Ana içeriğe geç

3 bin yıllık hafıza silip süpürdü: ABD-İsrail ortaklığının arkasındaki gizli gerçek ne?

Emekli Amiral Cem Gürdeniz ve emekli diplomat Engin Solakoğlu, ABD-İsrail ilişkilerinin şifrelerini ve Ortadoğu’daki yeni dengeyi YENİÇAĞ’a değerlendirdi. ABD’nin çöküş sürecini, Trump’ı bekleyen büyük tehlikeleri ve İran’ın masadaki stratejik zaferini çarpıcı analizlerle ortaya koydular.

3 bin yıllık hafıza silip süpürdü: ABD-İsrail ortaklığının arkasındaki gizli gerçek ne?
Yeniçağ
16

Emekli Amiral Cem Gürdeniz, YENİÇAĞ gazetesine verdiği mülakatta ABD’nin küresel hegemonya gücünün zayıflama süreçlerini ortaya koydu. Vietnam Savaşı’nın bittiği 1973 yılında ABD’nin küresel imalat sektöründeki payının yüzde 50’nin yani bugünün üç katı; borç yükünün de 350 milyar dolarla bugünün 120’de biri olduğunu hatırlatan Gürdeniz, bugün bu payın yüzde 15’e gerilediğini, borç stokunun ise 40 trilyon dolara ulaştığını belirtti. Küresel liderlikte en temel göstergenin üretim gücü olduğunu söyleyen Gürdeniz, Çin’in imalat sektöründeki payının yüzde 38’e ulaşmasıyla dengelerin değiştiğini vurguladı.

PETRO-DOLAR SİSTEMİ , BÖLGESEL DİNAMİKLER DEĞİŞTİKÇE YARA ALIYOR

Ekonomik çöküşün en büyük ayağını petrodolar sisteminin çözülmesi olarak nitelendiren Gürdeniz, İran krizinin bu mekanizmaya ağır bir darbe vurduğunu ifade etti. Körfez ülkelerinin petrol ihracatından kazandıkları dolarlarla ABD tahvilleri alarak Amerikan borç ekonomisini finanse ettiklerini, ancak son 110 gündür bu gelir akışının kesildiğini ve Washington’ın sunduğu güvenlik güvencelerinin ortadan kalktığını aktardı. Vietnam ve İran örnekleri arasında bağ kuran emekli amiral, her iki ülkenin de mutlak askeri zafer elde etmeseler bile Amerikan iradesine boyun eğmeyerek küresel dayatmaları kırdıklarını, bu durumun çok kutuplu dünya düzenini başlattığını savundu. Yaklaşık 300 yıllık Batı hegemonyasının; yüksek borçlar, bozulan demografi ve iç kutuplaşmalar yaşayan Avrupa’nın da gerilemesiyle birlikte gerileme ve hatta çöküş sürecine girdiğini ekledi.

SİYONİZM KISKACINDAKİ WASHİNGTON VE İSRAİL’İN VEKALETİ

ABD iç siyasetindeki dönüşüme değinen Gürdeniz, 1973 sonrasında siyonizmin Amerikan devlet mekanizması üzerindeki etkisinin dramatik şekilde arttığını belirtti. Medya, akademi, think tank kuruluşları, Hollywood, savunma ve finans sektörünün bu kontrolün altına girmesiyle Washington’ın adeta İsrail’in bir vekili konumuna düşürüldüğünü vurguladı. Geçmişte pek çok başkanın İran ile savaşı reddetmesine rağmen, mevcut yönetimin İsrail için doğrudan savaşa girdiğini söyleyen Gürdeniz, bunun Trump’ın altından kalkamayacağı bir yük getirdiğini kaydetti. İran’ın coğrafi gücü ve asimetrik silahlarıyla Hürmüz Boğazı’nda nükleer silahlardan daha güçlü bir stratejik etki yarattığını belirtti.

60 GÜNDE TRUMP’I BEKLEYEN TEHLİKELER NELER?

Gürdeniz, küresel ekonomik riskler ve petrol krizinin sorumluluğunu almak istemeyen Trump’ın süreç içinde İsrail’i feda ettiğini söyledi. İsrail’in diplomatik müzakerelerin dışında bırakılmasını ve Lübnan’ın mutlak şartlar arasına alınmasını hazmedemediğini belirten emekli amiral, önümüzdeki 60 günde ABD’de her şeyin olabileceği uyarısında bulundu. Trump’ın görevden alınabileceğini, geçmiş dosyalarının açılabileceğini ya da yeni bir suikast girişimiyle karşı karşıya kalabileceğini değerlendiren Gürdeniz, Başkan Yardımcısı JD Vance’in bile İsrail’in agresif politikalarına sert tepki göstermesinin Washington’daki derin çatlağı kanıtladığını ifade etti.

Gürdeniz, “ABD'nin kurucu ataları ABD'nin gelecekte İsrail'in bir vasalı veya bir vekili olacağını düşünmemişti. Şu an ABD İsrail'in vekili durumuna düşürüldü. ABD planında olmadığı halde İran'la savaştırıldı. Halbuki bugüne kadar pek çok Amerikan başkanı İran'la savaşmayı reddetmişti. ABD "İsrail varlığını ABD'ye borçlu" diyor. İsrail ise "ABD varlığını bize borçlu" diyerek cevap veriyor.” ifadelerini kullandı.

