Hüseyin VATANSEVER
Veri, günümüzde üstün bir değer halini aldı, öyle ki petrolden daha önemli bir kaynak olarak tanımlanıyor. Artık dijital sistemlerin güvenliği, ekonomik büyümeden ulusal güvenliğe kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor. Kamu hizmetlerinden finans sektörüne, üretim tesislerinden bireysel kullanıcılara kadar geniş bir ekosistem, her geçen gün daha fazla siber tehditle karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle siber güvenlik artık yalnızca bilişim uzmanlarının değil, kurum yöneticilerinin, politika yapıcıların ve toplumun ortak sorumluluğu olarak görülüyor.
Siber saldırılar ve siber suçlar ticari hayatı kesintiye uğratabilir, işletmelere zarar verebilir, toplumlara ve insanlara zarar verebilir. Hatta bu saldırıların ölümcül sonuçları dahi olabilir. Kimlik hırsızlığından, özel hayatın şantaj amacıyla kullanılabilmesine kadar geniş çerçevede siber güvenlik olayları, hassas bilgilerin kaybına yol açabilir. Bununla birlikte işletmelerin ticari varlığını ve ekonomiyi önemli ölçüde etkileyebilir. Bir işletmenin kendi içinde geliştirdiği ve içselleştirdiği özel bilgiler, geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde kaybedilebilir.
Yapılan çalışmalarda ortaya konulan tahmini verilere göre siber suçlar küresel ekonomide her yıl 10 trilyon doları aşkın bir bedele mal olabilir. Bu nedenle siber güvenliğin öneminin gelecekte daha da fazla önem kazanacağını söylemek mümkün. Çünkü siber suçları işleyen odaklar, yeni teknolojileri kendi hesaplarına daha etkin kullanıyorlar.
Örneğin, işletmeler verimlilik ve yenilikçilik çalışmalarında yararlanmak amacıyla bulut bilişim ve bu tabanda geliştirilen teknolojileri benimsiyor. Buna ilave işletmelerin yerel ve küresel pazarlarda varlığını sürdürebilmesi, daha rekabetçi olmasının yolu Ar-Ge ve inovasyondan geçiyor. Bu nedenle işletmeler, dijital verilerini korumanın yanı sıra Ar-Ge ile elde ettiği özgün entelektüel mülkü de korumaya almaya ihtiyaç duyuyor. Beraberinde yapay zekâ yatırımları ile geliştirilen uygulamalar ve pratiklerin muhafaza edilmesi de siber güvenliğin önemini günümüzde bir kat daha artırıyor.
Tehditleri savurmakta yerli siber güvenlik girişimlerine ihtiyaç var
Siber güvenlik günlük yaşamın uzağında bir kavram gibi görünse de Türkiye’nin teknolojide hatırı sayılır bir ülke olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Örneğin TÜRKSAT 6A ile uydu teknolojilerinde dünyada ilk 11 ülke arasına giren Türkiye'nin Ar-Ge harcamaları 19,9 milyar dolara yükseldi. Ar-Ge personeli 311 bin kişi civarında seyreden ülkede bugün 114 teknoparkta 13 bini aşkın teknoloji girişimi, sayısı bin 700'ü aşan Ar-Ge ve tasarım merkezinde çalışmalarını sürdürüyor. Bu teknoloji ekosistemine son olarak eklenen 5G teknolojisi ekseninde yatırımların aşama kat ederek büyümesi ve hız kazanması bekleniyor. Ancak kötü niyetli kişiler bu gelişmeleri, istismara açık
bir alan olarak görüyor ve giderek genişleyen bir saldırı alanı olarak algılıyor. Diğer taraftan, karanlık ağ (Dark web) gibi teknolojilerin kullanımı, devletler de dahil olmak üzere üst düzey sistemleri ve oluşumları tehdit ediyor. Tehdidin merkezindeki aktörler, yeni araçlar ve kaynaklar elde etmek için karanlık ağın sağladığı anonim ortamdan da yararlanıyor.
