Ana içeriğe geç

Toprağın çekildiği yerde: Ekolojik kriz,tarımsızlaşma ve kırsal yoksulluk

Tarımsal üretim süreçlerindeki her sorun kırsal alandaki istihdamı, gelir dağılımını, göçleri ve haliyle toplumsal yaşamı da etkiliyor. Bu yüzden ekolojik kriz ile kırsal yoksulluk arasındaki ilişkinin yeniden ele alınması gerekiyor.

Toprağın çekildiği yerde: Ekolojik kriz,tarımsızlaşma ve kırsal yoksulluk
Karar
16

Türkiye’de kırsal yoksulluk yıllarca tarımsal desteklerin yetersiz olması, yüksek üretim maliyetleri, pazar sorunları ve bölgeler arasındaki kalkınmışlık seviyesinin farklı olması üzerinden tartışıldı. Bu tartışmalar halen geçerli fakat son yıllarda kırsalda yaşanan dönüşüm sorunu yalnızca ekonomi üzerinden değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Çünkü tarımsal üretimin bugün karşı karşıya kaldığı sorunlar piyasa dalgalanmalarının ötesinde doğrudan ekolojik koşullarla da bağlantılı.

Üretimin sürekliliğini sağlayan doğal döngüler eskisi gibi işlemiyor. Yağış rejimleri değişiyor, yeraltı suları azalıyor, daha sık kuraklık yaşanıyor ve toprak verimliliği düşüyor. Yaşanan bu durumlar sadece çevre haberlerinde bir konu başlığı olarak kalıyor. Oysa tarımsal üretim süreçlerindeki her sorun kırsal alandaki istihdamı, gelir dağılımını, göçleri ve haliyle toplumsal yaşamı da etkiliyor. Bu yüzden ekolojik kriz ile kırsal yoksulluk arasındaki ilişkinin yeniden ele alınması gerekiyor.

Bugün Türkiye’de birçok bölgede görülen tarımsızlaşma eğilimini “üretim şekillerinin değişmesi” olarak açıklayamayız. Bu durum kırsal nüfusun geçim kaynaklarının daralmasına, mevsimlik tarım işçiliğinin daha güvencesiz bir duruma dönüşmesine ve kentlere göçün hızlanmasına da yol açıyor. Toprağın üretim kapasitesi ile insanların yaşam şartları arasındaki ilişki eskiye göre daha fazla görünür hale geliyor.

TARIMDAKİ SESSİZ DÖNÜŞÜM

Türkiye’de tarımın 1980’li yıllardan sonraki dönüşümüne bakıldığında üretim ilişkilerinin kayd değer bir şekilde farklılaştığı görülebilir. Küçük aile işletmelerinin ağırlığı azalırken büyük ölçekli üretim modelleri piyasaya entegre olup yaygınlaştı. Bir taraftan teknolojik gelişmelerle üretim kapasitesi arttı diğer taraftan üretim maliyetleri yükseldi. Yakıt, gübre, yem, elektrik ve sulama giderlerindeki artış küçük üreticilerin hareket kabiliyetini azalttı. Bu, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm. Kırsal alanda üretim yapanların büyük kısmı artık geçimlerini tarımla sağlamıyor. Tarım, birçoğu için ek gelir konumunda. Bu durum bütün bir köy yaşamını etkiliyor. Gençlerin tarımdan uzaklaşması ve yaşlı nüfusun köyde kalması nedeniyle üretim bilgileri de yeni nesillere aktarılamıyor.

Belirleyiciliği ekonomik baskılar kadar yüksek bir nokta daha var: Doğal kaynakların tükenme noktasına gelmesi. Tarımsal üretimin sağlanabilmesi için gerekli olan su ve toprak kaynakları birçok bölge için alarm veriyor. Tarımsal üretim sektörü ekolojik koşulları yıllarca dışsal bir değişken olarak gördü. Ancak bugün iklim değişikliği üretimde doğrudan belirleyici etkenlerden biri haline gelmiş durumda. Bu durumun etkisi özellikle de kuraklığa karşı hassas bölgelerde daha açık bir şekilde hissediliyor. İç Anadolu’da su seviyelerinin düşmesi, Konya’da yeraltı sularının azalması, Güneydoğu Anadolu’da sulama üzerindeki baskının artması, Ege ve Akdeniz’de yüksek sıcaklığa dayalı verim kayıpları, iklim krizinin tarımsal üretim üzerindeki etkileri arasında.

EKOLOJİK KRİZ VE YOKSULLUĞUN KESİŞİMİ

Çevre politikaları araştırmacısı Fatma Öztürk, kırsal yoksulluğun bugün yalnızca ekonomik kriz ya da yanlış teşvik politikalarıyla açıklanabilecek bir durum olmadığını belirtiyor. Ona göre Türkiye tarımı, net bir ekolojik sınırla karşı karşıya. Toprak bozulumu, erozyon, su kıtlığı ve iklim kaynaklı riskler, tarımsal üretimi çıkmaz bir duruma sürüklüyor. Bu tespit, kırsal yoksulluğun nedenlerini anlamak açısından önemli bir çerçeve sunuyor. Çünkü ekolojik bozulmanın etkileri toplumun bütün kesimlerinde eşit şekilde hissedilmiyor. Büyük işletmeler teknolojik yatırımlar, kredi olanakları ve sigorta sistemleri sayesinde belirli bir oranda uyum sağlayabilirken küçük üreticiler için benzer olanaklara sahip olmamaları nedeniyle süreç aynı şekilde ilerlemiyor. Bölgesel kuraklıklarda ilk etkilenen çoğu zaman küçük çiftçiler oluyor. Ürün miktarı ve çeşitliliğinde kayıp, borç yükü, gelirin düşmesi ve üretimden çekilme kaçınılmaz hale geliyor.

İklim krizinin en önemli sonuçlarından biri de zaten var olan işsizliği arttırması. Kuraklık nedeniyle sektörde çalışan insanların gelirleri, çalışma süreleri, borç ödeme kapasiteleri ve yaşam standartları da önemli ölçüde etkileniyor. Bu yüzden çevresel sorunlar toplumsal sorunlara dönüşüyor. Bu dönüşüm kırsal yoksulluğun güvencesizlik konusu olduğunu da gösteriyor.

Öztürk de tam olarak bu noktalardan birine dikkat çekiyor. İklim krizi yeni bir yoksulluk üretmiyor, zaten var olan eşitsizlikleri daha derin ve görünür bir hale getiriyor. Suya erişimi sınırlı olan, küçük topraklı, sermayesiz ve sosyal güvenceden yoksun kesimler bu krizin yükünü daha fazla taşıyor.

MEVSİMLİK İŞÇİLERİN DARALAN GEÇİM ALANI VE KADINLARIN GÖRÜNMEYEN EMEĞİ

Türkiye’de her yıl yüz binlerce mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmak için yer değiştiriyor. Fındık hasadından pamuk toplamaya, sebze üretiminden meyve bahçelerine kadar birçok üretim alanı bu emek sayesinde sürüyor. Ancak tarımsal üretimdeki bu dönüşümün etkilediği ilk kesim onlar oluyor. Çünkü üretim miktarının düşmesi ya da ekim alanlarındaki daralma doğrudan işgücüne olan talebi azaltıyor. Bir bölgede kuraklık nedeniyle ürün kaybı yaşandığı zaman hissedilen ilk sonuçlardan biri çalışma günlerinin düşürülmesi oluyor.

