Osmanlı biliminin 16. asırda ulaştığı nokta, el yazması eserler ve ilmî aletlerle gözler önüne seriliyor. Rami Kütüphanesi’nde açılan “Gökküre” adlı serginin proje koordinatörü Dr. Elmin Aliyev, eserlerin “Osmanlıda bilim adına ne yapılıyordu ki!” ön yargılarını kıracağını söylüyor.
İstanbul Rasathanesi kuruldu, Takiyüddin gibi ilim adamları gezegenlerin hareketlerini yüksek doğrulukla hesapladı, matematik ve optik bilimine dair çalışmalar yapıldı, Pîrî Reis uzak coğrafyaları haritalandırdı… Osmanlı biliminin zirvesi kabul edilen 16. asırda devrinin en ileri çalışmalarına imza atıldı. Osmanlının bu “altın çağında” eşsiz kitaplar da kaleme alındı. Bu devrin el yazması eserlerini merkezine alan “Gökküre: Değişimler Çağı Şafağında Osmanlılar’da Matematik Bilimleri” sergisi bugünlerde Rami Kütüphanesi’nde görülebiliyor.
NADİR KİTAPLAR İLE TARİHÎ ALETLER
Matematikçi ve astronom Takiyyüddin Rasıd’ın 500. doğum yılı münasebetiyle hazırlanan sergide Osmanlı biliminin ulaştığı nokta matematik, geometri, optik, hey’et, mikat, takvim, robotik, mekanik ve coğrafya gibi bilim dallarındaki nadir yazma eserler ile gözler önüne seriliyor. Bu eserlere gökküre, usturlap ve rubu tahtası gibi tarihî astronomi aletleri eşlik ediyor. Sergide Takiyyüddin Râsıd’ın müellif nüshası yani bizzat kaleme aldığı düşünülen eserler dikkat çekiyor. Onlardan biri Arapça optik kitabı oluyor. Sanatçı kişiliğiyle tanınan Matrakçı Nasûh’un bezemeli Türkçe matematik kitabı, Kutbuddin Çelebi’nin gök cisimleri çevresinde oluşan hâle fenomenlerini ele aldığı eseri, divan şairi ve hattat olarak bilinen Saçlı Emîr’in astronomi risalesi, Denizci Seydi Ali Reis’in Türkçe astronomi eserleri, Pîrî Reis’in 1526’da tamamladığı ve Amerika kıtasına yer verdiği “Kitâb-ı Bahriyye” eserinin de aralarında yer aldığı onlarca el yazması kitap sergi vesilesiyle meraklılarıyla buluşuyor.
SADECE AVRUPA BİLİM YAPMADI
Serginin proje koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Elmin Aliyev, “Burada İstanbul Rasathanesi’ni Sultan III. Murad’ın desteğiyle kuran Takiyyuddin Râsıd’dan yola çıkıyoruz. Takiyyuddin farklı bilim geleneklerini kendinde toplayan bir kişi. Optik, matematik ve astronomi gibi alanlarda eserler veriyor. Bir taraftan da aletler yapıyor, ondalık sayı sistemini ilerici bir bakışla astronomiye tatbik ediyor.
Özellikle astronomik ölçümleri çok dakik oluyor. Ancak İstanbul’un 16. asırdaki canlı ilim hayatında Takiyyuddin gibi birçok ilim adamı bulunuyor. Bu sergi, ‘Osmanlıda bilim adına ne yapılıyordu ki!’ gibi ifadelerle dile getirilen ön yargıları kıracaktır. Zira Fatih Sultan Mehmed ile birlikte İstanbul ilim merkezi hâline geliyor. Bu durum sonraki asırda zirveye çıkıyor ve ciddi eserler yazılıyor. Sadece teorik olarak bilim üretilmiyor; bilimsel araç gereçler de ortaya çıkarılıyor” diye konuşuyor. Serginin başlığında “değişimler çağı şafağı” tabirini kullandıklarını hatırlatan Aliyev sözlerine şöyle devam ediyor: “Biz, bilimin önce Avrupa’da üretildiğini daha sonra oradan aldığımızı zannediyoruz. Bu doğru değil. Karşılıklı etkileşimler oldu. Bilim oldukça küresel bir anlayışla meydana geliyor. Avrupalılar da bilim üretti, biz de…”
Osmanlıda aklî bilimlerin din bilimlerinden ayrıştırılmadığını da kaydeden Aliyev, medrese derslerinde her ikisine yer verildiğini söylüyor. Sergide yer alan bazı eserlerin bilim dilinin Türkçeleştiğini ispatladığını, böylece “Türkçe bir şey üretilemedi” iddialarını boşa çıkardığını kaydediyor.