Birincisi; NATO, Rusya’ya karşı doğrudan savaşa girmenin eşiğinde. Ukrayna’da vekâlet savaşı olarak başlayan şey, şimdi genişletilecek. Kiev’in savaş yönetimi ve savaşın finansmanı neredeyse tamamen NATO kaynaklarına dayanıyor. Ukrayna’nın Rusya içlerine yönelik saldırıları da dâhil… NATO ülkelerinden 2026 ve 2027 yılları için toplam 140 milyar avro aktarılması planlanıyor. Bu meblağ, Avrupalı vergi mükelleflerine fatura edilecek. ABD, finansmanın büyük kısmından çekildi. Almanlar, Avrupalılar arasında başı çekerek yolsuz Ukrayna rejiminin en büyük finansörü konumuna yükseldi.
Savaşa girişe uygun olarak, Ukrayna yönetimi ve NATO, 20 Temmuz’a kadar sürecek bir ihale ile özel sektöre yöneliyor. Konu bir “fikir yarışması”: Özel firmalar, cephe hattının derinliklerindeki Rus askerî hava üslerine saldırılara yardımcı olacak. Yapay zekâ burada merkezî bir rol oynayacak. Kendi savaş niyetlerinden artık hiçbir sakınca görmüyorlar.
UKRAYNA SAVAŞI AVRUPA’YA İHALE
İkincisi; Ankara’da ABD’nin girişimiyle bir NATO 3.0 oluşturulması hedefleniyor. NATO 3.0, Avrupa’daki savaşın sorumluluğunun bundan böyle öncelikle Avrupalılara ve burada özellikle Almanlara devredilmesinden başka bir şey değil. ABD, Batı ve Doğu Asya’da daha fazla angaje olmak isterken -İran’a karşı yürüttüğü saldırı savaşındaki fiilî teslimiyetin ardından azalan hegemonyasını korumak için-, Avrupalılar öncü güç Almanya önderliğinde, nükleer güç Rusya ile boy ölçüşmeli ve böylece dünya savaşını riske atmalıdır. Bu kadar tehlikeli olmasaydı, -toplumun orta kesimindeki rövanşistlerin- ABD’nin kendilerine görünürde sağladığı bu imkânı coşkuyla karşılayıp Rusya’nın teslim olacağı hayali kurmalarına gülünebilirdi.
Üçüncüsü; Avrupa toplumları, silahlanma ve askerî devlet olma yoluna zorlanıyor. ABD, NATO’nun yüzde beş hedefinin hızla yerine getirilmesi konusunda baskı yapıyor. Ancak bu, Avrupa için ekonominin durgunlaştığı bir ortamda sosyal uyumun en yüksek düzeyde tehlikeye girmesi anlamına geliyor. 150 yıllık bir kazanım olan sosyal devlet, giderek silahlanmaya feda ediliyor. Avrupalı NATO ve AB, bu süreçte 1980’lerin Sovyetler Birliği’nin trajikomik bir kopyası gibi görünüyor. Sanayi, kendi başlattığı ekonomik savaş nedeniyle körelirken ve ucuz enerji yokluğundan çökerken, BlackRock gibi ABD yatırım fonlarının elindeki silah şirketleri patlama yaşıyor.
ÇAĞRILAN RUH
Kısacası; Ankara’daki NATO zirvesinde geçmişin tüm hatalı kararları bir büyüteç altında toplanma tehlikesi taşıyor. NATO, ABD için BRICS’in yükselişini yavaşlatmak amacıyla tüm gücünü seferber ediyor. Ancak ABD, gerektiğinde Avrupalı müttefiklerini otobüsün altına atmaya hazır… Alman Savunma Bakanı, gergin bir şekilde bir vasal olmadıklarını yalanlamaya çalışıyor. Ne var ki bu yalanlama boş geliyor. Görünen o ki, kendisi bile buna inanmıyor. Asıl tehlikeli olan, şimdi (yeniden) Rusya’ya karşı olması nedeniyle duyulan coşku. Oysa Boris Pistorius, NATO’nun savunma ittifakı ya da değerler topluluğu olması, kendi imajına gerçekte pek uymadığını çok iyi bilmeli.
Unutulmamalıdır; NATO, çağırdığı ruhlarla çok yakında yüzleşmek zorunda kalacak. Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Nazi işbirlikçilerinin de açıkça onurlandırılacağı sözde bir “Kahraman Panteon”u planlıyor. Polonya’da haklı olarak endişe duyuluyor, ancak Almanya’da hükümet, Alman-Ukrayna eksenini tehlikeye atmamak için bu konuda sessiz kalıyor. Böylece yaklaşan NATO savaşı, askerî ittifakın üyeleri arasındaki çelişkileri şimdiden ortaya çıkarıyor ve bu çelişkiler, ittifakın en sonunda, salt bir kabuktan ibaret olmadığı sürece, varlığını sürdürmesini zorlaştıracak.
* Sevim Dağdelen, “Die NATO” (NATO: İttifakla Hesaplaşma) adlı kitabın yazarıdır ve 2005’ten 2025’e kadar Alman Federal Meclisi Üyesi olarak görev yapmıştır.