Ana içeriğe geç

Mülkiyet hakkının korun(a)madığı ülkelerde büyüme ve kalkınma olur mu?

Mülkiyet hakkının korun(a)madığı ülkelerde büyüme ve kalkınma olur mu?
Ekonomim.com
16

Güçlü kurumlarınız varsa ve mülkiyet hakları güvence altındaysa, o zaman bireylerin rant peşinde koşma, keyfi müsadere ve/veya vergilendirme gibi kimi yasadışı, kimi de verimsiz olan yöntemlerle zenginleştmeye çalışmaları zorlaşır. Bunun yerine bireyler, daha yüksek katma değer elde edebilmek için, inovasyon yapma ve değerli bir şeyler üretmeye çalışırlar.

Yasalara uyan vatandaşların tüm mülkiyet haklarının adalet sistemi tarafından eksiksiz korunacağına güven duyması gerekir. Mülkiyet güvencesinin zayıf olduğu bir ortamda yerli ve yabancı yatırımcıları ikna etmek zorlaşır; bu da yatırım, kalkınma ve refah hedeflerini tehlikeye atar.

Mülkiyet hakkının korun(a)madığı ülkelerde büyüme ve kalkınma olur mu? - Resim : 1

İki hafta önceki yazımda, refah ve kalkınma için demokrasi ve güçlü kurumların ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştim. Yazının mürekkebi kurumadan, tavukçuluk sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketlere kayyum atanmasıyla ilgili haberler geldi. Bu nedenle, kalkınma ve refah için güçlü kurumlara neden ihtiyaç duyduğumuzu, bu sefer daha dar ama bir o kadar da hayati bir konu olan mülkiyet haklarının korunması çerçevesinde değerlendirmek istiyorum.

Türkiye’de, 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte, ekonomide kamunun rolünün azaldığı, özel sektör ağırlıklı bir serbest piyasa ekonomisinin desteklendiği bir ekonomi anlayışı hâkim oldu. Bugün itibariyle ülkemizdeki ekonomi anlayışının, rekabetçi bir serbest piyasa ekonomisi olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. En azından söylemde ve kâğıt üzerinde durum bu. Dolayısıyla, böyle bir ekonomik anlayış ve sistem dahilinde, ekonomik kalkınma ve refah artışını sağlayabilmek için, bu sistemin gerektirdiği şartları sağlamamız beklenir. 1980 sonrasındaki 46 yıllık sürece baktığımızda, ülkeyi yöneten bütün hükümetlerin istisnasız bir şekilde bu ekonomik anlayışa bağlı kaldıklarını ve ekonomi politikalarının da genel itibariyle bu sistemin gereksinimlerine göre şekillendiğini görüyoruz. 1980’de dış ticaretin serbestleştirilmesi, 1980’lerin ikinci yarısında finansal liberalizasyon, 1989 yılında TL’nin tam konvertibilitesi ve sermaye akımlarının tam liberalizasyonu, 2001 krizi sonrasındaki IMF programı ve 2004’ten itibaren AB uyum paketleri ile kurumların güçlendirilmesine yönelik düzenlemeler hep bu temel varsayıma dayanıyordu: Türkiye için en doğru ekonomik sistem, özel sektör ağırlıklı, rekabetçi bir serbest piyasa ekonomisi.

Serbest piyasa ekonomilerinin başarısı için kurumların gücü önemli

Uluslararası ekonomi literatürünü incelediğimizde, serbest piyasa ekonomilerinin başarısı için kurumların gücüne büyük önem atfedildiğini biliyoruz. Kurumların gücü denildiğinde de ilk akla gelen mülkiyet haklarının korunması oluyor. Mülkiyet hakları dediğimizde genel itibariyle şunları kastediyoruz: Tapu, senet ve sözleşmeler de dahil olmak üzere üretim araçlarının mülkiyeti; patentler, telif hakları ve ticari markalar da dahil olmak üzere fikri mülkiyet hakları ve bağımsız ve tarafsız hukuk sistemi. Güçlü kurumlarınız varsa ve mülkiyet hakları güvence altındaysa, o zaman bireylerin rant peşinde koşma, hırsızlık, keyfi müsadere ve/veya vergilendirme gibi kimi yasadışı, kimi de verimsiz olan yöntemlerle kendilerini zenginleştirmeye çalışmaları zorlaşır. Bunun yerine bireyler, daha yüksek katma değer elde edebilmek için, inovasyon yapma ve değerli bir şeyler üretmeye çalışırlar. Bir başka ifadeyle, inovasyon, beşerî sermaye oluşumu ve gelişimi, ve daha düşük işlem maliyetleri yoluyla sürekli ekonomik büyüme, uygulanabilir ve güvence altındaki mülkiyet haklarının varlığına bağlıdır.

Daha önce de çalışmalarına referans verdiğim Daron Acemoğlu ve James Robinson, özel mülkiyet haklarının, siyasal iktidarı elinde bulunduranlardan etkin bir şekilde korunabildiği, iktisadi kurumsallığa sahip olan toplumların kalkınabildiklerini iddia ediyorlar. Çünkü, özel mülkiyetin korunmadığı toplumlarda, kişiler ekonomik kalkınmayı teşvik eden yenilikçilik ve inovasyon, girişimcilik ve iş kurma, kar etme ve servet biriktirme motivasyonlarına sahip olmuyorlar. Bu da sahip olduğumuz kıt kaynakların bir kısmının atıl kalmasına neden oluyor.

İyi işleyen bir yargı sistemi olmazsa olmaz

Özel mülkiyet haklarının korunmasında, sözleşme/kontrat güvenliği çok önemli bir rol oynar. Bireylerin ve şirketlerin birbirleriyle imzaladıkları herhangi bir sözleşmedeki şartların yerine getirilmemesi durumunda, iyi işleyen bir hukuk sisteminin, mağdurun haklarını koruması beklenir. Hukukun üstünlüğüne saygı ve sözleşmeden doğan hakların etkin bir şekilde korunması kuşku altındaysa, ekonomik ve sosyal ilerleme kaydedilemez. Davaları makul bir süre içinde çözen, öngörülebilir, halkın kolayca erişebileceği, iyi işleyen bir yargı sistemi, günümüz serbest piyasa ekonomilerinin olmazsa olmazıdır. Dünya Bankası’nın çalışmalarına göre, mahkemelerin sözleşmeye dayalı yükümlülükleri etkin bir şekilde uygulayabildiği, daha verimli bir yargı sistemine sahip ekonomiler, daha gelişmiş kredi piyasalarına ve genel olarak daha yüksek bir kalkınma düzeyine sahiptir. Daha güçlü bir yargı sistemi, küçük firmaların daha hızlı büyümesiyle de ilişkilendirilmektedir. Genel olarak, yargı sisteminin etkinliğinin artırılması iş ortamını iyileştirebilir, inovasyonu teşvik edebilir, doğrudan yabancı yatırımları çekebilir ve vergi gelirlerini güvence altına alabilir.

Yine Dünya Bankası kaynaklarında yer alan, Arjantin ve Brezilya'nın farklı eyaletlerindeki mahkeme etkinliğini inceleyen bir araştırma, daha etkin mahkemelere sahip eyaletlerde bulunan firmaların krediye daha kolay erişebildiğini ortaya koymuştur. Meksika'ya odaklanan bir başka çalışma ise daha iyi mahkeme sistemlerine sahip eyaletlerin daha büyük ve daha verimli firmalara sahip olduğunu göstermiştir. Hindistan'da yapılan bir araştırma, sözleşme yoğunluklu sektörlerdeki firmaların, sözleşmelerin etkin bir şekilde uygulandığı bölgelerde konumlanma eğiliminde olduğunu bulmuştur. Etkin mahkemeler firmaların karşılaştığı riskleri azaltır ve yatırım yapma isteklerini artırır. Brezilya, Peru ve Filipinler'deki firmalar, mahkemelere daha fazla güvenebilmeleri halinde daha fazla yatırım yapmaya istekli olacaklarını belirtmektedir.

Hukuki kurumların etkisiz olduğu yerlerde, kanunlardaki iyileştirmelerin etkisi sınırlı kalabilir. Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği'nin 1992-1998 yılları arasındaki geçiş ekonomilerini inceleyen bir araştırma, şirket ve iflas kanunlarındaki reformların mali kurumların gelişimi üzerinde çok az etkisi olduğunu ortaya koymuştur. İyileşmeler ancak hukuki kurumlar daha verimli hale geldikten sonra başlamıştır.

Adalet mülkün temelidir şiarını benimsemiş bir ülkede yaşıyoruz. Buradaki mülkün “devlet” anlamına geldiğini elbette biliyorum. Fakat aynı yaklaşımı, özel mülkiyet için de kullanmak pekâlâ mümkün. Ülkemizde yasalara saygılı olan tüm vatandaşlarımızın, sahip oldukları menkul ya da gayrimenkul, üretim araçları, şirketler, markalar, patentler, fikirler, beşerî sermaye ve diğer her türlü mülkle ilgili haklarının, adalet sisteminin tam güvencesi altında olduğundan en ufak kuşkusunun olmaması gerekir. Aksi takdirde, ülkemizin şiddetle ihtiyaç duyduğu yatırımlar için, hem yerli hem de yabancı yatırımcıları ikna etmek çok zorlaşır. O zaman da hayalini kurduğumuz kalkınma ve refah, hayal olur.

Tüm bu yazdıklarım, Türkiye’nin hâlâ tam rekabetçi, özel sektöre dayalı bir serbest piyasa ekonomisi olduğu, ya da olmasına çalışıldığı varsayımına dayalı. Hükümetin orta vadeli ekonomik programlarında da bu husus çok net bir şekilde ifade ediliyor. Durum böyleyse, Türkiye’de güçlü kurumlar, özel mülkiyet haklarına saygı ve sözleşme güvenliği konularında, eylemlerimiz ve söylemlerimizle, hiçbir tereddüde yer bırakmamız gerekir. Lakin, ya durum böyle değilse? Eğer büyüklerimiz, Türkiye’nin daha farklı bir ekonomik sistem ile, kalkınma ve refah yolunda daha hızlı ilerleyebileceği kanaatine sahipse, demokratik bir ülkede bunu da bilmek hepimizin hakkı. Umarım tüm bu olup bitenlerin cevabı bu değildir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler