Ankara'daki NATO Zirvesi tarihî olmaya aday. Askeri ittifak, üç temel kararı şimdiden hazırladı:
Birincisi: NATO, Rusya'ya karşı doğrudan savaşa girmenin eşiğinde. Ukrayna'da vekâlet savaşı olarak başlayan durum, şimdi genişletilecek. Ukrayna'nın Rusya içlerine yönelik saldırıları da dâhil Kiev'in savaş yönetimi ve savaşın finansmanı neredeyse tamamen NATO kaynaklarına dayanıyor. NATO ülkelerinden 2026 ve 2027 için toplam 140 milyar avro aktarılması planlanıyor. Bu meblağ, Avrupalı vergi mükelleflerine fatura edilecek. ABD finansmanın büyük kısmından çekildi. Almanlar, Avrupalılar arasında başı çekerek yolsuz Ukrayna rejiminin en büyük finansörü konumuna yükseldi.
Savaşa girişe uygun olarak, Ukrayna yönetimi ve NATO, 20 Temmuz'a kadar sürecek bir ihale ile özel sektöre yöneliyor. Özel firmalar, cephe hattının derinliklerindeki Rus askerî hava üslerine saldırılara yardımcı olacak. Yapay zekâ burada merkezî bir rol oynayacak.
İkincisi: Ankara'da, ABD'nin girişimiyle bir NATO 3.0 oluşturulması hedefleniyor. NATO 3.0, Avrupa'daki savaşın sorumluluğunun bundan böyle öncelikle Avrupalılara ve burada özellikle Almanlara devredilmesinden başka bir şey değil. ABD, Batı ve Doğu Asya'da daha fazla angaje olmak isterken İran'a karşı yürüttüğü saldırı savaşındaki fiilî teslimiyetin ardından azalan hegemonyasını korumak için Avrupalıları, öncü güç Almanya önderliğinde nükleer güç Rusya ile boy ölçüşmeyi ve böylece dünya savaşını riske atmayı hedefliyor. Bu kadar tehlikeli olmasaydı, toplumun orta kesimindeki revanşistlerin ABD'nin kendilerine görünürde sağladığı bu imkânı coşkuyla karşılayıp Rusya'nın teslim olacağı hayali kurmalarına gülünebilirdi.
Üçüncüsü: Avrupa toplumları, silahlanma ve askerî devlet yoluna zorlanıyor. ABD, NATO'nun üye ülkelere yüzde beş bütçe ayrılması hedefinin hızla yerine getirilmesi konusunda baskı yapıyor. Ancak bu, Avrupa için ekonominin durgunlaştığı bir ortamda sosyal uyumun en yüksek düzeyde tehlikeye girmesi anlamına geliyor. 150 yıllık bir kazanım olan sosyal devlet, giderek silahlanmaya feda ediliyor. Avrupalı NATO ve AB, bu süreçte 1980'lerin Sovyetler Birliği'nin trajikomik bir kopyası gibi görünüyor. Sanayi, kendi başlattığı ekonomik savaş nedeniyle körelirken ve ucuz enerji yokluğundan çökerken, BlackRock gibi ABD yatırım fonlarının elindeki silah şirketleri patlama yaşıyor.
Kısacası: Ankara'daki NATO Zirvesi'nde geçmişin tüm hatalı kararları bir büyüteç altında toplanma tehlikesi taşıyor. NATO, ABD için BRICS'in yükselişini yavaşlatmak amacıyla tüm gücünü seferber ediyor. Ancak ABD, gerektiğinde Avrupalı müttefiklerini otobüsün altına atmaya hazır. Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, gergin bir şekilde bir “vasal” olmadıklarını yalanlamaya çalışıyor. Ne var ki bu yalanlama boş geliyor ve görünen o ki kendisi bile buna inanmıyor. Asıl tehlikeli olan, şimdi (yeniden) Rusya'ya karşı olması nedeniyle duyulan coşku. Oysa Pistorius, NATO'nun, savunma ittifakı ya da değerler topluluğu olma imajına gerçekte pek uymadığını çok iyi bilmeli.
Unutulmamalıdır: NATO, çağırdığı ruhlarla çok yakında yüzleşmek zorunda kalacak. Kiev'de Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Nazi işbirlikçilerinin de açıkça onurlandırılacağı sözde bir Kahraman Panteonu planlıyor. Polonya'da haklı olarak endişe duyuluyor, ancak Almanya'da hükümet, Alman-Ukrayna eksenini tehlikeye atmamak için bu konuda sessiz kalıyor. Böylece yaklaşan NATO savaşı, askerî ittifakın üyeleri arasındaki çelişkileri şimdiden ortaya çıkarıyor ve bu çelişkiler, ittifakın en sonunda, salt bir kabuktan ibaret olmadığı sürece, varlığını sürdürmesini zorlaştıracak.
BSW Genel Yönetim Kurulu Üyesi Sevim Dağdelen, "Die NATO" (NATO: İttifakla Hesaplaşma) adlı çok satan kitabın yazarıdır ve 2005'ten 2025'e kadar Alman Federal Meclisi Milletvekili olarak görev yapmıştır.
Die Weltwoche sitesindeki Almanca aslından çevrilmiştir.