Ana içeriğe geç

Diplomasinin kalbi Türkiye’de attı

.

Diplomasinin kalbi Türkiye’de attı
Bengü Türk
16

Tarih, bazen savaşların gölgesinde yazılır; bazen de diplomasi masalarında şekillenir. Devletlerin gerçek ağırlığı ise askeri güçleriyle değil, kriz zamanlarında üstlendikleri sorumlulukla, kurdukları diyalogla ve güven veren duruşlarıyla ölçülür.

İşte Ankara’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi, Türkiye’nin güçlü bir müttefik değil uluslararası diplomasinin vazgeçilmez aktörlerinden olduğunu bütün dünyaya gösteren önemli organizasyon olarak tarihteki yerini aldı.

Başkent Ankara, iki gün boyunca yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın diplomasi merkezi haline geldi. NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükumet başkanları, dışişleri ve savunma bakanları, uluslararası kuruluş temsilcileri, güvenlik bürokrasisinin en üst düzey isimleri ve dünyanın dört bir yanından gelen binlerce gazeteci aynı şehirde buluştu.

Ankara’da yapılan her görüşme, Avrupa’nın güvenliğini, Karadeniz’in geleceğini, Orta Doğu’daki istikrar arayışını, enerji güvenliğini, savunma iş birliklerini ve küresel dengeleri de doğrudan ilgilendiriyordu. Bu tablo, Türkiye’nin uluslararası sistemde ulaştığı diplomatik ağırlığın en açık göstergesiydi.

Bugün Türkiye; Avrupa ile Asya arasında köprü kuran coğrafi konumunun ötesinde, krizlerin çözümünde sözü dinlenen, taraflarla aynı masaya oturabilen ve güven telkin eden bir ülke konumunda.

ANKARA SADECE EV SAHİPLİĞİ YAPMADI, DEVLET GELENEĞİNİ SERGİLEDİ

Böylesine büyük bir zirvenin başarısı ,toplantı salonlarında verilen mesajlarla ölçülmez elbette. Liderlerin havaalanında karşılanmasından konaklayacakları otellerdeki hazırlıklara, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki resmi karşılama törenlerinden güvenlik koordinasyonuna, basın merkezlerinin teknik altyapısından heyetlerin dakika dakika planlanan programlarına kadar her ayrıntı, aylar süren hazırlığın ürünüydü.

Yüzlerce araçtan oluşan konvoylar, binlerce güvenlik personeli, kesintisiz çalışan koordinasyon merkezleri, sağlık ekipleri, tercümanlar, protokol görevlileri ve lojistik ekipleri; görünmeyen ama zirvenin başarısını sağlayan büyük bir organizasyonun parçalarıydı.Hiçbir aksaklığın yaşanmaması, devlet tecrübesinin ve kurumsal kapasitenin en somut göstergelerinden biri oldu.

Türkiye, dünyanın en büyük uluslararası organizasyonlarından birini, sahip olduğu devlet refleksi ve koordinasyon kabiliyetiyle başarıyla yönetti.

DİPLOMASİ, MASADA DEĞİL PROTOKOLDE DE KONUŞUR

Diplomaside ilk izlenim önemlidir.Liderlerin karşılanışı, tören düzeni, devlet protokolünün uygulanışı, bayrakların dizilişi, karşılama müzikleri, resmi fotoğraf çekimleri ve resepsiyonlarda sergilenen zarafet; devletlerin birbirine verdiği mesajların sessiz ama güçlü diliydi.Ankara’da bu dil kusursuz şekilde konuşuldu.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ihtişamı, Türk bayraklarının oluşturduğu görsel atmosfer, tarihi devlet geleneğini yansıtan protokol anlayışı ve modern organizasyon kabiliyeti, yabancı heyetler üzerinde güçlü bir etki bıraktı.Türkiye, misafirlerini ağırlarken diplomatik nezaket göstermedi binlerce yıllık devlet geleneğini ve köklü medeniyet birikimini de dünyaya yansıttı.

RESEPSİYONLARDA TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL GÜCÜ ÖN PLANDAYDI

Uluslararası zirvelerde verilen resmi davetler, o ülkenin kültürünü, estetik anlayışını, tarihini ve misafirperverliğini dünyaya anlatan önemli diplomasi araçlarıdır.Ankara’da düzenlenen resepsiyonlarda Türk mutfağının seçkin lezzetleri, Anadolu’nun zengin gastronomi kültürü, geleneksel misafirperverlik anlayışı ve zarif sunumlar ön plana çıktı.

Her masa, Türkiye’nin kültürel zenginliğini temsil etti.Her ayrıntı, “güçlü devlet, güçlü medeniyet” anlayışının bir yansımasıydı. Türkiye de bu yumuşak güç kapasitesini başarıyla ortaya koydu.