Mevsimlik tarım işçileri sosyal güvenceleri olmadan çalışıyor. Barınma, sağlık hizmetlerine erişim, çocukların eğitimi ve ulaşım gibi alanlarda görülen bu sorunlar yıllardır tartışma konusu oluyor. Daha kısa çalışma dönemleri, daha düşük gelirler ve daha belirsiz yaşam koşulları oluşuyor. Özellikle ailece göç etmek zorunda kalan işçiler için bu durum insani bir kırılganlık durumu da yaratıyor. Bu kesimde önemli bir sayıda kayıt dışı kişi istihdam ediliyor ve bu durum kriz dönemlerinde onları daha savunmasız bir duruma getiriyor. Ürün azaldığında iş azalıyor, iş azaldığında gelir düşüyor, gelir düştüğünde borçlar artıyor. Böylece tarımsal risklerin maliyetini çoğu zaman en kırılgan gruplar yükleniyor.

Kırsal dönüşüm tartışmalarında kadın emeği çoğu zaman gözden kaçan başlıklardan biri. Ancak kırsal üretimin kayda değer bir bölümü kadınların görünmeyen emeği üzerine kurulu. Kadınlar tarımsal üretim süreçlerine katılıyor, hayvancılıkla ilgileniyor, ev içi bakım emeğini üstleniyor, çocukların ve yaşlıların sorumluluğunu taşıyor ve aile ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor. Buna rağmen kadınlara karar alma mekanizmalarında yeteri kadar temsil hakkı tanınmıyor ve sosyal güvenceye erişimde önemli sorunlar yaşamaya devam ediyorlar.

Bu eşitsizlikler ekolojik kriz dönemlerinde daha belirgin hale geliyor. Gelir kayıpları arttığında kadınların üzerindeki bakım yükü de artıyor. Su kaynaklarının azalması, tarımsal üretimin düşmesi ya da geçim kaynaklarının daralması kadınların doğrudan günlük yaşamını etkiliyor. Kırsal bölgelerin birçoğunda su taşıma, hayvan bakımı, ev içi üretim ve aile bütçesini dengeleme görevi kadınların omzunda kalıyor.

Kadınların tarımdaki emeği ücretli emek olarak değerlendirilmiyor. Aile işletmesinde çalışan kadınlar, “yardımcı” olarak görülüyor. Bu durum emeğin gerçek değerini gizlese de kırsal yoksulluğu toplumsal cinsiyet boyutunu dikkate almadan ele almak eksik bir yaklaşım olur. Çünkü yoksulluk kadınlar için zaman yoksulluğu, bakım yükü ve karar süreçlerine dahil edilmeme anlamına da geliyor.

BİR DOĞA OLAYINDAN FAZLASI

Türkiye’de son yıllarda su krizi üzerine yürütülen tartışmalar daha çok kuraklık üzerinden ele alınsa da, Öztürk’e göre su sorunu aynı zamanda doğru olmayan bir planlama konusu. Yanlış sulama uygulamaları, havza bazlı planlamada eksiklikleri, yeraltı sularının kontrolsüz bir şekilde kullanımı ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine dahil edilmemesi mevcut sorunları derinleştiriyor. Su kaynakları, uzun yıllar boyunca sınırsızmış gibi kullanıldı. Birçok bölgede yeraltı sularına dayalı üretim şekilleri yaygınlaştı. Ancak bu tercihler günümüzde ciddi sonuçlar doğuruyor. Göllerin kuruması, yeraltı su seviyelerinin düşmesi, sulama maliyetlerinin artması ve suya erişimdeki eşitsiz koşullar tarımsal üretimin geleceği açısından önemli uyarılar niteliğinde. Suya dayalı üretim planlaması yapılmadan tarımsal sürdürülebilirlik zorlaşıyor. Su krizi bu nedenle teknik bir mesele olarak ele alınmamalıdır.

İKLİM ADALETİ TARTIŞMASI

İklim krizinin etkileri herkeste aynı etkiyi doğurmuyor. İklim adaleti kavramı bu nedenle son yıllarda daha çok tartışma konusu oluyor. Kırsalda yaşayan insanlar, küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünden sorumlu olmamalarına rağmen iklim değişikliğinin sonuçlarını en ağır biçimde hisseden gruplar oluyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar, su kıtlığı ve verim kaybı önce onların yaşam koşullarını etkiliyor.

İklim adaleti yaklaşımı, sorumluluk ile zarar arasındaki farkı görünürleştiriyor. En çok zararı verenler ile en çok zarar görenler aynı kişiler değil. Bu nedenle hem tarım politikaları hem de iklim politikaları bu eşitsizliği göz önünde bulundurmak zorunda. Kırsal alanlarda yaşayanların yalnızca üreticiler değil, aynı zamanda hak sahibi kişiler olduğu da unutulmamalı.

SOSYAL İKLİM POLİTİKASI ARAYIŞI

Fatma Öztürk’ün üstünde durduğu sosyal iklim politikası yaklaşımı da bu noktada önem kazanıyor. Bu yaklaşım, çevre politikaları ile sosyal koruma mekanizmalarının birlikte ele alınması gerektiğini anlatıyor. Kuraklık dönemlerinde verilen geçici destekler ya da kriz zamanlarında uygulanan kısa vadeli yardımlar bir ölçüde rahatlama sağlayabilir fakat kırsal yoksulluğun sistematik nedenlerini ortadan kaldırmak için daha kapsamlı çözümlere ihtiyaç var.

Yerel üreticilerin karar alma süreçlerine dahil edilmesi, sürdürülebilir su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması, tarım işçilerinin sosyal güvenceye erişiminin güçlendirilmesi, küçük üreticilerin borç yükünü hafifletecek sistemlerin kurulması ve iklim risklerini göz önünde bulunduran kalkınma politikalarının geliştirilmesi bu yaklaşımın temel gereklilikleri arasında yer alıyor.

Ayrıca tarım desteklerinin ekolojik sürdürülebilirliğin sağlanmasına göre de düzenlenmesi gerekiyor. Toprağı koruyan, suyu verimli kullanan, yerel çeşitliliğin devamını sağlayan ve küçük üreticiyi ayakta tutan modeller daha çok teşvik edilmeli. Çünkü çevre politikalarının amacı doğayı korumak olduğu kadar insanların yaşamını sürdürülebilir kılmak da olmalı.

Bugün karşı karşıya olduğumuz meselede, üretimin hangi koşullarda gerçekleşeceği, doğal kaynakların nasıl korunacağı ve bu dönüşümün maliyetinin kimler tarafından üstlenileceği sorularına da yanıt vermek gerekiyor. Kırsal yoksulluğu anlamak için toprağı toplumsal yaşamın temel unsurlarından biri olarak ele almak gerekiyor. Çünkü toprağın çekildiği yerde yalnızca tarımsal ürünler değil, yaşamın kendisi de aşınıyor.

KAYNAKÇA

FAO. (2023). The State of Food and Agriculture 2023: Revealing the True Cost of Food to Transform Agrifood Systems. Rome: Food and Agriculture Organization of the United Nations

IPCC. (2022). Climate Change 2022: Impacts, Adaptation and Vulnerability. Cambridge: Cambridge University Press

TÜİK. (2024). Tarım İstatistikleri. Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu

Tarım ve Orman Bakanlığı. (2023). Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı. Ankara

TEMA Vakfı. (2023). Türkiye’de Toprak Erozyonu ve Arazi Bozulumu. İstanbul

OECD. (2023). Agricultural Policy Monitoring and Evaluation 2023. Paris: OECD Publishing

Dünya Bankası. (2022). Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarım Sektörü Üzerindeki Etkiler. Washington, DC: World Bank

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. (2024). Türkiye Ulusal İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı

RENGİN UÇKAN

İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümünden mezun oldu. Uzun süre sosyal çalışmacı olarak çalıştı. Bu süreçte mültecilik, çocuk koruma, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, insan ticaretiyle mücadele, geçim kaynakları, afet çalışmaları ve savunuculuk alanlarına yoğunlaştı. Koruma izleme ve savunuculuk raporları hazırladı.

whatsapp-image-2026-02-04-at-22-47-29.jpeg
Kaynağa Git

İlgili Haberler