Birleşmiş Milletler Kişisel Temsilcisi Maria Holguin’in dile getirdiği iddia edilen öneriler, Kıbrıs’ta çözüm arayışından çok, Kıbrıs Türk halkının güvenlik temellerini ortadan kaldırmaya yönelik yeni bir siyasi mühendislik girişimini andırmaktadır.
♦ Türk askerinin çekilmesi…
♦ 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarının sona erdirilmesi…
♦ Kıbrıs’ın NATO üyeliğiyle güvenliğinin sağlanacağı iddiası…
Bunlar Kıbrıs Türk halkına yeni bir gelecek sunmuyor. Aksine geçmişte yaşadığı acıları yeniden hatırlatan son derece tehlikeli önerilerdir.
Çünkü Kıbrıs Türk’ü, güvenliğin masa başında yazılan metinlerle değil, tarih boyunca yaşadığı acı tecrübelerle sağlandığını çok iyi bilir.
1963 Kanlı Noel’de uluslararası toplum neredeydi?
Geçitkale’de, Erenköy’de, Muratağa-Sandallar-Atlılar’da katledilen insanlar için NATO neredeydi?
1964’te Türk uçakları havalanmasaydı, 1974’te Türkiye garantörlük hakkını kullanmasaydı bugün Kıbrıs Türk halkı bu Ada’da var olabilir miydi?
Bu soruların cevabını herkes biliyor.
GÖRMEZDEN GELİNEN GERÇEKLER
Bugün “Türk askeri çekilsin!” diyenler, aynı anda Güney Kıbrıs’ın tarihte hiç olmadığı kadar silahlandığını görmezden geliyor.
♦ Amerikan silah ambargosu kaldırıldı.
♦ Fransa ile savunma anlaşmaları imzalandı.
♦ İsrail ile askeri işbirliği derinleşti.
♦ Yunanistan ile ortak tatbikatlar artırıldı.
♦ İngiliz üsleri aktif şekilde kullanılmaya devam ediyor.
Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz’de adeta bir askeri üsler ağına dönüşürken, Kıbrıs Türk halkından tek caydırıcı gücü olan Türk askerinden vazgeçmesi isteniyor.
Bu nasıl bir denge anlayışıdır?
Bu nasıl bir güven inşasıdır?
Daha da önemlisi, Rum tarafı elli yılı aşkın süredir ne istemektedir?
♦ Tek egemenlik…
♦ Tek uluslararası kimlik…
♦ Tek vatandaşlık…
♦ Türk askerinin çekilmesi…
♦ Garantilerin kaldırılması…
♦ Ve sonunda Kıbrıs Türk halkının azınlık statüsüne indirgenmesi.
Hedef hiç değişmedi.
Yalnızca kullanılan yöntemler değişti.
Bugün “stratejik anlaşma”, “geçiş dönemi”, “NATO şemsiyesi” gibi kulağa hoş gelen kavramlarla aynı hedef farklı ambalaj içinde yeniden masaya getirilmektedir.

NATO VE GARANTİ
Oysa NATO, 1960 Garanti Antlaşması’nın yerine geçemez.
NATO’nun hiçbir üyesinin başka bir üye devleti iç çatışmalarda koruma yükümlülüğü yoktur.
Kaldı ki NATO, Kıbrıs meselesinin tarafı değildir.
Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlayan tek uluslararası hukuki mekanizma, 1960 Garanti Antlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin etkin ve fiili garantörlüğüdür.
Bundan vazgeçmek, yalnızca hukuki bir düzenlemeyi değiştirmek değildir.
Bu, Kıbrıs Türk halkının varoluş sigortasını iptal etmektir.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, iddiaya göre Holguín’e bu önerilerin mevcut şartlarda kabul edilemeyeceğini söylemesi ve Rum tarafının yoğun silahlanmasını hatırlatması ise dikkat çekici ve yerinde bir değerlendirmedir.
Çünkü güvenlik tek taraflı fedakarlıkla sağlanmaz.
Önce tehdit ortadan kalkar, sonra güven inşa edilir.
Bugün ise tam tersi yaşanmaktadır.
Rum tarafı daha fazla silahlanırken Türk tarafının savunmasız bırakılması istenmektedir.
Bu kabul edilemez.
Kıbrıs Türk halkının kırmızı çizgileri nettir.
Egemen eşitlikten taviz yoktur.
Eşit uluslararası statüden vazgeçilemez.
Türk askerinin varlığı pazarlık konusu yapılamaz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin etkin ve fiili garantörlüğü tartışılamaz.
Ve hiçbir uluslararası görevli, iyi niyet misyonunun sınırlarını aşarak Kıbrıs Türk halkına güvenlik modeli dayatamaz.
Tarih göstermiştir ki Kıbrıs’ta barışın gerçek teminatı, kâğıt üzerindeki vaatler değil; Türkiye’nin caydırıcı gücü ve Kıbrıs Türk halkının kendi devletidir.
Bunu değiştirmeye çalışan her plan, adı ne olursa olsun, çözüm değil yeni bir belirsizlik üretmekten öteye geçemeyecektir.