WASHİNGTON VE TEL AVİV HATTI, LOBİNİN ÖTESİNDE BİR HEGEMONYA ORTAKLIĞI

Emekli diplomat ve uluslararası ilişkiler uzmanı Engin Solakoğlu da ABD ve İsrail ilişkilerinin lobi faaliyetleriyle sınırlı olmadığını belirterek karşılıklı bir hegemonya ortaklığına dayandığını belirtti. Solakoğu şu ifadeleri kullandı:

“İsrail ile ABD arasındaki ilişki istihbarat boyutunu çok aşan bir seviyeye sahip. Tel Aviv ABD’nin idari kademelerinde son derece etkili. Çok az ABD’li siyasetçi veya idareci İsrail’e rağmen yükselebiliyor. İsrail’in bu gücü ABD’nin ve aslında bütün bir kapitalist düzenin sermaye yapısına olduğu kadar AIPAC adlı kuruluşun lobi faaliyetlerine de dayanıyor. Herhangi iki ülkenin ilişkisiyle karşılaştırılamayacak kadar ayrıksı bir durum bu. Dinle, imanla da ilgisi yok. ABD sermayesinin Ortadoğu’dakİ ve dünyadaki hegemonyasını koruyabilmesi için İsrail kilit önemde. O yüzden Cumhuriyetçi veya Demokrat çok fark etmiyor. İsrail hep orada.

Ortadoğu’dan İsrail’i kaldırırsanız ABD’nin küresel hakimiyeti ciddi biçimde sarsılır. Ancak bu İsrail’in ABD’yi parmağında oynatabildiği şeklinde de yorumlanmamalı. ABD’nin gerilediği bir sistemde İsrail’in ayakta kalması çok güç. Bu son krizde Trump ve yönetiminin bir bölümü ile İsrail arasında bir sürtüşme ve yüzeyde bir çıkar çatışması yaşanıyor. Unutmayalım ki, Gazze soykırımı konusundaki tam uyumları devam ediyor.”

ABD’NİN YENİ SAVAŞ STRATEJİSİ: DIŞARIDA KUŞATMA, İÇERİDEN KIRILMA

Solakoğlu Trump’ın İran savaşına en azından ara seçimlerin yapılacağı Kasım ayına kadar ara vermek zorunda kaldığını belirtti. Aksi takdirde görevden alınmasına kadar gidebilecek bir seçim yenilgisine uğrayabileceğini vurguladı. “Netanyahu’nun ise seçimi yeniden kazanmak için savaşın devam etmesine ihtiyacı var. Mesele bundan ibaret. Yoksa İran’a boyun eğdirmek ve Ortadoğu’da ABD hakimiyetini devam ettirmek konusunda temel bir görüş ayrılıkları yok” dedi.

Müzakerelerin devamlılığı konusunda da konuşan Solakoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bence müzakere süreci zıplamalı, gelgitli de olsa Kasım’a kadar sürecek. İran’daki yönetimin değiştirilmesi veya ehlileştirilmesine yönelik hazırlıklar da devam edecek.

İran’ın dışarıdan yıkılmayacağı kesin. İçeriye oynamaya ve bu amaçla etnik ve toplumsal ayrılıkları derinleştirmeye çalışacaklar.”

“İRAN’IN BEKLEMEDİĞİMİZ ÖLÇÜDE BAŞARIYLA ÇIKTIĞI NET”

“İran’ın bu savaştan beklemediğimiz ölçüde başarıyla çıktığı net. Sadece yenilmemekle kalmadı, düşmanını çoğunluğunu kendi belirlediği bir müzakere çerçevesiyle masaya oturmak zorunda da bıraktı.

İran halkı müthiş bir yurtseverlik sınavı verdi. Rejimle derdini bir kenara bıraktı ve kenetlendi. Neredeyse üç bin yıldır aynı yerde, ismi ve yönetim şekli değişse de aynı devlet yapısı içinde yaşayan bir halktan söz ediyoruz. Millet olmak böyle bir şey. Aynı dili konuşmak, aynı dine, mezhebe ait olmaktan ibaret değil. Kederde ve tasada bir olmakla mümkün.”

Savaşın kazanılmış olmasının İran için yalnızca meşruiyet kaynağı değil, aynı zamanda sorumluluk demek olduğunun da altını çizen Solakoğlu sözlerini şu cümlelerle tamamladı:

“Halkın saçıyla başıyla uğraşmayı bırakmak, bir de hiçbir meşru tarafı olmayan yoksulluk/gelir adaletsizliği ile mücadeleye girişmek zorunda. Yoksa ABD’ye kafa tutmaktan çekinmeyen halk, rejime de kök söktürür.

İran devlet mekanizması akılsız olmadığını bu savaşta kanıtladı. Bu anlamda yeni bir denge tutturmanın, toplumsal huzursuzluk kaynaklarını gidermenin yollarını arayacaktır. Halkını mutlu etmeyen hiçbir rejim ilanihaye ayakta kalamaz. Hele İran gibi güçlü düşmanlara sahipse.”

Utku Beycan - YENİÇAĞ

Kaynağa Git

İlgili Haberler