Ana içeriğe geç

İlker Başbuğ: ‘Liderler için en kritik nokta veya an, tepe noktasına ulaştıkları zamandır!’

Yakın tarih konusunda 20’ye yakın inceleme kaleme almış Türk Silahlı Kuvvetlerinin 26. Genelkurmay Başkanı, yazar İlker Başbuğ, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan Yarım Yüzyıla Sığan Büyük Dönüşüm (1789-1839) adlı yeni çalışmasında konu aldığı yüzyılı yalın bir dille hikâye ederek ve keyifli bir okuma sağlayarak kaleme alıyor. Amerikan Bağımsızlık Savaşı ile Fransız Devrimi’nin arkasındaki asıl neden ekonomi midir? Osmanlı devleti bir şeriat devleti miydi? Lev Tolstoy’un tarih tezi nedir? Bu tez ne kadar gerçekçidir? Tolstoy, Napolyon’u nasıl değerlendiriyordu? II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak için neden 18 yıl bekledi? Bu reformu daha önce yapamaz mıydı? Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa Harbiye’yi 1825’te açarken Osmanlı İmparatorluğu’nda Harbiye neden 1835’te açıldı? Hepsi ve daha fazlası İlker Başbuğ’un yeni incelemesinde merceğe aldığı sorular.

İlker Başbuğ: ‘Liderler için en kritik nokta veya an, tepe noktasına ulaştıkları zamandır!’
Cumhuriyet
16

Fotoğraf: VEDAT ARIK

Karşılaştırmalı analizler genellikle zorlu bir okuma sunar. Yazarlar tarihsel gerçeklikler ışığında sözü gereğinden fazla uzatırsa konudan kopulur, özetlemelere sıklıkla ihtiyaç duyulur.

Yakın tarih konusunda 20’ye yakın inceleme kaleme almış Türk Silahlı Kuvvetlerinin 26. Genelkurmay Başkanı, yazar İlker Başbuğ, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan Yarım Yüzyıla Sığan Büyük Dönüşüm (1789-1839) adlı yeni çalışmasında ise konu aldığı yüzyılı yerinde bir yaklaşımla çok daha net ve yalın bir dille hikâye ederek ve keyifli bir okuma sağlayarak kaleme alıyor.

Amerikan Bağımsızlık Savaşı ile Fransız Devrimi’nin arkasındaki asıl neden ekonomi midir? Osmanlı devleti bir şeriat devleti miydi? Lev Tolstoy’un tarih tezi nedir? Bu tez ne kadar gerçekçidir? Tolstoy, Napolyon’u nasıl değerlendiriyordu?

II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak için neden 18 yıl bekledi? Bu reformu daha önce yapamaz mıydı? Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa Harbiye’yi 1825’te açarken Osmanlı İmparatorluğu’nda Harbiye neden 1835’te açıldı? Hepsi ve daha fazlası İlker Başbuğ’un yeni incelemesinde merceğe aldığı sorular.

Başbuğ’un Osmanlı İmparatorluğu tarihi ile özellikle Avrupa tarihini karşılıklı olarak analiz ve sentez etmeye yoğunlaştığı kitabında öğrenirken girdaplarda kaybolmuyorsunuz. Kendinizi tarih dersi alır gibi hissetmiyor, adeta söz konusu yüzyılın bir parçası olarak o anlara yolculuyorsunuz.

Yarım Yüzyıla Sığan Büyük Dönüşüm’ün bir önemli özelliği de kahramanlık türkülerinin söylenmediği, kimsenin yerli yersiz düşmanlaştırılarak sağduyulu bir aktarımın / irdelemenin gölgelenmediği bir çalışma olması.

Kim kimdir? Neden böyledir? Koşullar nasıldır? Tüm tarafların ayrı ayrı yerinde olsanız siz neleri yapardınız ve/veya yapmazdınız diye düşündürüyor. Hataları idrak edip kendi adına dersler çıkarırken günümüze ihraç olmuş kimi devrimsel atılımların yeşerme / tohumlanış anlarıyla da merhabalaştırıyor.

İlker Başbuğ ile yeni incelemesini konuştuk.

‘FRANSIZ DEVRİMİ BIRAKIN YALNIZ 19. YÜZYILI ETKİLEMEYİ, BUGÜNÜ BİLE ETKİLEMEKTEDİR!’

GAMZE AKDEMİR- Yarım Yüzyıla Sığan Büyük Dönüşüm (1789-1839) adlı yeni çalışmanızın temel amacını açmanızı rica ederek başlamak isterim söyleşimize.

İLKER BAŞBUĞ - Lev Tolstoy dev yapıtı Savaş ve Barış’ta tarih tartışmaları için önemli bir tespit yapmaktadır: “Bir şeyi diğerlerinden ayrı olarak ele almak, kendi içinde hatalıdır.”

Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan olayların, aynı dönemlerde özellikle Avrupa’da yaşanan olaylara değinmeden analiz ve sentezlerini yapmaya çalışmak kanımca bir eksikliktir.

Bu nedenle kitabın temel amacı, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa ülkelerinin aynı dönemlerdeki tarihlerinin “karşılaştırmalı yöntem” ile ele alınarak neden ve sonuç ilişkilerine dayanan analiz ve sentezlerini yapmaktır.

AKDEMİR- 19. yüzyıl “uzun bir yüzyıl” olarak tanımlanıyor. Siz bu yüzyılı 1789 Fransız Devrimi ile 1914 I. Dünya Savaşı’nın başlangıcı arasındaki dönem olarak ele alıyorsunuz. Neden?

BAŞBUĞ - Bu sorunuzu da Lev Tolstoy’un bir sözüne dayanarak yanıtlandırmaya çalışacağım: “Hiçbir olayın başlangıcı yoktur ve olmayacaktır, çünkü olaylar hep bir başka olayın fasılasız devamıdır.”

18. yüzyılın son çeyreğinde iki devrim yaşandı: 1776 Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Amerikan Devrimi.

Aslında bu olay 1789 Fransız Devrimi’ni ateşleyen nedenlerin başında gelmektedir. Fransız Devrimi ise bırakın yalnız 19. yüzyılı etkilemeyi, bugünü bile etkilemektedir.

Dolayısıyla tarihçilerin büyük çoğunluğu 19. yüzyılın başlangıcı olarak Fransız Devrimi’ni, bir kısmı ise Amerikan Devrimi’ni kabul etmektedir.

Image

Fotoğraf: VEDAT ARIK

DEVRİM VE KURUMSALLAŞMA!

AKDEMİR- Amerikan Devrimi ile Fransız Devrimi’nin arkasındaki ana nedenleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAŞBUĞ - Tarihi ve sosyal olayları elbette tek bir nedene dayandıramayız. Ama Amerikan ve Fransız devrimlerinin arkasındaki temel neden ekonomidir. Devrime dönüşen çatışmalar ekonomik hakların korunması amacıyla başlamış ve daha sonra da başlangıçta pek düşünülmemiş ve planlanmamış bir şekilde devrime dönüşmüştür.

Britanya hükümetinin 1767 Haziran ayında çıkardığı bir yasa ile Amerikan kolonilerinin ithal ettiği çay, kâğıt, cam gibi maddelere uygulanan vergileri artırması, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’na neden olmuştur. Fransa’da Danışma Meclisi’nin 1789 yılı Şubat’ında vergi konusunda halkın istediği kararları alamaması da Fransız Devrimi’ni tetikleyen ana olay olmuştur.

AKDEMİR- 19. yüzyılın bir yarısına damgasını vuran ana olay, ana devrim hiç kuşkusuz Sanayi Devrimi. Ve Sanayi Devrimi, Britanya İmparatorluğu’nda gerçekleşiyor. Neden Britanya İmparatorluğu?

BAŞBUĞ - 15 Haziran 1215’te İngiltere’de ilan edilen Magna Carta ile İngiltere demokratikleşmeye dünyada adımını atan ilk ülke oldu. Bu devrimi kurumsallaşma faaliyetleri takip etti. İngiltere’de 1694’te Merkez Bankası kurulmuştu. İngiltere; 17. yüzyılda parlamenter bir meclisin kontrol ettiği bir monarşiye dönüşmüştü.

Britanya İmparatorluğu’nun bir ada devleti oluşu, İskoçya ve İrlanda’nın İngiltere’ye katılması ile de siyasi bütünlüğün sağlanması onlara büyük bir jeopolitik üstünlük sağlıyordu.

Bütün bunların yanında İngiltere’de bir tarım devriminin Hollanda’dan sonra burada gerçekleşmesi ile sanayi devrimi için gerekli sermaye birikimine ulaşılmıştı. Tabii bütün bu nedenlerin yanında İngiltere’nin şanslı bir ülke olduğu da unutulmamalı. İngiltere, Sanayi Devrimi’nin başlangıcında ihtiyaç duyduğu enerji kaynağını elinde buldu: Kömür. Kömür yatakları hem yeterliydi hem de kolaylıkla çıkarılabilecek derinlikteydi.

‘BAZI TARİHÇİLERE GÖRE SANAYİ DEVRİMİ, FRANSIZ DEVRİMİ’Nİ YEDİ BİTİRDİ!’

AKDEMİR- Sanayi Devrimi’nin yarattığı koşulların eşitsizlikleri körüklediğine ve “asimetrik bir verimlilik artışı yüzyılı”na neden olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

BAŞBUĞ - Bazı tarihçilere göre Sanayi Devrimi, Fransız Devrimi’ni yedi bitirdi. 19. yüzyıl sanayide asimetrik bir verimlilik artışının yaşandığı bir yüzyıldı. Asimetriklik, endüstriyel üretimde verimliliğin artışının kıtalar arasında çok eşitsiz dağılmış olmasıydı.

1913 yılına gelindiğinde sanayileşme seviyesi en düşük bölgelerdeki kişi başına gelir, sanayileşmiş olanların üçte biri kadardı. Daha da önemlisi, sanayileşmiş ülkeler okuma-yazma sorununu neredeyse çözmüşken diğerlerinde nüfusun ancak yüzde 25’i okuryazardı.

Sonuçta sanayileşmiş merkez ülkeler “sömüren”, sanayileşmiş ülkelere ham madde sağlayan ve onlara pazar olan ülkeler ise “sömürülen” çevre ülkeleri hâline dönüşmüştü.

Image

DİYALEKTİK YÜZYIL!

AKDEMİR- “Diyalektiğin temel yasası harekettir”den hareketle bu değişim 19. yüzyıla ilişkin sunduğunuz tarih resmine nasıl yansıdı?

BAŞBUĞ - Sanayi devrimi burjuvazi sınıfının güçlenmesini sağladı. Siyasi iktidarda bulunanlarda aldıkları kararlarla ve uygulamalarla burjuvazi sınıfını destekledi. İşçi sınıfı ise artan üretimden yeterli seviyede yararlanamıyordu.

Başta Karl Marx olmak üzere siyasi düşünürler, her ekonomik sistemin zamanla kendi iç çelişkileri nedeniyle dönüşüme uğrayacağını savunuyordu.

Nasıl feodalizm kapitalizmi yarattıysa, bir gün kapitalizm de sosyalizme dönüşecekti. Bu dönüşümü de kapitalizmin yarattığı işçi sınıfı yani proletarya gerçekleştirecekti. Ancak Marx’ın bu teorisi Avrupa’da gerçekleşmeyecekti.

AKDEMİR- Napolyon Bonapart hiç kuşkusuz 19. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran bir liderdi. Napolyon’u felakete sürükleyen neydi?

BAŞBUĞ - Liderler için en kritik nokta veya an, tepe noktasına ulaştıkları zamandır. Artık burada kalmaya çalışmalılar ve daha ileriye gitmekten kaçınmalıdırlar.

Napolyon, 1805 yılındaki Ulm ve Austerlitz zaferleri 1806’daki Jena zaferleri ile adeta tepe noktasına, zirveye ulaşmıştı. Tilsit’te 25 Haziran 1807 günü Fransa ile Rusya arasında imzalanan barış antlaşması ile Napolyon artık Avrupa’da gücünün doruğuna varmıştı.

Bu noktada duramadı. Avrupa’nın artık tek hâkimi olduğunu düşünüyordu. Napolyon’un 11 Nisan 1814 günü başlattığı Moskova Seferi adeta onun sonunu hazırladı.

‘RUS DEVRİMCİSİ VE FİLOZOFU GEORGİY V. PLEHANOV’UN DÜŞÜNCESİNE DAHA YAKINIM!’

AKDEMİR- Tolstoy’un savunduğu tarih tezine siz ne kadar katılıyorsunuz?

BAŞBUĞ - Tolstoy, insanların kendilerinin serbest hareket ederek tarih yaptıklarına inandıklarını ama gerçekte tarihi olaylar üzerindeki sayısız etkenlerin insanların kontrolü altında olmadığını savunmaktadır. Ona göre, en güçlü ve kudretli krallar bile tarihin birer kölesidir.

Ben bir Rus devrimcisi ve filozofu olan Georgiy V. Plehanov’un (1856 / 1918) düşüncesine daha yakınım. Plehanov, bireylerin, kişiliklerinin belirli özellikleri sayesinde toplumun kaderini etkileyebileceğini düşünüyordu.

Ama bunun iki koşulu vardı: Birincisi; kişinin, yani liderin ortaya koyduğu düşünce veya çözümler toplumsal ihtiyaçlarla uyumlu olmalıydı. İkincisi ise mevcut toplumsal düzen, liderin önünü yani yolunu kapatmamalıydı.

19. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU!

AKDEMİR- Şimdi, Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili konulara girmek istiyorum. Osmanlı İmparatorluğu için 19. yüzyıl genel anlamda nasıl bir yüzyıl oldu?

BAŞBUĞ - 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için artık her savaştan sonra egemenliği altında bulunan milletlerin birer birer bağımsızlıklarını kazanarak imparatorluktan koptukları bir dönem oldu.