ANKARA’DA SADECE FOTOĞRAF VERİLMEDİ, KRİTİK KARARLAR ALINDI

Zirve boyunca gerçekleştirilen ikili ve çok taraflı görüşmeler, uluslararası gündemin en önemli başlıklarını oluşturdu.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın doğurduğu güvenlik riskleri…

Karadeniz’de deniz güvenliği…

Savunma sanayi alanındaki iş birlikleri…

NATO’nun caydırıcılık kapasitesi…

Terörle mücadelede müttefikler arasındaki koordinasyon…

Enerji arz güvenliği…

Göç yönetimi…

Siber güvenlik…

Yapay zeka destekli savunma sistemleri…

Tüm bu başlıklarda Türkiye’nin değerlendirmeleri dikkatle takip edildi.

Çünkü Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olmasının yanı sıra; Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz gibi kritik coğrafyaların tam merkezinde yer alan stratejik bir ülke. Bu nedenle Ankara’da dile getirilen her görüş küresel güvenlik açısından da önem taşıyor.

SAVUNMA SANAYİSİNDEKİ BAŞARI, MASADAKİ ETKİYİ GÜÇLENDİRİYOR

Son yıllarda savunma sanayisinde elde edilen yerli ve milli üretim başarısı, Türkiye’nin uluslararası platformlardaki etkisini artıran en önemli unsurlardan biri haline geldi.

İnsansız hava araçlarından elektronik harp sistemlerine, akıllı mühimmatlardan hava savunma projelerine, deniz platformlarından milli savaş uçağı çalışmalarına kadar birçok alanda kaydedilen ilerleme, Türkiye’yi güvenlik üreten ülkeler arasında öne çıkardı.

Ve Türkiye, güvenlik mimarisine katkı sunan, teknoloji geliştiren ve müttefikleriyle bilgi paylaşan bir aktör olarak değerlendirildi.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ: DENGE POLİTİKASI

Bugün uluslararası sistemin en çok ihtiyaç duyduğu kavramlardan biri dengedir.Türkiye, farklı coğrafyalarla aynı anda konuşabilen ender ülkelerden biridir. Avrupa ile diyaloğunu sürdürürken Türk dünyasıyla bağlarını güçlendirebilmek, NATO içinde aktif rol üstlenirken bölgesel sorunlarda arabuluculuk kapasitesini koruyabilmeki Karadeniz’in güvenliğini savunurken Orta Doğu’da istikrar çağrısı yapabilmek…

İşte Türkiye’yi farklı kılan diplomatik yaklaşım buydu.

Bu denge politikası, Ankara Zirvesi boyunca yapılan temaslarda da açık biçimde hissedildi.

DÜNYA BASINI ANKARA’YI KONUŞTU

Uluslararası medya kuruluşlarının canlı yayınları günler boyunca Ankara’dan yapıldı.Televizyon ekranlarında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankara’nın simge yapıları ve zirve alanları yer aldı.

Gazetelerin manşetlerinde Türkiye vardı. Analiz programlarında Ankara’daki temaslar değerlendirildi.Bu görünürlük, Türkiye’nin uluslararası marka değerinin de yükselmesine katkı sundu.

Diplomasi, aynı zamanda algı yönetimidir işte Türkiye bu sınavdan da güçlü bir şekilde çıktı.

VE SON SÖZ

36. NATO Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi, Türkiye’nin diplomatik kapasitesini, kurumsal gücünü, organizasyon kabiliyetini, güven veren devlet anlayışını ve uluslararası sistemde üstlendiği stratejik rolü gözler önüne seren önemli bir vitrin.

Ankara, iki gün boyunca küresel diplomasinin merkezi oldu.Türkiye ise ev sahibi olmadı; sözü dinlenen, görüşüne başvurulan, krizlerin çözümünde sorumluluk üstlenen, güven veren bir devlet olduğunu gösterdi.

Dünya değişiyor, güvenlik mimarisi yeniden şekilleniyor, yeni ittifaklar kuruluyor, yeni tehditler ortaya çıkıyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin masadaki varlığı, güçlü devlet geleneğinden, tecrübeli diplomasisinden, artan savunma kapasitesinden ve çok yönlü dış politika anlayışından kaynaklanıyor.

Ankara’da kurulan o masalar bir gün toplandı, liderler ülkelerine döndü, kameralar söküldü, salonlar boşaldı.Ancak geriye kalan en önemli fotoğraf şuydu: Türkiye, artık uluslararası toplantılara ev sahipliği yapan bir ülke olmanın ötesinde küresel meselelerde ağırlığı hissedilen, güven veren ve diplomatik denklemin vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.

Ve belki de bu zirvenin en güçlü mesajı tam olarak buydu:

DİPLOMASİNİN KALBİ ATTIĞINDA, O RİTMİN EN GÜÇLÜ YANKILARINDAN BİRİ ARTIK ANKARA’DAN YÜKSELİYOR.

Kaynağa Git

İlgili Haberler