Tam 24 yıllık koca bir hasretin ardından katıldığımız Dünya Kupası serüvenimiz, ne yazık ki arkasında büyük bir hayal kırıklığı bırakarak çok erken bitti. Turnuva öncesi heyecanımız göklerde, hedeflerimiz ise neredeyse ulaşılmazdı; ancak gerçekler yüzümüze sert çarptı ve dönüş biletleri erkenden elimize tutuşturuldu. Tüm dünyanın hayranlıkla izlemesini hayal ettiğimiz o yetenekli çocuklar, şimdi Dünya Kupası’nı tıpkı bizim gibi evlerindeki televizyon ekranlarından izleyecekler.
Şimdi defter kapandı ve eleştiri okları havada uçuşuyor. Elbette uçuşmalı da; çünkü suya sabuna dokunmayan, can yakmayan hiçbir eleştiri yapıcı olamaz. Fakat burada hedef tahtasına sahaya çıkan gencecik çocukları koymak kolaycılıktır. Asıl eleştirilmesi gerekenler; spor medyasının söz sahipleri, yorumcular ve o çocukların aklını bulandıran futbol aklıdır. Çünkü turnuvaya giden o gençler, aslında bu ülkenin sosyolojik birer yansıması, birer prototipidir.
Daha sahaya çıkmadan hiçbir maçın kazanılamayacağını bilmesi gereken bu "futbol ulemaları", turnuva başlamadan Türkiye’yi finale çıkardı, hatta bazıları hızını alamayıp takımın eline kupayı bile tutuşturdu. Hepimiz hatırlıyoruz: "Avustralya ve Venezuela çantada keklik, biz şimdiden Amerika maçına odaklanalım" kibirliliğiyle space odalarında, ekranlarda ahkam kesiyorlardı.
İtiraf edelim: Bizim kültürel kodlarımızda ne yazık ki olduğundan büyük görünmek, gösteriş, zengin gibi davranmak, böbürlenmek, az çalışıp çok şey ummak ve en önemlisi de egoyu yönetememek gibi yapısal bir sorun var. Sahadaki o ilk maçta futbolcuların laubali halleri, kendilerine olan öz güvenlerinden değil, rakibi tepeden tırnağa küçümsemelerinden kaynaklanıyordu.
Teknik direktörlüğün tam da bu zihinsel çöküş anında, o soyunma odasında devreye girmesi gerekirdi. Ancak Montella da süreç içinde "bizden biri" gibi davrandı. Eleştirilerden etkilendiklerini itiraf ederek, elit seviyedeki bir turnuvaya yakışmayacak derecede amatör bir psikolojinin içine düştü.
Avustralya ve Venezuela gibi takımların katı savunma yapacağını, alanı kapatacağını bile bile; bal yapmaz arı gibi şuursuzca, plansızca saldırmak taktiksel bir intihardan başka nedir? Rakip kapanıyorsa, taktiksel esneklik gösterip sen de kapanırsın. Onları üstüne çekersin, elindeki o patlayıcı gücü yüksek, yetenekli ayaklarınla kontradan cezayı kesersin. Yunanistan katı savunma ve disiplinle Avrupa şampiyonu olmadı mı? Son dönemin en başarılı jenerasyonunu yakalamış bir milli takım hocasına, bu taktiksel basiretsizlik hiç yakışmadı.
Yine de elmayla armudu ayırmak gerekiyor. Duygusal kararlarla gemileri yakmanın alemi yok; Montella bu takımın başında kalmalı ama yeni bir rota çizilmeli. Kerem, Merih, Hakan ve Çağlar gibi artık milli takım seviyesinde miadını doldurmuş, mental olarak yıpranmış oyunculara öncelikli olarak güvenme ısrarından vazgeçilmeli.
Eğer bu ülkenin en yetenekli oyuncuları dışarıdan gelen eleştirilerden bu kadar kolay sarsılabiliyorsa, teknik kadroya acilen hem yerli hem yabancı uzman psikologlar dâhil edilmeli. Kapanan takımlara karşı hücum setleri yeniden çalışılmalı. Eğer yaşanan bu büyük hüsrandan gerçekten radikal dersler çıkarabilirsek, bu jenerasyonun geleceği hâlâ çok parlak. Yeter ki o çocukları kendi toplumsal zaaflarımıza benzetip harcamayalım.
Arkadan gelen genç oyunculara iyi bir örnek olabilmek, yarınlarda başarıların devamı sağlamak için disiplin her açıdan ve her zaman şarttır.
www.twitter.com/yolagiden
www.instagram.com/yolagiden