü uluslararası başarı ve aldığı ödüllerden çok, kim bilir kaç insanın annesini anlamaya çalışmasına, babasını affetmesine, kendi çocuğuna başka bir miras bırakmaya karar vermesine ve en önemlisi ruhunu yeniden hatırlamasına olduğu vesile ile anacağız.

Tıpkı bir zeytin ağacı gibi…

Sessizce.

Kök salarak.

Ve gölgesini, hiç tanımadığı insanlara bırakacak kadar da cömertçe…

Elçin Demiröz

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler