Ana içeriğe geç

Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor!

Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor!
Ekonomim.com
16

Tom Barrack’ın görevi Türkiye ve Amerika’nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. Tam tersine Barrack, ülkedeki Amerikan aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda bulunmaktadır.

Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor. Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi.

Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor! - Resim : 1

Günümüzde büyükelçi rütbesine ulaşmış diplomatlar çeşitli yöntemlerle korunuyor. Tutuklanmamak dahil birçok konuda ayrıcalıklı bir konumları var. Böylece kendilerine verilen görevi değişik grupların, hatta ev sahibi ülkenin kurumlarının baskısından korunmuş olarak yerine getirmeleri bekleniyor. Siz de bileceksiniz, daha önceleri durum böyle değildi. Bazı deneyimli kimseler ülkeler arasındaki sorunları çözmek için ücreti mukabili hizmet verirlerdi. Bunların temsil ettikleri ülke ile güçlü bağlantıları bile bulunmayabilirdi. Bazen kendilerine kızan yöneticilerin hışmına uğramaları, hatta kellelerini kaptırmaları dahi mümkündü. Günümüzde diplomatlar korunuyor. Ancak ev sahibi ülke onlardan ülkenin iç işlerine karışmamalarını bekliyor. Bu durumda, bir ülke başka bir ülkenin büyükelçisinin görevini devletler hukukunun kurallarını gözetmeden yerine getirmek istediğine kanaat getirirse, onu persona non grata, yani istenmeyen adam ilan ederek ülkesine gönderebilir. Bu işlem çoğu zaman 24 ila 48 saat içinde gerçekleştirilir, 72 saate kadar uzaması istisnadır.

Bir önceki paragrafta size bir büyükelçinin nasıl davranması gerektiğini genel hukuk çerçevesinde anlatmaya çalıştım. Tabii, bir büyükelçinin nasıl davrandığı, neyi yapıp neyi yapamayacağı ve benzeri konuların belirlenmesinde ülkelerin birbiri ile olan ilişkilerinin güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Örneğin, sizinle müttefik olan bir ülkenin büyükelçisini evine göndermeyi arzularsanız, onu istenmeyen kişi ilan etmeniz biraz ayıp olur, müttefikinizden elçisini bir an önce çekmesini talep etmeyi tercih edebilirsiniz. Keza, böyle bir büyükelçiyi geri göndermek veya kamuoyu önünde azarlamak yerine, özel görüşme yapmak yoluyla bazı konularda daha dikkatli davranmasını isteyebilirsiniz. Bazı durumlar ise anlattıklarıma da istisna teşkil edebiliyor. Örneğin, bir büyükelçi sizin ülkeniz üzerinde yoğun nüfuzu olan bir ülkeyi temsil ediyorsa, bazen bir sömürge valisi gibi dahi davranabiliyor. Varlığını sürdürmek için ana ülkeye bağımlı eski sömürge ülkelerinde ya da iktisaden bir başka ülkeye fazlasıyla muhtaç duruma gelmiş ülkelerde bu tür davranışlara rastlanması muhtemel. Tabii, iki ülke arasındaki ilişkilerin eşitlikçi olduğu ortamlarda, böyle davranmaya elverişli bir ortam oluşmaz.

Diplomaside sınırlar ve büyükelçinin sorumluluğu

Birçok ülke, büyükelçiliğin gayet ince bilgi gerektiren bir iş olduğunun bilincinde olarak dış işleri hizmetlerinde profesyonelliği tercih ediyor. Genç diplomatlar liyakate bağlı olarak terfi ediyor, bu süreç içinde mesleğin nasıl icra edileceğini veya “sırlarını” öğreniyor ve sonradan bu kişilerden bazıları büyükelçi olarak görevlendiriliyor. Bu titri iktisap etmeyenler de devlet hizmetine devam ediyorlar. Atandıkları yeri beğenmeyen büyükelçiler de olabiliyor. Ya uygun bir yere atanmayı bekliyorlar ya da hizmetten ayrılıyorlar. Ancak bu tür bir uygulamaya her ülkede rastlanmıyor. Bazı ülkelerde başka alanlarda şöhrete ulaşan kişiler de büyükelçi olarak görevlendirilebiliyor. Ülkemizin ilk dönemlerinde yetişkin diplomat olmayınca bu uygulamaya başvurulmuştur. Ya da büyükelçilikte yürütülen sosyal faaliyetin masraflarını karşılayabilecek mali kaynaklara sahip kişilere büyükelçilik veriliyor. Bir siyasi liderin seçiminde önemli rol oynayan kişiler de büyükelçi yapılabiliyor. Tabii meslekten diplomat olmayan bir kişinin saydığım niteliklerin tümünü veya bir kısmını bir araya getirmesi de mümkün. Örneğin, çok tanınmış, aynı zamanda maddi imkanları geniş, başkan veya başbakan seçimine önemli katkı yapmış bir kişiye de bir büyükelçilik nasip olabilir.

Büyükelçi tayin ederken, tayini yapacak ülke ev sahibi ülkenin bu atamaya rıza göstermesini agreman ya da “olur” isteyerek belirlemektedir. Eğer atanması öngörülen kişi daha önce gideceği ülkeye ilişkin olumsuz görüşler bildirmiş veya değerlendirmeler yapmışsa, ev sahibi ülkenin kendisine agreman vermemesi adiyedendir. Bazı durumlarda ev sahibi ülke atanma teklifini bir saygısızlık olarak da telakki edebilir. Pek sık rastlanan bir durum olmasa da, akla gelen örnekler arasında Reagan yönetiminin Trinidad-Tobago’ya tek meziyeti Reagan kampanyasına bolca para vermek olan Washingtonlu bir garaj işletmecisini önermesi vardır. Bilmem bu kişinin adaylığının geri çekildiğini eklememe gerek var mı?

Bilindiği gibi, yapmak istediklerine siyasetin sınırlar koymasını kabullenemeyen kişilerin ülke yönetimine egemen olması olayı giderek yaygınlaşmaktadır. Siyasal gücün kişiselleştirilmesine yönelen bu kişiler kendi yoldaşlarına profesyonel diplomatlardan daha fazla güvenmektedirler. Bu eğilimin tabii bir sonucu olarak, günümüzde diplomatik geçmişi olmayan büyükelçilerin sayısında ve bunun sonucu olarak da oranında ciddi bir artış görülmektedir. Gerek Amerika’da gerek Türkiye’de aynı temayülün gözlendiğine şahit oluyoruz. Nitekim, Bay Trump New York kenti gayri menkul piyasasında yükselmiş ve söz sahibi olmuş Tom Barrack’ı Türkiye’ye büyükelçi olarak atamıştır. Aynı kişi Amerika’nın Suriye özel temsilcisi sıfatını da taşıdığı gibi, son zamanlarda basında yer alan haberlere inanmak gerekirse, Irak’ta da Amerika’yı temsil görevini üstlenmiştir. Anlaşıldığına göre Bay Barrack, hem Trump’ın kampanyasına bağışta bulunmuş hem de seçimi kazanması için gayret göstermiştir. Buna karşılık, daha önce herhangi bir diplomasi tecrübesi olmadığı bilinmektedir.

Barrack, hakaret ettiğinin farkında bile değil

Bay Trump’ın ayrıntıdan hoşlanmadığı, dış siyaset alanından ise hiç hoşlanmadığı yakınen bilinmektedir. Lübnan kökenli olması ve Orta Doğu’ya ilişkin bir veya iki kitabı kısmen okumuş olması dolayısıyla Bay Barrack, Trump yönetiminde birdenbire Orta Doğu uzmanı olarak ortaya çıkmıştır. Hazret, kıt bilgi dağarcığına dayanarak kendisini Türk devletine ve kamuoyuna nasihat edecek konumda görmektedir. Büyükelçi’ye göre, Orta Doğu’da Osmanlı döneminde barış hüküm sürmekteydi, bölgenin tekrar huzura kavuşması için bölgeye hizmet veren yumuşak bir monarşik sistemin ihdası faydalı olacaktır. İmparatorluğu dağıtan gücün bölgeye gelen milliyetçilik akımı olduğu hususu Sayın Büyükelçinin dikkatinden kaçmıştır. Tabii, dikkatinden kaçan hususlar sadece biri bu. Daha önemlisi, Arapların Türklere fazla hayranlık duymadıkları ve eski günlere dönmeyi pek de arzulamadıklarıdır ki, bu husus da Sayın Büyükelçi’nin dikkatinden kaçmıştır. Sayın Büyükelçi, bu sözleriyle Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun kurucusuna, cumhuriyetten gurur duyan vatandaşlara hakaret ettiğinin farkında bile değildir. Görevi Türkiye ve Amerika’nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. Tam tersine, ülkedeki Amerikan aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda bulunmaktadır.

Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor. Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi. Ama ne de olsa mütefikiz. Dolayısıyla Bay Trump’tan rica edelim, bu büyükelçiyi bir an önce buralardan çeksin ve yerine ülkemize daha fazla saygı gösteren profesyonel bir diplomat atasın. İşler pek iyi yürümüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler