"Dünya askerileşmeye doğru gidiyor. Bunun anlamı çok açık: Daha fazla otoriterlik. Küreselleşme çağı bitiyor. Dünya; güvenlik, jeopolitik, aşırı askerileşme, otoriterleşme, demokrasinin ve insan haklarının göz ardı edildiği bir döneme giriyor. "
"Dünya çok kutupluluğa giderken Türkiye tek kutba, ABD’ye doğru yol alıyor. Hükümet iktidarda kalma yolunun ABD’den geçtiğini düşündüğü için bir pazarlık yaptı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde iktidar için böyle bir pazarlık yapan başka siyasetçi yok."
CHP seçilmiş yönetiminin Dış Politika Koordinatörü Prof Dr İlhan Uzgel Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
- NATO Zirvesi’nin en önemli sonucu sizce ne oldu?
Sonuç bildirgesi çok kısa ama bizim açımızdan kritikti. Rusya, Ukrayna ve İran bizim komşularımız. NATO sonuç bildirgesinde ortaya konan hat üzerinden giderse en çok biz etkileniriz. Ne ölçüde etkileneceğimizi ise hükümetin, Batı’ya ne kadar boyun eğeceği belirleyecek. Ayrıca savunma sanayinin güçlendirilmesi ile yapay zekanın NATO belgelerinde artık yerleşmiş gündem haline gelmesi de önemli. Ama zirvenin bizim açımızdan en önemli sonucu Erdoğan’ın otoriterliğini NATO’ya kabul ettirmesi oldu. Zirve öncesinde yapılan gözaltıların böyle anlamlandırılması gerekir. Akademisyenlerin, çevre koruyucularının zirveye ya da liderlere zarar verebilecek durumları yok. Ama burada çok bilinçli bir tercih yapıldı.
- NATO ülkelerinde gerek Rusya gerekse İran kaynaklı gerilimin yükseleceğine yönelik beklenti hakim, bundan “daha az demokrasi” mi anlaşılmalı?
Küresel sistemdeki gelişmeler buna doğru zorluyor. Hem Avrupa hem dünya askerileşmeye doğru gidiyor. Bunun anlamı çok açık: Daha fazla otoriterlik. Küreselleşme çağı bitiyor. Dünya; güvenlik, jeopolitik, aşırı askerileşme, otoriterleşme, demokrasinin ve insan haklarının göz ardı edildiği bir döneme giriyor. Demokrasi kaybıyla gelir dağılımı bozukluğu birlikte işliyor. Gelir kaybı, bölüşüm ne kadar bozulursa otoriterlik o kadar artıyor.
- “Küreselleşme bitiyor” dediniz, bunun sonucu ne olur?
Bu gidişatın yarattığı sonuçları epeydir yaşıyoruz. Aslında dünya bugün çok kutupluluğu, devlete dönüşü savunanların, küreselleşmeye şüpheyle yaklaşanların istediği yöne doğru gidiyor. Uzun süredir kimlik siyaseti çok öndeydi, bu bitiyor, insan hakları siyaseti sonlanıyor. “Ticaret mi, demokrasi mi, güvenlik mi” sorularına devletler artan bir şekilde “güvenlik” yanıtı veriyor. Birçok yerde dış ticarette korumacılık eğilimleri, içeride devletin ekonomiye müdahalesi artıyor.
- Bu durumda milliyetçilik de artıyor değil mi?
Evet ama ne tür milliyetçiliklerden söz ettiğimiz önemli. Alt kimlikler, etnik aidiyetler artık eski önemini kaybediyor. Hakim ulus milliyetçiliğine doğru gidiş var. Hatta bazı yerlerde milliyetçilik ırkçılığa kayıyor. Paralel biçimde küresel olarak dünyada dinin günlük hayatta belirleyiciliği de azalıyor.
- Neden küreselleşmeden vazgeçildi, en büyük korku ne?
Avrupa Rusya’dan korkuyor. ABD Çin’den çekiniyor.
- Bunlar haklı korku ve çekinceler mi?
Bunun haklı ya da haksız şeklinde değerlendirilmesi mümkün değil. Uzman ya da siyasetçi kimliğiyle Avrupalı siyasetçilere
“Rusya’dan korkmayın”, ABD’ye “Çin’in barışçıl yükseliş içindeyim dediğini” hatırlatmanın bir faydası yok.
ABD’NİN STRATEJİSİ ÇİN’E YARADI
- Bazen ülkeler “Güvenlik riski var” diyerek içeride normal zamanda yapamayacakları uygulamalara gidebilir, bu da öyle olamaz mı?
Hayır, tam olarak öyle bir şey değil. Yapısal bir dönüşümün ortasındayız, bir paradigma değişikliği yaşıyoruz. Küreselleşmeyi ABD hakim sınıfları başlattı, fakat gelinen noktada Çin’e daha fazla fayda sağladığını gördüler. Nitekim 2000’lerden itibaren Çin olağünüstü hızla ve ABD’den daha fazla büyüdü. ABD, Çin’in yalnızca emek yoğun sektörlerde kalacağını, köyden kente göçle bir orta sınıf oluşacağını ve bunların daha fazla demokrasi isteyeceğini, böylece Batı kapitalizmiyle entegre olacağını düşündü. Ama bu beklentilerin hiçbiri gerçekleşmedi. Çin emek yoğun sektörlerde kalmadı, yüksek teknolojiye geçti, silahlanmaya büyük kaynak ayırdı. Çin halkı, kültürel olarak Batı değerlerinden bazılarını benimsedi ama ideolojik olarak milliyetçiliğe tutundu. Çünkü ulusal gurur yükseldi, kendini medeniyet olarak gören, ABD ile eşit hizadan konuşan bir Çin devleti çıktı. Bu nedenle ABD küreselleşmeden çekiliyor.
- ABD Başkanı Trump “dengesiz” olarak yorumlanıyor, bu stratejinin bir parçası mı?
Trump’ın söylemini, siyasetini “bir delinin hezeyanları” olarak görmek doğru değil. ABD daha 2011’de “Benim yönüm Pasifik” dedi. 2015’te Obama küreselleşmeyi eleştirmeye başladı. Trump ilk başkanlık döneminde “Ben küreselleşmeye karşıyım” ifadelerini kullandı. Joe Biden ise son bir hamleyle dünyayı “demokratlar ve otokratlar” diye ayırmaya çalıştı ama bunun işlemediğini görünce çabuk vazgeçti ve 2011-15 arası başlayan stratejik çizgi devam ettirildi. Artık Batılı liderler demokrasi ve insan hakları söylemini ağızlarına pek almıyorlar.
- “Beyin ölümü gerçekleşti” denen NATO’nun da ABD ile uyumlu olarak savunma stratejisi değişiyor mu?
Çin’in yükselişi, dünya siyasetinde büyük bir dönüşüm yarattı. Bu yüzden ABD, Avrupa’nın güvenliğini büyük ölçüde Avrupalılara bırakmak istiyor, “Kaynaklarımın bir kısmını Pasifik'e kaydıracağım” diyor. Artık ne ABD Atlantikçi, ne de Çin Avrasyacı. İkisi de küresel siyaset üzerinden sertleşen rekabetin iki büyük gücü. Tek bir coğrafyaya bağlı değiller. Çin kendisini Avrasya’yla sınırlamıyor, Afrika’da, Latin Amerika’da, Balkanlar’da nüfuz siyaseti izliyor. ABD de bütün enerjisini Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında olduğu gibi Avrupa ile sınırlamak istemiyor. Önceden Çin’e “Ticaret yapıyoruz, yatırım yapıyoruz” gözüyle bakan ABD sistemi artık Çin’i tehdit olarak görüyor. Belgede yazmayan ama Avrupa ile ABD’nin vardığı mutabakat şu: ABD Avrupa üzerindeki nükleer koruyuculuğunu devam ettirecek. Avrupa’ya bir nükleer saldırı olursa ABD cevap verecek ama Avrupa savunma harcamalarını artırarak kendi güvenliğini sağlayacak.
- ABD, Rusya’yı Avrupa’ya mı bıraktı?
