Ana içeriğe geç

Bir üzümün peşindeki kasaba I A. Nedim Atilla yazdı

Çalkarası için düzenlenen sempozyum, 3.500 yıllık bağcılık mirasını geleceğin tarımı ile buluşturdu.

Bir üzümün peşindeki kasaba I A. Nedim Atilla yazdı
Odatv
16

Platon ne güzel söylemiş:“Akıllı insanlar bir araya geldiğinde, flütçü kızlara ya da dışarıdan ithal eğlencelere ihtiyaç duymazlar. Onlar kendi sesleriyle, sırayla konuşarak ve dinleyerek eğlenmeyi bilirler.”

Antik Çağ’ın kültürel ve entelektüel dünyasını şekillendiren en özgün kurumlardan biri, hiç şüphesiz Akdeniz havzasında, özellikle de Klasik Yunan ve Roma toplumlarında karşımıza çıkan symposion (sempozyum) geleneğidir. Bugün kelime anlamı olarak akademik kurulları, ciddi bildirilerin sunulduğu toplantıları çağrıştırsa da antik kökeninde bu kavram bambaşka bir atmosferi barındırıyordu. Eski Yunanca’da “birlikte içmek” anlamına gelen symposion, sadece alkol tüketilen sıradan bir eğlence değil; felsefenin, siyasetin, şiirin ve toplumsal bağların harmanlandığı, katı kuralları olan aristokratik bir sosyal kurumdu.

Antik çağ sempozyumları, haz ile aklın, eğlence ile felsefenin kusursuz bir dengesini arayan Akdeniz kültürünün en rafine dışavurumudur. Şarabın coşkusuyla çözülen diller, katı kurallarla dizginlenerek entelektüel bir üretime kanalize edilmiştir. Bugünün akademik sempozyumları her ne kadar o dönemin lirik ve felsefi neşesinden uzak, tamamen resmi bir yapıya bürünmüş olsa da, kökenindeki “ortak bir meseleyi birlikte konuşma ve paylaşma” felsefesini hâlâ kalbinde taşımaktadır.

Geçen hafta sonu Denizli’nin Çal ilçesinde gerçekleştirilen Çal Karası Sempozyumu, antik çağın o çok katmanlı, felsefi ve toplumsal symposion ruhunun günümüzde yaşayan harika bir izdüşümü oldu diyebiliriz. Çal Bağ Yolu tarafından, Çal Kaymakamlığı, Denizli Büyükşehir Belediyesi ve Çal Belediyesi’nin destekleriyle düzenlenen ilk Çal Karası Sempozyumunda salonun gün boyunca tamamen dolu olması bence işin en önemli yanıydı. Çal Karası üzümü; tarih, bağcılık, önoloji, turizm ve bölgesel kalkınma başlıklarıyla çok yönlü biçimde ele alındı.

Sunumunu Vino-Marketing ve Önoturizm Danışmanı, Çal Bağ Yolu Marketing Koordinatörü Seray Kocaemre’nin, yönetimini Kuzubağ’ın kurucularından Aslı Kuzu’nun gerçekleştirdiği sempozyuma alan sınırından ötürü yaklaşık 130 kişi alındı, önceden kayıt yaptırmayan Çal Karası meraklıları kapıda kuyruk oluşturdu. Çal Gençlik Merkezi’ndeki salon gün boyunca dolu kalırken, katılımcılar Çal Karası’nın geçmişten bugüne uzanan hikâyesini konunun uzmanlarından dinleme fırsatı buldu.

Antik dünyada şarabın coşkusuyla bilgelik harmanlanırken, Çal Gençlik Merkezi’ndeki bu buluşmada da bölgenin 3.500 yıllık köklü bağcılık mirası, sürdürülebilir tarım ve bölgesel kalkınma ekseninde masaya yatırıldı. Çal Karası’nın ilk kez kendi adıyla, çok disiplinli bir akademik ve sektörel yaklaşımla ele alınması, mikro-teruarların ve yerel gen kaynaklarının korunması açısından tarihi bir adım oldu.

Sempozyumun en güçlü ayaklarından biri, Çal ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda gün yüzüne çıkarılan 3.500 yıllık üzüm çekirdeklerinin bilimsel tescili üzerine yapılan vurguydu. Çal Karası’nın sadece coğrafi bir işaret değil, aynı zamanda Anadolu’nun en eski bağcılık hafızalarından biri olduğu net bir şekilde ortaya kondu. Antik çağın kültürel mirası, bugün Avrupa Konseyi Kültür Rotaları’ndan Iter Vitis ağına üye olan Çal Bağ Yolu üzerinden uluslararası bir kimliğe kavuşturuluyor.

Dört ana başlık altında kurgulanan oturumlar, antik sempozyumlardaki o “eşitlikçi” ve “her kesimi dinleyen” ruhu çağrıştırıyordu. Kürsü sadece akademisyenlere kalmadı… “Bağcının Gözünden Çal Karası” paneliyle doğrudan toprağı işleyen, asırlık yaşlı bağları korumaya çalışan yerel üreticinin sesi duyuldu. Küresel iklim krizinin ve kuraklığın kırsal üretime etkileri doğrudan sahadan aktarıldı. “Önolog Gözünden Çal Karası” paneliyle bu özgün monosepaj (tek üzüm) potansiyelinin teknik, asidite ve aroma dengesi, yani şaraba dönüşüm yolculuğu bilimsel verilerle konuşuldu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler