Ferit PARLAK
[email protected]
Ankara Sanayi Odası (ASO), 2026 yılının Ocak-Haziran dönemine ilişkin dış ticaret verilerini kapsamlı biçimde analiz ettiği İhracat Değerlendirme Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı. Rapora göre, Türkiye’nin ihracatı 2026 yılının ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artışla 131,4 milyar dolardan 136,1 milyar dolara yükseldi. İlk 6 ayda gerçekleşen 4.7 milyar dolarlık ihracat artışının değerlendirildiği raporda artışta savunma-havacılık sektörü ve Ukrayna’nın yaptığı alımların etkili olduğuna dikkat çekildi. Raporda, başarının sürdürülebilir olması için, daha fazla ihracat yapmak kadar, daha fazla firmanın yüksek katma değerli üretime katılmasını sağlamanın, teknolojik kabiliyeti tedarik zincirine yaymanın önemine vurgu yapıldı.
“İhracat artışının yüzde 40’ı Ankara’dan”
Rapora göre 2026 yılının ilk yarısında 4.7 milyar dolarlık ihracat artışının yaklaşık 2 milyar doları Ankara’dan geldi. Ankara, savunma, havacılık, makine, elektronik sektörlerinin öncülüğünde, Türkiye’nin toplam ihracat artışının yüzde 40’ını tek başına karşıladı.
Başkent ilk kez bir milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiren iki ana sektöre (elektrik elektronik, otomotiv) aynı anda ulaştı. Söz konusu ihracat artışının yaklaşık dörtte üçü yalnızca dört ülkeden geldi; tek başına Ukrayna toplam artışın yaklaşık dörtte birini oluşturdu.
İhracatta derinleşme mi, bağımlılık mı?
Raporda, ihracattaki büyümenin coğrafi dağılımına da dikkat çekildi. Ukrayna, Slovakya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri, Ankara’nın toplam ihracat artışının yaklaşık dörtte üçünü oluşturduğuna, tek başına Ukrayna’ya yapılan ihracat artışının ise toplam artışın yaklaşık dörtte birine karşılık geldiğine vurgu yapılan raporda, veriler iki farklı açıdan değerlendirildi. İlk değerlendirmede Ankara’nın stratejik pazarlarda derinleştiği ve belirli ülkelerde rekabet gücünü artırdığının altı çizildi.
Performansın kalıcılığı önemli
İkinci değerlendirmede, büyümenin önemli bir bölümünün bölgesel gelişmeler ve konjonktürel talep artışlarından etkilendiğini gösterdiği, bu nedenle mevcut performansın ne kadarının kalıcı rekabet üstünlüğünden ne kadarının geçici piyasa koşullarından kaynaklandığının dikkatle analiz edilmesi gerektiği ifade edildi. Sonuçta, stratejik pazarlarda derinleşmenin rekabet avantajı sağlayacağı, büyümenin sınırlı sayıda pazarda yoğunlaşmasının ise aynı zamanda yönetilmesi gereken bir risk alanı oluşturduğu belirtildi.
“Doğru politika, doğru veriyle başlar”
Rapora göre öncelik verilmesi gereken konular şöyle sıralandı:
* Ticaret Bakanlığı tarafından faaliyet illeri esas alınarak yayımlanan ihracat verileri önemli bir adım olarak görülerek, il bazlı ihracat istatistiklerinin, şirket merkezinin yanı sıra üretim tesisini esas alan daha kapsamlı ve düzenli istatistiklerle desteklenmesi gerektiği vurgulandı.
* Savunma ve havacılık sanayiine ilişkin ihracat verilerinin il ve sektör bazında daha görünür ve izlenebilir hâle getirilmesinin, şehirlerin gerçek ihracat performansının doğru değerlendirilmesi açısından önem taşıdığına dikkat çekildi.
* Karbon ayak izi ölçümü, menşe izlenebilirliği ve uluslararası standartlara uyumun, Avrupa başta olmak üzere küresel pazarlara erişimin temel koşulları hâline geldiğinin altı çizilerek, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin bu dönüşüme hazırlanabilmesi için kapsamlı bir teknik ve finansal destek mekanizması oluşturulması gerekliliği dile getirildi.
“Teknolojik kabiliyet ekosisteme yayılmalı”
* Savunma ve teknoloji firmalarında oluşan bilgi birikimi ile üretim kapasitesinin, tedarik zincirine, orta teknoloji sektörlerine ve sivil sanayiye aktarılmasını hızlandıracak tedarikçi geliştirme programlarının yaygınlaştırılması zorunluluğuna değinilerek, Ankara örneğinde olduğu gibi, Ankara’nın önündeki temel hedefin yeni bir yıldız sektör oluşturmak değil, mevcut başarıyı daha geniş bir üretim ekosistemine dönüştürmesi olması gerekliliği ifade edildi.
