Hong Kong Saray Müzesi (HKPM) ile Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezi, İpek Yolu mirasını Doğu Asya’da sergileme iddiasıyla uzun vadeli ve dev bütçeli bir iş birliği protokolüne imza attı. Uluslararası küresel sanat mecralarının da yakından takip ettiği anlaşma kapsamında, Özbekistan’ın zengin arkeolojik ve etnografik koleksiyonları ile Taşkent’teki merkezde muhafaza edilen nadir eserler önümüzdeki dönemde Hong Kong’da izleyiciyle buluşacak.
Ortaklık çerçevesinde Orta Asya’nın antik dönemlerine, İslam altın çağına ve İpek Yolu ticaretine ait eşsiz seramikler, mimari çiniler, tarihi el yazmaları ve geleneksel Zerdüzî dokumaları Hong Kong Saray Müzesi’nin tematik sergilerine taşınacak. İki kurum arasındaki protokol yalnızca eser transferiyle sınırlı kalmayıp; tarihi eser restorasyonu, arkeolojik koruma teknikleri, dijital arşivleme ve müzeler arası uzman değişimi gibi geniş bir akademik ağı da kapsıyor.
AYNI MİRASIN İKİ YÜZÜ: ÖZBEKLER VE UYGURLARIN KARDEŞLİK BAĞI
Pekin yönetimi ile Taşkent arasındaki ticari ve siyasi hatları ‘kültürel diplomasi’ zemininde pekiştiren bu hamle, Özbekistan’ın Doğu Asya’daki en geniş kapsamlı müze hamlesi olarak pazarlanıyor. Ancak uluslararası sergi vitrinlerinde İpek Yolu’nun ‘kültürel çeşitliliği ve hoşgörüsü’ övülürken, projenin arkasındaki siyasi ve bölgesel gerçeklikler sanat kamuoyunda mesafeli bir kuşkuyla karşılanıyor.
Meseleyi derin bir çelişkiye dönüştüren asıl unsur ise sergilenen mirasın tarihsel kimliğinde yatıyor. Dilden edebiyata, müzikten mimariye kadar aynı Çağatay Türkçesi geleneğini ve Karahanlı mirasını paylaşan Özbekler ile Uygur Türkleri, tarihsel ve kültürel olarak etle tırnak gibi ayrılmaz bir bütünü oluşturuyor. Pekin yönetimi Taşkent üzerinden bu ortak ata mirasını Hong Kong vitrinlerinde prestij unsuru olarak sunarken; aynı kültürün Doğu Türkistan’daki yaşayan temsilcileri olan Uygur Türklerini asimilasyon politikalarıyla yok saymaya devam ediyor.
DOĞU TÜRKİSTAN’IN KÜLTÜREL MİRASI ASİMİLE EDİLİYOR

Doğu Türkistan’ın en büyük ve tarihi camilerinden biri olan Kaşgar’daki ‘İydgah Camii’ Pekin hükümetinin baskı uyguladığı Uygur kültür mirasları arasında.
Hong Kong Saray Müzesi ile Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezi arasındaki iş birliği Doğu Asya’da ‘tarihi İpek Yolu mirası’ söylemiyle duyurulurken, küresel kültür kamuoyunda madalyonun diğer yüzü tartışılıyor. Pekin yönetimi bir yandan uluslararası sergiler aracılığıyla Orta Asya Türk-İslam coğrafyasının tarihi eserlerini estetik bir vitrin olarak sunarken; diğer yandan Doğu Türkistan’da Uygur kültürünün taşıyıcısı olan aydınları hedef alıyor. KARAR’ın daha önce defalarca gündeme getirdiği üzere; Uygur folklorunu kayıt altına alan dünyaca ünlü etnolog Prof. Dr. Rahile Dawut müebbet hapse mahkûm edilirken, On İki Makam icracısı Sanubar Tursun ve müzisyen Ablajan Awut Ayup gibi sanatçılar toplama kamplarında veya gözaltılarda sessizliğe gömüldü. Sanat tarihçileri ve bağımsız gözlemciler, dev bütçeli uluslararası müze projelerinin Pekin’in bu insan hakları ihlallerini ve bölgesel kültürel tahribatı gölgeleme stratejisinin bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.
ÇİN MÜZELERİNDE UYGUR KİMLİĞİ NASIL YOK SAYILIYOR?

Temmuz 2022’de kapılarını açan ve Pekin yönetimi tarafından doğrudan fonlanan Hong Kong Saray Müzesi, Çin’deki diğer müzeler gibi küresel insan hakları ve kültür örgütlerinin merceği altında. Birleşmiş Milletler (BM) raporları, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Doğu Türkistan İnsan Hakları Projesi (UHRP) tarafından yayımlanan belgelere göre; Pekin yönetimi Doğu Türkistan’daki camileri, tarihi mimariyi ve yazılı eserleri tahrip ederken, bu coğrafyaya ait etnografik mirası müzeler aracılığıyla dönüştürüyor. Müzelerde sergilenen veya yayınlarda yer verilen eserlerde Uygur Türklerinin özgün kimliği ve bağımsız tarihi yok sayılarak; ‘Çin ulusunun bölünmez parçası ve Çin İpek Yolu kültürü’ etiketiyle araçsallaştırılıyor. Akademisyenler ve sanat eleştirmenleri, 2022’de kurulan Hong Kong Saray Müzesi’nin üstlendiği bu rolü de Pekin’in bölgesel hafıza kıyımını perdeleme ve ‘kültürel aklama’ hamlesi olarak tanımlıyor.