Ana içeriğe geç

Mahkeme TÜİK’in açtığı davayı reddetti

Mahkeme TÜİK’in açtığı davayı reddetti
Ekonomim.com
16

Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun bana karşı açtığı manevi tazminat davasını reddetti.

TÜİK, enflasyon hesaplamasında kullanılan bu yıla ilişkin madde ağırlıkları konusunda 3 Şubat’ta X hesabımdan yaptığım paylaşımları gerekçe göstererek 50 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı. İşte bu dava reddedildi. Dün yapılan duruşmaya Avukatım Ali Erdem Gündoğan ile birlikte katıldık. Mahkeme davayı karara bağladı ve manevi tazminat talebinin reddine karar verdi. Önce bu dava niye açılmıştı, oradan başlayıp neler olup bittiğini özetleyeyim.

TÜİK web sayfasında köklü bir değişikliğe gitti ancak bu değişiklikle ilgili olarak kamuoyu daha önceden bilgilendirilmedi. 3 Şubat’taki ocak ayı enflasyonuyla birlikte açıklanan 2026’nın yeni TÜFE ağırlıklarına ulaşmakta bu yüzden bir süreliğine yaygın bir sorun yaşandı. Karşımızda yepyeni bir sayfa yapısı ve hangi veri nerede, bilinmiyor. Veriler başka bir yere mi taşındı, yoksa artık açıklanmayacak mı, belli değil.

TÜİK, enflasyonla ilgili olarak sürekli veri karartma eğilimi içinde olduğu için de ağırlıklara bir süreliğine ulaşılamaması, yeni bir veri karartma olarak yorumlandı. Ben de öyle yorumladım.

Nasıl yorumlamayayım ki; TÜİK 2022 nisanından itibaren önce madde fiyatlarını gizledi, daha sonra madde ağırlıklarını da gizlemeye başladı. Bunu bildiğim için 3 Şubat’ta ilk bakışta ana sektör ağırlıkları dışındaki hiçbir detayı göremeyince aklıma ilk gelen 3’lü, 4’lü ve 5’li alt sınıf endekslerinin de gizlendiği oldu.

Bu verileri belki ben göremiyorumdur düşüncesiyle TÜİK’i aradım. Yanıt alamadım. Bir süre bekledim ancak dönüş olmayınca sosyal medyada TÜİK’in ana sektörler dışındaki ağırlıkları da gizlediğine ilişkin iki paylaşım yaptım. Bir süre sonra Birgün gazetesinden meslektaşım Havva Gümüşkaya aradı ve benim göremediğim detayların değişen web sayfasında başka yerde bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine hemen o iki paylaşımımı sildim ve “Düzeltme ve özür” başlıklı yeni bir paylaşım yaparak gerçek durumu aktardım. Ancak özrü, tabii ki TÜİK’ten değil, X hesabımdaki takipçilerimden dilemiştim.

Sonuçta o iki paylaşımım sistemde herhalde 40-45 dakika, hadi bilemediniz en fazla bir saat kaldı.

TÜİK benim paylaşımlarımı görmüş ama ellesinde her türlü iletişim bilgim olmasına rağmen açıp bana gerçek durumu söylemek yerine bu paylaşımlarımın kopyasını almayı tercih etmiş. Gerçeğin ne olduğu söylense biliyorlar ki ben gereken düzeltmeyi yapacağım. Peki TÜİK niye bunu tercih etmemiş de o süreyi mesajlarımın kopyasını almakla geçirmiş?

Amaç üzüm yemek değilse…

TÜİK bana karşı açtığı davada çok özet olarak kurumun kişilik haklarına ağır bir saldırı gerçekleştirdiğimi öne sürdü. Bunu nasıl yapmışım; 3 Şubat'taki o iki paylaşımımla.

TÜİK, daha sonra o paylaşımlarımı sildiğimi ve düzeltme yaptığımı da biliyor, çünkü dava dilekçesinde söz konusu paylaşımlar için “Silinmekle birlikte” diye bir ifade var.

Demek ki TÜİK o mesajların daha kısa zamanda silinmesini sağlayabilecekken bunu yapmadı. Oysa ben bir telefon mesafesindeyim.

TÜİK bunu niye yapmadı acaba?

Ne yani TÜİK “kişilik haklarına yapıldığını ileri sürdüğü ağır saldırı”nın daha da pekişmesini mi bekledi? “Alaattin Aktaş bunca yıldır bizi eleştiren bir dizi sosyal medya paylaşımı yaptı, köşesinde onlarca yazı yazdı, hiçbirinde bir hata bulamadık, işte şimdi sosyal medyadaki paylaşımında hata var, biz sessiz kalıp kendisini uyarmayalım ve bu mesajlar sistemde dursun, biz de kopyasını alıp ‘Kurumumuzun kişilik hakkına ağır saldırı’ gerekçesiyle kendisini mahkemeye verip en azından manevi tazminat talep edelim!”

Bu mu yani, TÜİK bunu mu düşündü?

Eğer yazdıklarım TÜİK’in kişilik haklarına ağır saldırıysa (öyle olmadığı kesinlikle ortada da), kurum bundan zarar görüyor ve itibar kaybına uğruyorsa, ben ya da bir başka meslektaşım yanlış yapmışsak TÜİK’e düşen bu yanlışın hemen düzeltilmesine katkıda bulunmak değil mi?

Ama yok! Sessizce bekle, belgeleri topla ve doğru mahkemeye!

Amaç TÜİK’i korumak mı, medyaya gözdağı vermek mi?

Amaç yanlışın daha fazla yayılmasını önlemek olsa herhalde yapılması gereken telefona sarılıp gereken düzeltmeyi bir an önce yaptırmaya çalışmak olur. Düzeltme uyarısına rağmen yanlışta ısrar ediliyorsa atılacak bir dizi adım var elbette. Ama aradaki tüm adımları atlayıp doğrudan mahkemeye gitmek!

Kaldı ki bu sefer düzeltme çabası bir yana el ovuştururcasına “İşte bir açık bulduk, bunun üstüne gidelim” demek!

Hangi mesaj daha etkili?

Hani ilk attığım mesajları daha sonra sildim ve düzeltme mesajı paylaştım ya, TÜİK sonraki mesajın fazla etkili olamayacağını belirterek “Sosyal medya gibi anlık, hızlı ve geniş kitlelere ulaşan mecralarda, ilk paylaşımın etkisi çoğu kez sonradan yapılan düzeltmeden çok daha yoğun ve kalıcı olur” görüşünü dile getiriyor.

TÜİK dava dilekçesine daha sonra sildiğim iki sosyal medya mesajının kopyasını eklemiş. Bunlardan biri yalnızca 2.202 kez görüntülenmiş. Diğerinin sayısı görünmüyor. Bu mesajları sildiğim için artık görüntülenme sayısını ben de bilmiyorum. Peki benim bu mesajları silip düzeltme olarak yazdığım mesaj kaç kez görüntülenmiş, yaklaşık 120 bin (119.639) kez.

Demek ki neymiş, ilk paylaşımlar daha etkili olur tezi genellenemezmiş…

“Küçük düşürmek bunun neresinde?”

TÜİK beni kurumu küçük düşürücü ifadeler kullanmakla eleştirdiği için Mahkeme Başkanının sergilediği yaklaşım mealen “Küçük düşürmek bunun neresinde” dercesine oldu ve ret kararı çıktı.

Avukatım Ali Erdem Gündoğan TÜİK’le haşır neşir olan bir hukukçu. Av. Gündoğan, emekliler için yıllardır çaba sarf eden Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz’in de avukatlığını yürütüyor.

Duruşmadan sonra sohbet ettiğim Av. Ali Erdem Gündoğan, TÜİK’in daha önce de kendisini eleştiren siyasilere ve gazetecilere, bu arada Seyfettin Çilesiz’e dava açtığını ve bu davaların çoğunun TÜİK aleyhine sonuçlandığını söyledi.

Av. Gündoğan’ın dikkat çektiği bir yön var:

“TÜİK aslında böyle çok sayıda dava açarak kurumu zarara uğratıyor. Dava sürecindeki harç ve masraflara ek olarak, sonuçlanan davalarda ödenen vekalet ücreti ve yargılama giderleri de kamu zararına yol açıyor.”

Bu da konunun çok farklı bir boyutu ama TÜİK dava açmaktan geri durmuyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler