15 Temmuz’u yalnızca birkaç saat süren bir darbe girişimi olarak okumak, yaşananları eksik değerlendirmek olur. O geceyi anlamak için en azından 17-25 Aralık 2013 sonrasında yaşanan gelişmelere bakmak gerekir.
17-25 Aralık süreci FETÖ’nün Emniyet Teşkilatındaki unsurları üzerinden devlete kurduğu bir kumpastır ve 15 Temmuz’un başarısız olmasındaki kilit bir dönüm noktasıdır. 21 Aralık günü başkanlığını benim yaptığım 13 kişilik müfettiş heyeti ile birlikte İstanbul’a geldik. Burada dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok ile müşterek hareket ederek Emniyet Teşkilatına sızmış FETÖ’cü polisler hakkında incelemeler yaptık ve görevden alınmalarını sağlayacak adli ve idari soruşturmaların zeminini hazırladık. Müfettiş heyeti olarak hazırladığımız raporu Selami Altınok’a heyet başkanı olarak sunduğumda bana “İbrahim bey bunları devletten beraber söküp atacağız” dedi. Daha sonraki süreçte EGM bünyesinde daire başkanlıklarında ve il emniyet müdürlüklerinde FETÖ unsurlarına yönelik tasfiyeler olmaya başladı. O dönemde Eski Personel Daire Başkanı olmam hasebiyle ve özellikle de 2006’da F Tipi liste hazırlamış olmam hasebiyle, FETÖ ile bağlantısı bulunmayan polis müdürlerinin görevlendirilmesinde önerdiğim birçok daire başkanı ve il emniyet müdürü, 15 Temmuz darbe girişiminin engellenmesinde kritik rol oynamıştır.
Bu bağlamda 17-25 Aralık 2013 tarihinden itibaren devlet, FETÖ yapılanmasını ulusal güvenlik açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirmeye başladı. Öyle ki geçmişte beraber mesai yaptığım ve yaşı benden genç olan dönemin TEM Daire Başkanı Turgut Aslan Paralel Yapılanmayı FETÖ diye raporlayarak devletin kayıtlarına geçirdi. Bu süreçte Emniyet Teşkilatı başta olmak üzere diğer kamu kurumlarında kapsamlı görev değişiklikleri ve tasfiye süreçleri yaşandı. Bu süreçte FETÖ’cü birçok personelin görev yeri değiştirildi, haklarında hukuka dayalı idari ve adli işlemler başlatıldı.
15 Temmuz gecesi Emniyet Teşkilatı’nın kurumsal olarak darbe girişimine karşı direnmesi, bu sürecin önemli sonuçlarından biri olarak değerlendirilebilir. Bilhassa şuanda Emniyet Genel Müdür Yardımcısı olup darbe gecesi İstanbul Emniyet Müdürü olarak görev yapan Mustafa Çalışkan, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı taşıyan uçağın İstanbul Havalimanına güvenle inmesini sağlamıştır. Akabinde Cumhurbaşkanı halka seslenerek devletin ve milletin omuz omuza FETÖ’ye karşı mücadele etmesinin ilk adımını atmıştır. Aynı şekilde benim FETÖ’cü yapılanmaya karşı bizzat koruduğum alt devrelerimden dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan Ankara’da darbeye karşı Emniyet Teşkilatını tek yürek hâline getirmiştir. Aynı minvalde şu anda Özel Harekât Daire Başkan Yardımcısı olan dönemin Ankara Emniyet Özel Harekat Şube Müdürü Eraslan Er de özel harekat birliklerinin koordine edilmesinde asli görev ifâ etmiştir. Yine bir dönem Emniyet Genel Müdürlüğü de yapmış olan benim yatakhane arkadaşım ve devrem dönemin İzmir Emniyet Müdürü Celal Uzun Kaya da İzmir’deki askeri kalkışmanın bastırılmasında kritik bir rol üstlenmiştir. Bu isimler çoğaltılabilir.
Bu çerçevede şayet Emniyet Teşkilatında önceki yıllardaki FETÖ’cü yapılanma aynı ölçüde devam etmiş olsaydı, darbecilerin hareket alanı çok daha geniş olabilir ve darbe girişimi başarılı olabilirdi. Bu, tarihçiler ve araştırmacılar tarafından farklı yönleriyle tartışılan bir değerlendirme olmakla birlikte, 17-25 Aralık sonrasında müfettiş heyeti başkanı olarak sunduğum rapordan hareketle Emniyet Teşkilatında yürütülen FETÖ’den arınması darbe gecesindeki tabloyu etkilediğini açıkça dile getirebilirim.
Bizzat mensubu olup müdahil olduğum Emniyet Teşkilatındaki FETÖ’den arınma sürecine benzer şekilde, Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan çok sayıda asker, bu davalara ilişkin yeniden yargılama ve tahliye kararlarının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yeniden görev aldı veya çeşitli kademelerde etkili konumlara geldi. Özellikle Doğu Perinçek’in 10 Mart 2014 günü tahliye sonrası ekranlarda yaptığı konuşma; kumpaslarla yıpratılmış yüksek rütbeli askeri personelin moralle mesleklerine kaldıkları yerden devam etmeleri noktasında itici güç olmuştur. Devletin yanında duran bu kadroların 15 Temmuz gecesi anayasal düzenin korunması yönünde önemli rol oynadığını belirtmeliyim. Nitekim darbeye katılmayan komutanların ve subayların emir-komuta zincirini yeniden tesis etmek için gösterdikleri çaba, darbenin başarısızlığa uğramasında etkili unsurlar arasında gösterilmektedir.
Elbette 15 Temmuz’un önlenmesini tek bir nedene bağlamak doğru değildir. Darbe planının erken deşifre olması, Hakan Fidan önderliğinde MİT’in hızlı reaksiyon göstermesi, siyasi iradenin kararlı duruşu, Emniyet Teşkilatının direnişi, darbeye katılmayan askerî personelin müdahalesi ve son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin direnişi ve vatandaşların meydanlara çıkması gibi birçok etken aynı anda devreye girmiştir.
Ancak şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir: Devlet kurumlarında 17-25 Aralık 2013 sonrasında yaşanan FETÖ’cü kadroların temizliği ve güvenlik bürokrasisindeki yeniden vatansever yapılanma, 15 Temmuz gecesindeki direniş kapasitesini etkileyen faktörlerden biri olarak değerlendirilmelidir. Benzer meyanda, geçmişte çeşitli davalar nedeniyle tasfiye edilen ve daha sonra görevlerine dönen devlet yanlısı askerlerin anayasal düzenin korunması yönündeki tutumu da darbenin başarısızlığa uğramasında etkili unsurlar arasındadır.
15 Temmuz’un en önemli dersi ise şudur: Devlet kurumlarının liyakat, hukuk ve anayasal sadakat ilkeleri üzerine inşa edilmesi, demokratik düzenin korunmasının temel şartıdır. Devletin güvenlik kurumlarının herhangi bir ideolojik ya da örgütsel yapının etkisine girmemesi, yalnızca bir kurumun değil, milletin geleceğinin de güvencesidir.
EGM Personel Daire Eski Başkanı
İbrahim Selvi