Başlangıçta Trump, Ukrayna’yı tavize zorlayarak Rusya’yı kendisine çekmeye çalıştı ama bu deneme sonuç vermedi. ABD, devamında Rusya ile uzlaşma stratejisinden vazgeçti ve savaşın yükünü Avrupa’ya bıraktı. ABD bir süredir istihbarat sağlayarak, Ukrayna’nın, Rusya’nın iç bölgelerinde stratejik hedefleri vurmasına destek oluyor ve böylece savaşın maliyetini yükselterek Rusya’yı bu şekilde masaya çekmeye çalışıyor.
TRUMP’IN KÖPÜĞÜNÜ ATIN SİYASETİ GÖRÜN
- Trump’la Erdoğan’ın arasının iyi olmasının Türkiye’ye olumlu etkisi olur mu?
Bize hiçbir faydası olmaz. Amerikan siyasetiyle Trump’ın üslubu arasındaki ilişki çok iyi anlaşılamadı. İnsanlar Trump’ın paylaşımlarına, konuşmalarına bakıyor ve “dengesiz biri” diyor. Bense buna “Trump köpüğü” diyorum. Trump’ın söylem köpüğünü attığınızda arkasındaki Amerikan siyasetini görürsünüz. Çin’in bu kadar büyüyeceğini hesap edemeyen ABD sistemi, aynı stratejiyi farklı araçları deneyerek devam ettiriyor. Sonuçta, Trump’ın temsil ettiği bir sınıf var.
TEKNO-OLİGARŞİ DÖNEMİ BAŞLIYOR
- Hangi sınıfı temsil ediyor?
Şu an dünyada yaşanan dönüşümlerden birinin nedeni Çin’in yükselişinin dengeleri bozması. İkincisi ise ABD’de yeni bir sınıfın yükselmesi. Buna tekno-oligarşi deniyor. Dijital kapitalizm dönemine geçiyoruz, bunun etkilerini önümüzdeki yıllarda çok daha ağır yaşayacağız.
- Zuckerberg, Peter Thiel, Elon Musk’ın içinde bulunduğu bir sınıftan mı söz ediyoruz?
Evet. Bu yükselen sınıfın bazı özellikleri var. Bir, korkunç ve çok hızlı bir sermaye birikimi gerçekleştirdiler. İki; bu insanlar “kendi için sınıf,” yani sınıf bilincine sahipler. Birçoğu iyi eğitim almış. Dolayısıyla üç; güçlerinin farkındalar ve siyasete etki etmeye başladılar. Bunların kafasında, hayatın, siyasetin merkezine dijital dönüşümü koyan, insanın araçsallaştırıldığı bir dünya modeli var ve bu çok tehlikeli.
- “Liderler artık demokrasi demiyor” dediniz, bununla bağlantısı var mı ve demokrasinin arka plana atılması toplumları nasıl etkilenecek?
Bu yeni sınıf demokrasiye karşı. Otoriter bir lider bulup onun üzerinden toplumu kontrol etmek istiyorlar. Neoliberal model aşırı bireyci, tüketime odaklı bir insan tipi yaratmıştı. Ama bu yeni proje bunun da ötesine geçiyor. Yeni bir birikim süreciyle, yeni bir ekonomik modelle karşı karşıyayız. Bunu da sağ otoriter popülist liderler üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Bunlar, ABD ve Avrupa’daki sağ popülizmin arkasındaki maddi gücü oluşturuyor. Aynı zamanda X, Facebook gibi iletişim araçlarının algoritmalarıyla oynayarak seçimleri etkilemeye çalışıyorlar. ABD ve Avrupa’yı bu ekip yönetirse dünyada işimiz çok daha zor. Buna karşı direnmemiz gerekiyor. Çünkü bunlar hem demokrasiye karşı hem de korkunç bir sermaye birikimiyle gelir uçurumu yaratıyorlar.
- Bu teknoloji, yapay zeka şirketleri ABD’de, Avrupa bunun neresinde?
Çoğu ABD’de ama bulut teknolojileri gibi araçlarla Avrupa’da etkililer. Avrupa kendi “dijital egemenliğini” sağlamaya çalışıyor. Bu alanda Avrupa geride kaldı. Bu insanlar Avrupa Birliği’nden (AB) çok rahatsızlar. Çünkü AB, demek standart ve kural demektir.
- Peki Çin?
Çin’in bambaşka bir dünyası var. Oradaki dijital yapılar Komünist Parti’nin kontrolünde. ABD’de ise özel ve siyaseti etkiliyorlar. Trump ve Başkan Yardımcısı Vance’ın arkasında bu ekip var. Diğer büyük tehlike ise bunlar aynı zamanda askeri endüstriyel kompleksle birleşmiş olması. Doğrudan Pentagon'la ortak iş yapıyorlar. Dolayısıyla hem siyaset hem güvenlik hem de ekonomi boyutunda yeni bir sistem kurmaya çalışıyorlar. Kafalarında demokrasiyi dışlayan, insanın dijital dünyaya tabi olduğu, meşruiyetin demokratik mekanizmalara değil, şirketlerin verimliliğine dayanan otoriter bir dünya var.
- Bu insanların zaten paraları var, seçtirdikleri liderler üzerinden dünyayı yönetmeyi mi amaçlıyorlar?
Bu süreç oraya doğru gidebilir. Elon Musk niye daha çok para ister, bizim için anlaması zor... Bence amaç yalnızca daha çok para değil. Korkunç kötü bir fikirle geliyorlar. Böyle bir dünyanın daha iyi olacağını düşünüyorlar belki de...
- Bu amaç, başta söz ettiğiniz askerileşme/otoriterleşme ile doğru orantılı mı?
Evet, bunlar zaten muhafazakâr insanlar. Kafalarında bir önceki dönemin kimlik siyasetini, serbest ticareti vs baskılayıp ekonomik açıdan dijital sermayenin hakim olduğu muhafazakâr toplum modeline geçmek var. Bunu küçük örgütler üzerinden değil ancak devletler üzerinden yapabilirler. Yani dünya o yüzden de devletçi bir modele doğru gidiyor. Yani bir; Çin’in yükselişi, iki tekno-oligarşinin güçlenmesi merkezi devletin giderek güçlendirildiği bir dönemin kapısını açıyor.
- “Çok kutuplu dünya”da Türkiye nerede duruyor?
Biz hazin bir yerdeyiz. Dünya çok kutupluluğa giderken Türkiye tek kutba doğru hızla yol alıyor. O kutup da ABD. Kapasitesi Türkiye’den düşük ülkeler bile dış politikalarını çeşitlendiriyorlar. Hükümet iktidarda kalma yolunun ABD’den geçtiğini düşündüğü için bir pazarlık yaptı. Baltıklar’dan Karadeniz’e kadar Avrupa’yla, Ortadoğu’da ABD ile iş yapmayı kabul etti.
- Nedir pazarlık tam olarak?
Avrupa “Bize askerinle destek ol” diyor. Ortadoğu’da İsrail’e zarar vermeyecek Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan’dan oluşan Bölgesel 4 (Regional 4) adını verdikleri bir eksen kuruyorlar. Çünkü ABD Ortadoğu’daki yükümlülüklerini de azaltmaya çalışıyor ve bunu ancak devletler üzerinden yapabilir. Doğu Akdeniz’de ise bize “Karışma, çekil” dediler. Erdoğan da kabul etti. Balkanları AB’ye yaklaştırıyorlar. Türkiye orada büyük olasılıkla kıyıda kalacak. Kafkasya’da ise Türkiye’ye biçilen tek rol Ermenistan’la normalleşme. Orta Asya’da da ABD ve AB ortak çalışıyor. Türkiye'ye fazla bir alan bırakmadılar. Oysa Türkiye’nin kapasitesi bundan daha fazla. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde iktidarda kalabilmek için böyle bir pazarlık yapan başka siyasetçi yok.
MÜCADELE, YÜKSEK TEKNOLOJİ İLE TOPLUMLAR ARASINDA OLACAK
- Söz ettiğiniz pazarlık ve algoritmalara etki eden tekno-oligarşiyi birlikte düşündüğümüzde, seçimler sembolik mi olacak?