İmparatorluğun Balkanları kaybetmesi, imparatorluğu yıkılmaya doğru sürükledi. Balkanlar deyince sadece olayı toprak olarak görmeyin. Bu bölge aynı zamanda Osmanlının ekonomik gücünün de önemli bir kaynağı idi. Bir de buna nüfuzu eklerseniz sorunun önemi daha çok ortaya çıkar.

AKDEMİR- III. Selim’in dönemi, 19. yüzyıl Osmanlısında nasıl bir geçiş dönemidir?

BAŞBUĞ - III. Selim, Avrupa’nın ileriliğine ve üstünlüğüne inanıyordu. Osmanlı devleti, örgütleri ve zihniyetiyle Batı dünyasından çok farklı bir yerdeydi. III. Selim ordunun yenileştirilmesine öncelik verdi.

Ancak Nizam-ı Cedid olayına başlangıçta dört elle sarılırken daha sonra kararsızlıklar gösterdi. Bazı uygulamalarda çekingen kaldı. Bir başlangıcı gerçekleştirdi. Ama başarısız oldu.

Image

Fotoğraf: VEDAT ARIK

‘II. MAHMUD, BENCE, CUMHURİYET’E KADAR ULAŞACAK GELECEĞE GİDEN YOLU AÇTI.’

AKDEMİR- Osmanlı İmparatorluğu’nda asıl büyük dönüşümlerin gerçekleştiği II. Mahmud dönemi neden başarılar dönemi olmaktan çok başlangıçlar dönemi oldu?

BAŞBUĞ - İlk önce şunu söylemeliyim: II. Mahmud yenileştirme çalışmalarında muhteşem bir savaş içinde oldu. Yılmadan ve korkmadan çalıştı. Bence Cumhuriyet’e kadar ulaşacak geleceğe giden yolu açtı.

Karşılaştığı temel sorun zamanlamayla ilgiliydi. Ayanlarla savaşa öncelik verdiği için, kendi açısından haklı olarak, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması için neredeyse 18 yıl bekledi, zaman kaybetti. Adalet, eğitim, kurumsallaşma ve toplumsal alanlarında attığı adımlar yaşamsaldır, çok önemlidir.

II. Mahmud’un ekonomi alanında yeterli adımları atmadığı ve Harbiye’yi açmak için neden 1835 yılına kadar beklediği için sorgulayabiliriz. Ancak, elbette onun da haklı nedenleri vardı: Süregelen savaşlar ve özellikle 1821 yılında başlayan Mora İsyanı ve Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile yaşanılan kanlı savaşlar ona çok zaman kaybettirdi.

OSMANLI DEVLETİNE KARŞI AYAKLANAN KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA VE AVRUPA SORUNU!

AKDEMİR- Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın Osmanlı devletine karşı ayaklanması nasıl ve neden bir “Avrupa sorunu”na dönüştü?

BAŞBUĞ - Kavalalı Mehmed Ali Paşa, İstanbul tarafından Mısır’a vali tayin edilen okuryazar olmayan birisiydi. Fakat, inanılmaz derecede zeki, kararlı, enerjik ve sert karakterli birisiydi. Avrupa’daki yenilik hareketlerini İstanbul’dan önce görmüş ve uygulamaya başlamıştı. Örneğin, Mısır’da Harbiye, 1825 yılında açılmıştı.

Rusya bu süreçte başrolü oynadı. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın kuvvetlerinin Konya’ya kadar gelmesi ve ilerlemeye devam ederek İstanbul’u ele geçirmesi, Osmanlı devletinin yerini onun kuracağı kuvvetli bir devletin almasına yol açabilirdi. Oysa o andaki Osmanlı devleti adeta Rusya’nın “koruması” altına giriyordu. Bu düzen korunmalıydı.

Fransa elbette Kavalalı’yı destekliyordu. Başlangıçta Britanya İmparatorluğu biraz tarafsız kaldı ise de Rusya’nın Boğazlar üzerindeki emellerinin ortaya çıkması karşısında Osmanlı devletinin yanında yer aldı. Böylece bu çatışma bir “Avrupa sorunu”na dönüştü.

AKDEMİR- Yeni çalışmanızın konusu hakkında bilgi vermenizi rica ederek bitirelim söyleşimizi.

BAŞBUĞ - 1789-1839 yılları arasındaki dönemi kapsayan Yarım Yüzyıla Sığan, Büyük Dönüşüm kitabımın hazırlığı sürecinde çok şey öğrendim. Bazı olaylara bakış açım değişti. Bu nedenle bu kitabın devamı üzerinde çalışmayı istiyorum.

Yarım Yüzyıla Sığan Büyük Dönüşüm (1789-1839) / İlker Başbuğ / Kırmızı Kedi Yayınevi / 280 s. / 2026.

Kaynağa Git

İlgili Haberler