Türkiye de gelişen teknoloji altyapısı ve artan dijitalleşme seviyesiyle birlikte siber güvenlik alanında önemli yatırımlar yaparak geleceğin dijital dünyasına daha güvenli bir şekilde hazırlanıyor. Çünkü böyle bir konuda dışa bağımlı olmak da tehditlere tam olarak karşı koymayı güçleştiriyor. Dijital çağın en değerli varlığı veri olarak kabul edilirken, bu veriyi koruyabilen ülkeler ve kurumlar rekabet avantajı elde edecek. Bu nedenle siber güvenlik, artık yalnızca teknik bir konu değil; ekonomik kalkınmanın, kurumsal sürdürülebilirliğin ve ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Türkiye’de 101 binden fazla zararlı bağlantı tespit edildi
Türkiye'nin dijitalleşme seviyesi arttıkça maruz kaldığı siber tehditlerin sayısı da yükseliyor. Türkiye'de 2025 yılı sonu itibarıyla Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) koordinasyonunda sektörel ve kurumsal Siber Olaylara Müdahale Ekipleri (SOME) tarafından 101 binden fazla zararlı bağlantı tespit edildi ve muhtemel siber saldırılara geçit verilmedi.
Bu durum, siber saldırıların yoğunluğunu gösterirken aynı zamanda Türkiye'nin savunma kapasitesinin de geliştiğini ortaya koyuyor. Özellikle finans kuruluşları, kamu kurumları ve sağlık sistemleri gibi kritik altyapılar, saldırganların öncelikli hedefleri arasında bulunuyor. Veri sızıntıları, fidye yazılımları ve sosyal mühendislik saldırıları kurumlar açısından önemli riskler oluşturmaya devam ediyor. Bu nedenle siber güvenlik farkındalığının artırılması, insan kaynağının geliştirilmesi ve yerli teknolojilerin desteklenmesi büyük önem taşıyor.
Halihazırda USOM koordinasyonunda faaliyet gösteren 14 sektörel SOME ve 2 bin 401 kurumsal SOME bünyesinde 8 bin 393 siber güvenlik uzmanı görev yapıyor. Öte yandan, BTK Akademi ve USOM işbirliğinde öğrencilere yönelik uygulamalı siber güvenlik eğitimleri de düzenleniyor. BTK Akademi üzerinden sunulan çevrim içi siber güvenlik eğitimlerinden yararlanan kullanıcı sayısı 2025 yılı sonu itibarıyla 837 bini aştı. Uygulamalı siber güvenlik eğitimi alan kişi sayısı da bin 500'ü geçti.
Fiziksel yıkım ve Stuxnet Çağında (2010 - 2015) neler yaşanmıştı?
Siber silahların ilk kez dijital ortamın dışına çıkarak fiziksel dünyada gerçek bir makineye hasar verebildiği dönem başladı. 2010 yılında gerçekleşen Stuxnet Saldırısında; ABD ve İsrail ortak yapımı olduğu düşünülen Stuxnet solucanı, İran’ın Natanz nükleer tesisindeki uranyum zenginleştirme santrifüjlerini sabote etti. Yazılım, santrifüjlerin dönüş hızını bozarak mekanik olarak kendi kendilerini imha etmelerini sağladı. Bu olay, “ilk gerçek siber silah” dönemi olarak tarihe geçti.
Küresel sabotajlar ve bilgi savaşları dönemi ise 2016 yılında başladı
Siber savaş günümüzde artık sadece askeri sistemleri değil; demokratik seçimleri, küresel lojistik ağlarını ve finansal sistemleri de doğrudan tehdit eden bir beşinci harekât (geleneksel savunma boyutuna eklenen siber uzay) alanı haline geldi. Bunun yakın zamanlı örneklerine baktığımızda:
● 2016-ABD Başkanlık Seçimleri Müdahalesi: Rusya bağlantılı hacker gruplarının Demokrat Parti e-postalarını sızdırması ve sosyal medya manipülasyonları, siber savaşın “kamuoyu algısını yönetme” boyutunu gözler önüne serdi.