Böyle bir umutsuzluğa kapılmak doğru olmaz. Ama Latin Amerika’da sağcılar kazanmaya başladı. Arjantin, Kolombiya, Peru. Bu bize bir şey söylüyor... Önümüzdeki dönemde yüksek strateji ile toplumlar arasındaki mücadeleyi göreceğiz.
- Bu durumda toplumun görüş ve tercihleri yönlendirilmeyecek mi?
Batı'da yönlendiriyorlar ama her yerde yüzde 100 işlemiyor. Mesela Macaristan’da işlemedi. Bu bir umutsuzluk tablosu değil. Örneğin, Avrupa’da aşırı sağın yükseldiği yerlerde diyalektik olarak demokratik kesimler de güçleniyor. Mesela, aşırı sağın güçlendiği Almanya ve Fransa’da seçimlere katılma oranının yükselmeye başlaması dikkat çekici.
‘TÜRK HALKINDA PAZARLIKLA AŞILAMAZ BİR DİRENÇ VAR’
Türkiye’de ise en son noktada Türk halkı, seçimli demokrasiden vazgeçmiyor, hâlâ bir direniş var. İktidar istediği kadar dışarıyla pazarlık yapsın bunu aşamıyor. Türkiye’nin bir diğer farkı da zaten uzun yıllardır otoriter bir rejimle yönetilmesi. Türkiye’ye yeni bir otoriter aktör ya da model getiremiyorlar. Dünyada sağ popülizm, otoriterlik yükselirken Türkiye’de sosyal demokrasi yükseliyor. Bu yüzden cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu Silivri’de, bu yüzden Genel Merkezimiz işgal altında. Ama ülke içindeki otoriterliğin çıkmazını yukarıdan yapılan siyasi ve stratejik pazarlıklarla aşamazsınız. Türkiye’de de aslında mücadele bir süredir dışarıyla yapılan stratejik pazarlıklarla toplum arasında yaşanıyor. Bu mücadelenin bir yanında halkımız ve onun desteklediği seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel karşısında ise bu küresel dönüşümün aktörleri var.
NATO’DAN ÇIKARSAK DENGE BOZULUR
- Türkiye’de NATO karşıtlığı malum ama NATO’nun içinden gelebilecek saldırıların da NATO’da yer alarak engellendiği görüşü de var. Sizin bakışınız nedir?
NATO’nun mükemmel olduğunu söylemiyoruz. Eleştirdiğimiz çok konu var ama NATO’dan çıkmak şu anki koşullarda çok maliyetli. Batı sistemi içinde kalıp denge politikası izlemek mümkün. NATO’dan çıkmak, Batı’yla kendi bölgemizle de ilişki kurma şeklinizi de etkiler. Siz bugün çıkarsanız yarın Kıbrıslı Rumlar, Rum Cumhuriyeti olarak NATO’ya girer. Bugün karşınızda AB üyesi Yunanistan ve Güney Kıbrıs var. O zaman AB ve NATO üyesi Yunanistan ile Güney Kıbrıs olur. Türkiye NATO’ya Yunanistan’la birlikte girdi. Burada bir denge kuruldu. Şimdi Türkiye tek taraflı çıkarsa bu denge bozulur. Türkiye’nin pozisyonu, NATO içinde kalarak NATO stratejisinin Türkiye’nin aleyhine gelişmesini engellemek olmalı.

PORTRE
1963’te Bursa’da doğdu. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde yüksek lisans yaptı. LSE, Georgetown gibi üniversitelerde doktora ve doktora sonrası araştırmalar gerçekleştirdi. 1988’den itibaren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalıştı. Bölüm başkanıyken Şubat 2017’de ihraç edildi. CHP’nin 38. Kurultayında PM Üyesi seçildi. Genel Başkan Yardımcılığı ve Gölge Dışişleri Bakanlığı yaptı. Uzgel, CHP’nin seçilmiş yönetiminde Dış Politika Koordinatörü görevinde bulunuyor.