Ana içeriğe geç

Dünya Geleceği Konuşuyor, Türkiye Günü Kurtarmaya Çalışıyor!

Dünya Geleceği Konuşuyor, Türkiye Günü Kurtarmaya Çalışıyor!

Dünya Geleceği Konuşuyor, Türkiye Günü Kurtarmaya Çalışıyor!
Haber3
16

Dünya ekonomisi son yıllarda alışılmadık derecede zorlu ama bir o kadar da ilginç bir dönemden geçiyor.

Pandemi, savaşlar, enerji krizleri, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler adeta olağan hale geldi.

Gerçekten IMF Başkanı Kristalina Georgieva'nın son değerlendirmesi de bu gerçeğin altını çiziyor.

Artık ülkeler, krizlerin arasındaki kısa nefeslenme dönemlerini değil, krizlerle birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda.

Dünyada gelecek arayışı

Örnekler çok, öne çıkanlar şunlar:

Japonya büyüme hızının beklentilerin altında kalmasını tartışırken aynı zamanda vatandaşını enerji maliyetlerinden nasıl koruyacağını düşünüyor.

Almanya, sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmek için yeni çözümler arıyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nde işsizlik, yatırımlar, ücretler ve faiz politikaları sürekli gündemde.

Ortak noktalar dikkat çekici...

Enerji maliyetleri...

Rekabet gücünün korunması...

İşsizlik ve yatırımlar çelişkileri veya uyumu...

Bu ülkeler bunları ve öylelikle yalnızca bugünü değil, yarınları da konuşuyorlar.

Üretimi, teknolojiyi, verimliliği, sanayiyi ve istihdamı tartışıyorlar.

Türkiye sonuçları konuşuyor

Türkiye'de ise ekonomik gündem çoğu zaman farklı bir eksende ilerliyor.

Asgari ücret ne olacak?

Emekliye ne kadar zam yapılacak?

Memur maaşları ne kadar artacak?

Çarşı pazarda fiyatlar nereye gidiyor?

Elbette bunların tamamı önemlidir. Hiç kimse vatandaşın alım gücünü bir yana bırakamaz.

Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor.

Tıpkı "mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi" der gibi, "bu dertlerin temeli nedir?" diye düşünmek gerekiyor.

Ve tüm bu yukarıda sıraladığım sorunlar siyasetçinin seçim kotarması için mi, yoksa ülkenin geleceği için mi ele alınıyor?

Ve de "biz" neden çoğu zaman ekonomik sorunların nedenlerini değil de sonuçlarını konuşuyoruz?

Oysa, bir toplum sürekli sonuçlarla meşgul olursa, temel sorunları çözmekte zorlanır.

Ücretler konuşulur ama verimlilik yeterince konuşulmaz;

Enflasyon konuşulur ama tasarruflar yeterince konuşulmaz;

Fiyatlar konuşulur ama üretim maliyetleri yeterince konuşulmaz;

İşsizlik konuşulur ama yatırımlar ve yeni istihdam alanları aynı ölçüde tartışılmaz ise kalıcı çözümlerbulunamaz!

Hazine rakamları ne söylüyor?

Son açıklanan Hazine verileri üzerinde de dikkatle durmak gerekiyor.

Yılın ilk beş ayında Hazine'nin nakit açığı bir trilyon liranın üzerine çıkmış durumda.

Aynı dönemde önemli miktarda faiz ödemesi yapılmış ve yeni borçlanmalar devam etmiş bulunuyor.

Tartışma dışıdır:Bütçe açıkları yalnızca teknik maliye rakamları değildir.

Bugünün açığı, yarının finansman ihtiyacıdır.

Bugünün borçlanması, gelecek yılların ipoteğidir.

Üstelik enflasyonla mücadele edilen bir dönemde kamu maliyesinin güçlü olması ayrı bir önem taşır.

Tasarruf olmadan yatırım zor

Türkiye'nin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan biri de tasarruf açığıdır.

Yeterince tasarruf edemeyen ekonomiler yatırım için dış kaynağa ihtiyaç duyar.

Dış kaynak ihtiyacı döviz talebini artırır.

Döviz ihtiyacı cari açığı etkiler.

Cari açık kur baskısını artırır.

Kur baskısı enflasyonu besleyebilir.

Enflasyon ise yeni faiz ve borçlanma baskıları oluşturabilir.

Bu döngüyü kırabilmek için yalnızca para politikası değil, güçlü bir tasarruf ve üretim politikası gereklidir.

İhracat kadar ithalatı da konuşmalıyız

Türkiye "azımsanmayacak" bir ihracat ülkesidir.

Ancak ihracatımızın önemli bir bölümü (bir hesapça % 80'i) ithal edilen enerjiye ve ara mallara dayanmaktadır.

Dolayısıyla yalnızca ihracat rakamlarının yükselmesi tek başına yetmez.

Yüksek katma değerli üretim,

yerli ara malı sanayisi,

teknoloji yatırımları,

enerji bağımsızlığı,

nitelikli eğitim,

doyuran tarım,

ve rekabet gücü yüksek bir sanayi yapısı,

Türkiye'nin ekonomik geleceği açısından stratejik öneme sahiptir...

Asıl konuşmamız gerekenler

Belki de kendimize şu soruları daha sık sormalıyız.

*Türkiye işsizliği kalıcı olarak nasıl azaltacak?

*Genç nüfus için hangi sektörlerde yeni fırsatlar oluşturacak?

*Sanayi hangi teknolojilere yönelecek?

*Tarım nasıl güçlenecek?

*Eğitim sistemi üretim ekonomisinin ihtiyaçlarına nasıl cevap verecek?

*Tasarruf oranlarını nasıl artıracağız?

*Yatırımları nasıl hızlandıracağız? ve tabii daha adil nasıl dağıtacağız?..

Ekonomi tartışmalarımızın odağında bu sorular daha fazla yer almalıdır.

Geleceği konuşmanın zamanı

Ekonomi yalnızca seçim kazanma aracı değildir.

Ekonomi, toplumların geleceklerini inşa etme sanatıdır.

Kısa vadeli çözümler bazen kaçınılmaz olabilir.

Ancak kalıcı refah; üretimden, verimlilikten, bilimden, teknolojiden, eğitimden ve güçlü kurumlardan geçer.

Yazımın başında vurguladım: Dünya bütün zorluklarına rağmen geleceği planlamaya çalışıyor.

Türkiye'nin de günlük tartışmaların ötesine geçerek, bütçe disiplinini, tasarruf kültürünü, yatırımları, üretimi, ihracatı, teknolojiyi ve gençlerine sunacağı yarınları daha fazla konuşması gerekiyor.

Çünkü "boş ve hoş konuşmak" da bir israftır!

Çünkü: güçlü ekonomiler günü kurtararak değil, geleceği düşünerek inşa edilir.

Türkiye'nin en fazla ihtiyaç duyduğu şey, ekonomiyi günlük siyasi tartışmaların ötesine taşıyıp, gelecek kuşakların refahını merkeze alan bir aklı yeniden üretebilmektir.

Dr. R.Bülend Kırmacı

[email protected]

Kaynağa Git

İlgili Haberler