●2017-WannaCry ve NotPetya: Küresel ölçekte yüz binlerce bilgisayarı kilitleyen bu fidye yazılımı (ransomware) saldırıları, milyarlarca dolarlık zarara yol açarak hastaneleri, limanları ve dev şirketleri durma noktasına getirdi.
●2022-Rusya-Ukrayna Savaşı: Fiziksel işgalle eş zamanlı olarak Ukrayna devlet kurumlarına “HermeticWiper” gibi veri silici yıkıcı yazılımlarla saldırıldı. Ukrayna ise uluslararası gönüllülerden oluşan bir “Siber Ordu” kurarak karşılık verdi.
İlk fiziksel yıkım odaklı dijital saldırı Stuxnet ile yapılmıştı
Son yıllarda birbiri ardına meydana gelen jeopolitik gerilimler ise devletler arasında ortaya çıkan siber savaşları da tetiklemiş durumda. Bu savaşlar sadece devletler nezdinde kalmayıp, yakın zamanda küresel iş ekosistemini de vurduğu için siber savaşların tarihçesini anlamakta yarar var. Öncelikle askeri ve stratejik amaçlarla devletler düzeyinde gerçekleştirilen ilk fiziksel yıkım odaklı dijital saldırı olan 2010 yılındaki Stuxnet virüsü ile siber savaşların tarihi küresel bir dönüm noktasına ulaştı. Bu tarihten sonra dijital dünyadaki çatışmalar, internetin emekleme dönemindeki basit casusluk faaliyetlerinden günümüzün topyekûn hibrit savaşlarına kadar büyük bir evrim geçirdi.
Siber savaşlarda hazırlık ve casusluk dönemi (1980-2000)
Bu dönemde siber eylemler, sistemleri çökertmekten ziyade bilgi çalma odaklı askeri casusluk operasyonları şeklinde yürütüldü. Hafızalarda yer edinen olaylara bakıldığında:
●1986-Cuckoo’s Egg (Guguk Kuşu Yumurtası): Batı Almanya’daki bir bilgisayar korsanının, ABD askeri bilgisayarlarına sızarak elde ettiği gizli bilgileri Sovyetler Birliği istihbarat teşkilatı KGB'ye satmasıyla ilk organize devlet destekli siber casusluk vakası yaşandı.
●1996-Moonlight Maze (Ay Işığı Labirenti): ABD ordusu, NASA ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) sistemlerine yönelik Rusya kaynaklı olduğu tespit edilen devasa bir sistematik sızıntı zinciri keşfedildi.
Kitlesel dağıtık saldırılar ve altyapı hedefleri (2000- 2010)
İnternetin toplumsal altyapılara entegre olmasıyla birlikte siber saldırılar, devletlerin doğrudan işleyişini hedef almaya başladı. Bu dönemin dikkat çeken olayları:
● 2007-Estonya Saldırıları: Sovyet anıtının kaldırılması üzerine yaşanan siyasi krizde, Estonya’nın bankacılık, medya ve hükümet ağları yoğun DDoS (dağıtık hizmet engelleme) saldırılarıyla haftalarca felç edildi. Bu olay, dünya genelinde bir ülkeyi hedef alan ilk kitlesel siber abluka olarak kabul edilir.
●2008-Gürcistan Siber Saldırısı: Rusya’nın Gürcistan’a askeri müdahalesi (Güney Osetya Savaşı) esnasında, kara harekâtıyla eş zamanlı olarak Gürcü hükümet sitelerine siber saldırılar düzenlendi. Bu durum, tarihteki ilk koordineli konvansiyonel-siber hibrit savaş örneği olarak kayıtlara geçti.