* İhracatı gerileyen sektörler için ayrı bir izleme, dönüşüm ve yeniden konumlandırma programı geliştirilmesi zorunluluğuna da yer verilen raporda, güçlü sektörleri desteklemek kadar dönüşüm baskısı altındaki sektörlerin rekabet gücünü yeniden inşa etmek de sanayi politikasının temel sorumluluklarından biri olduğu kaydedildi.
Kalıcı rekabet üstünlüğü ve Ankara örneği
Ankara’nın 2026 yılının ilk yarısındaki performansının, Türkiye’de nadir görülen bir dönüşümün göstergesi olduğuna, uzun yıllar kamu talebiyle gelişen üretim kabiliyeti, bugün
uluslararası pazarlarda rekabet gücüne dönüştüğüne dikkat çekilen raporda, bununla birlikte büyümenin hâlen sınırlı sayıda sektör, pazar ve teknoloji alanında yoğunlaştığı, bugünkü tablonun güçlü bir başarıyı göstermesine rağmen, kalıcı rekabet üstünlüğü ise bu başarının daha geniş bir üretim tabanına yayılmasıyla mümkün olacağı dillendirildi.
Önümüzdeki dönemin asıl gündeminin, daha fazla ihracat yapmak kadar; daha fazla firmanın yüksek katma değerli üretime katılmasını sağlamak olacağına vurgu yapılan raporda, teknolojik kabiliyeti tedarik zincirine yaymanın önemli olduğunun altı çizildi.
Yapısal sorunlar bulunuyor
Aynı dönemde Türkiye’nin ilk 20 pazarının toplam ihracattaki payı yüzde 65,4’ten yüzde 64,6’ya gerilerken, Ankara’da bu oran yüzde 63,8’den yüzde 72,4’e yükseldi.
Türkiye pazar tabanını genişletirken Ankara’nın büyümesi sınırlı sayıdaki pazarda yoğunlaştı; ilk 20 dışında kalan pazarlara yapılan ihracat geriledi. Aynı yıl içinde ortaya çıkan bu iki ters yön, raporun üzerinde durduğu temel yapısal sorunlardan bir diğeri.
Rapora göre Ankara’da ihracat yapılan 25 sektörün 15’inde artış, 10’unda ise gerileme yaşandı. Elektrik-elektronik, otomotiv endüstrisi, makine ve aksamları ile madencilik ürünleri ihracat artışına en fazla katkıyı sağlayan sektörler arasında yer aldı.

Ardıç: Hızlı büyümenin bedeli çoğu zaman dar tabandır
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, bazı sektörlerin ihracatında yaşanan hızlı büyümeyi “yılların çabası”, “büyük başarı” şeklinde nitelendirirken risklere de dikkat çekerek, “Türkiye ortalamasının yaklaşık altı katı hızında büyürken, ülke genelindeki eğilimin aksine daha dar bir pazar tabanına dayalı bir ihracat yapısı geliştirmektedir. Elde edilen bulgular, kısa vadede güçlü bir performans ortaya koysa da, orta ve uzun vadede pazar çeşitliliğinin artırılmasını stratejik bir öncelik hâline getirmektedir. Sonuç: Hızlı büyümenin bedeli çoğu zaman dar tabandır” dedi.
Ankara ihracatında elektrik elektronik sektörünün liderliğe yükselmesinin ve savunma ile havacılığın güçlü katkısının sanayinin teknolojik ağırlık merkezinin değiştiğinin göstergesi olduğunu dile getiren Ardıç, “Bu başarı; savunma ve havacılık sanayiinde uzun yıllar içinde oluşan üretim kapasitesi, teknoloji ve Ar-Ge birikimi ile güçlü sanayi ekosistemimizin dış ticarete yansımasının sonucudur” diye konuştu. Ankara’nın ihracat artışının yaklaşık yarısının savunma ve havacılıktan, dörtte üçünün ise dört pazardan gelmesinin, başarının güçlü ancak yoğunlaşmış bir yapıya dayandığını gösterdiğini ifade eden Ardıç şunları söyledi: “Ankara ihracatında yüksek teknolojinin payı Türkiye ortalamasının yaklaşık üç katına ulaşırken, temel hedef bu birikimi daha fazla firmaya, sektöre ve pazara yaymak olmalıdır. Pazar ve üretim tabanımızı genişletmeli, savunma ve teknoloji firmalarımızda oluşan bilgi birikimi ile üretim kabiliyetini tedarik zincirine, orta teknoloji sektörlerine ve sanayimizin geneline yaymalıyız.”