İran’ın ABD-İsrail ortaklığına karşı zafer kazanmasıyla Doğu-Batı görüşmelerinin şekli, etkili taraf kavramları kökten değişti. Küresel çaptaki ilişkilerde köklü değişimlerin yolu açıldı. ABD merkezli emperyalist hegemonyadan kaynaklanan oldubittiler, zorlayıcı şartlar bir bir ortadan kalkıyor. Trump’ın başarı veya istediğimizi alıyoruz yalanlarına artık ABD halkı bile büyük ölçüde inanmıyor. Bu çerçevede İran’ın zaferi sadece bölgenin değil tüm Avrasya’nın zaferidir. Hegemonyacılığın yıkılışını kesinleştirmiştir.
Avrupa’nın önde gelen devletleri İran’ın her alanda başarı kazandığını vurguluyor. Bunun yanında ikinci bir başarı olarak Lübnan için ateşkes sağlamakta etkili olduğunun altı çiziliyor. Avrupa’nın Almanya, Fransa gibi önde gelen ülkeleri, Hürmüz’ün işleyişi üzerinde İran’la işbirliği şartları yaratmaya çalışıyorlar. Görüşmelerde belirleyici olan İran yönetimidir.
HÜRMÜZ İRAN’IN KONTROLÜNDE
Trump yönetimindeki ABD’nin ‘Savaşa son verdik.’, ‘İstediklerimiz gerçekleşti.’ gibi gerçek dışı söylemlerine karşılık Avrupa, İran’ın başarısını tanıyor. Bütün sonuçların gösterdiği şudur: ABD savaştan önce diplomatik yollarla kazanma ihtimali olanlardan çok daha fazlasını kaybetti. Küresel çapta yalnız kaldı. Bütün inanılırlığını kaybetti. Trump imza için ilan edilen 19 Haziran Cuma gününü bile beklemeden mutabakatı imzaladı. İran’ın istedikleri ağırlıklı olarak mutabakatta yer aldı; İran’ın istediği yönde gelişti.
Tahran, daha önce tam kontrolü olmayan Hürmüz Boğazı üzerindeki kesin kontrolünü sağladı; hatta boğazdan geçiş için ücret alma hakkını bile saklı tutuyor ve pratikte her Almanya-Avrupa donanma harekâtına burada onay vermesi gerekiyor; bu İran için önemli bir başarı. İkinci bir başarı da Tahran’ın Lübnan için de bir ateşkes sağlamaya çalışmasında kendini gösteriyor. ABD uzmanları yalın olarak değerlendiriyor: ABD ile İran arasındaki anlaşma, Washington için savaş öncesi Tahran ile yapabileceği bir anlaşmadan açıkça daha kötü. Kesin bir ‘İran zaferi’nden söz ediliyor.
ABD ve İsrail’in ülkeye saldırmasından önce, boğaz herkes için açıktı ve herhangi bir kısıtlama olmadan geçilebilirdi. Tahran savaşta, ticaret gemilerinin geçişini pratikte engelleyebileceğini ve ateş tehdidi ile fiilen imkansız hale getirebileceğini kanıtladı. Elde ettiği kontrolü kendi karasularına uygulamak istediğini açıkladı. Karşı kıyıyı kontrol eden Umman’ın da -İran planına göre- boğazın kendi tarafında aynı şeyi yapması bekleniyor. ABD Başkanı Donald Trump’a göre İran, geçiş yapan gemilerden geçiş ücreti almayacak. Bu, Tahran Hükümeti’nin başlangıçtaki planıydı. Ama bu sadece İran’ın imzalamadığı BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne değil, aynı zamanda denizlerdeki örf ve adetlere de aykırı. Ancak, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş sırasında sağlanan hizmetler için ücret almak mümkün. İran bunu kendine saklıyor. Formaliteleri yürütmek için İran bir kurum kurdu: Persian Gulf Strait Authority.
LÜBNAN’DA ATEŞKES ŞARTI
İran’ın bir diğer başarısı Lübnan ile ilgili. Savaş öncesi Tahran sadece Hizbullah’a silah yardımı yapabiliyordu. Şimdi, ABD ile savaşta sağlanan ateşkesi Lübnan’daki bir ateşkesle bağlamaya çalışıyor ve bu konuyu da başarmış görünüyor. Her iki cephede de silahların susturulması gerektiğini, ABD ile İran arasındaki mevcut anlaşmaya arabuluculuk eden Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de doğruladı. Eğer durum böyle devam ederse Tahran, Lübnan savaşında politik olarak kayda değer bir etki kazanmış olur. İlk kez, İsrail’in eylemleri ve saldırıları bir ölçüde kısıtlanmış olacak. İsrail, ABD ile İran arasındaki anlaşmayı Beyrut’a saldırıyla bozmaya çalıştı ancak boşuna. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail Silahlı Kuvvetlerinin işgal ettikleri topraklardaki tüm insanları süreceğini ve ayrıca tüm evleri yıkacağını doğruladı. Savaşı sürdürme niyeti, esas olarak İran’ın etkisini püskürtmek için. Mutakabata rağmen İsrail Lübnan’a tekrar saldırdı. Ancak İran’ın baskısıyla İsrail tekrar ateşkese zorlandı.
AMERİKA İRAN’A TAM TESLİM
Tahran nükleer silah üretmeyeceğine ve onları başka şekilde edinmeyeceğine söz verdi. İran zaten 2015 tarihli nükleer anlaşmada bu konuda taahhütte bulunmuştu. Trump, 2018’de tek taraflı olarak anlaşmadan çekildi. İran’ın uranyum zenginleştirmesi ise belirsiz: bu konu en az 60 gün boyunca müzakere edilecek. Tahran müzakerelerde zamanı kendi lehine kullanabilir. Eski ABD Tel Aviv Büyükelçisi Daniel B. Shapiro, “hiçbir anlaşmanın sağlanmaması” ihtimalinin olduğunu belirtti ve eğer bir anlaşma sağlanırsa, “Bunun savaş öncesi diplomasiyle elde edilebilecek bir anlaşmadan daha kötü olması çok muhtemel.” dedi.
Robert Malley, genel olarak ABD çıkarlarının savaş öncesine göre çok daha ‘zor’ uygulanabilir olacağını söylüyor. Malley, 2015’te dönemin nükleer anlaşma müzakerelerinde yer almış ABD uzmanlarından biri. ABD medyasında “İran Zaferi”nden söz ediliyor: “Amerika teslim oluyor.”
ALMANYA’DAN DEĞERLENDİRMELER
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer yaptığı açıklamada, “anlaşmanın bir diplomatik atılım olduğu ve bunun bölgeyi ve dünya ekonomisini yeniden istikrara kavuşturma fırsatı sunduğunu” ifade ettiler. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, anlaşmanın iyi bir adım olduğunu söyledi. CDU dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter ise anlaşmanın “güvenlik politikası açısından bir ifşa niteliğinde hatta bir felaket” olduğunu, “bir diplomatik atılımdan bahsedilemeyeceğini” belirtti. Kiesewetter, İran’ın askeri olarak zayıflamış ama yenilmemiş olmasına rağmen, neden bu tür talepleri kabul etmesi gerektiğini açıklayamadı.
Paris, Londra ve Berlin, aylardır bir güvenlik operasyonu planlıyor: Bu operasyon, boğazı geçen ticaret gemilerini saldırılardan koruyacak ve bölgedeki gemi trafiğini yeniden canlandırmaya yardımcı olacak. Operasyonun hangi temel üzerine kurulacağı belirsiz. Katılımcı devletlerin verdiği bilgilere göre operasyon tamamen savunma amaçlı tasarlanmış. Ancak İran, Hürmüz Boğazı üzerinde kalıcı kontrol sağlamaya kararlı olduğundan, bir Avrupa donanma operasyonu sadece İran’ın onayıyla mümkün olur. Ayrıca, Tahran boğazdan güvenli geçişi garanti edince, operasyon gereksiz hale gelir.
Hürmüz Boğazı kısa süre içinde tekrar ticaret trafiğine açılacak. İran geçiş ücretini şimdilik talep etmese de boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürüyor. ABD ve İsrail için durum İran’a düzenledikleri saldırı öncesinden daha kötü olacak. ABD Başkanı Trump’ın savaşı sürdürmekten kaçınmasının sebeplerinden biri de Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin büyük miktarda füze kaybetmiş olması. Tomahawk seyir füzelerinin yaklaşık üçte biri ve Patriot ile THAAD savunma füzelerinin yaklaşık yarısı harcandı. ABD silah şirketlerinin, stokları yeniden doldurması yıllar sürecek. Ayrıca Amerikan askeri üslerindeki hasar büyük. İran, füzelerinin yüzde 70’ine sahip ve üretimini sürdürüyor. Savaş devam ederse ABD’yi ciddi kayıplar bekliyor.
TRÇİ SAVUNMA CEPHESİ
İran’a yenilmelerine rağmen ABD-İsrail ortaklığının gözü Doğu Akdeniz’de. Şimdi sıra Türkiye’de deniliyor. Bölgedeki saldırganlıkların esas sorumlusu İsrail şeklinde değerlendirmeler yapılıyor. Kürdistan kılıflı ‘İkinci İsrail’ planı tek başına İsrail’in değil. İsrail’in kuruluşu dahil bütün varlığı emperyalizmin, hegemonyacılığın desteği ile sağlanıyor. 1947’lerde İsrail, Batı Asya’ya silah zoruyla yerleştirilmişti. Her an kullanılmaya hazır bir vassal durumunda. Kuruluşu da uluslararası kurallara uymuyor. ‘İstediğimi yaparım!’ kural tanımazlığı içinde. ABD-İran mutabakatına rağmen anlaşmanın bir yanı olan Lübnan’a saldırdı. ABD baskısıyla durdurulmasına rağmen kimseye güven vermiyor. Bu nedenle İran hep ‘elimiz tetikte’ diyor. İsrail’in saldırganlığını Amerika’dan bağımsız olarak değerlendirmek yanlış. Avrupa yöneticileri, İran’a karşı savaş bizim değildir, dediler. Amerika’dan boşalan alanları AB’nin doldurma düşüncesi olduğu da biliniyor. TRÇİ bu alanda da önemli bir savunma ittifakı olur...
İran’ın zaferi en başta Türkiye’ye destek olacak ve örnek alınacak bir savunma... Türkiye’deki AB’ye katılma, NATO’ya güvenme tutumları bütünüyle terk edilmeli, TRÇİ İttifakı’na sağlam olarak tutunulmalı.
İran’ın zaferi bölge ve Avrasya için de önemli bir atılım sağladı. Bu durumu Türkiye çok iyi ve doğru olarak değerlendirmeli. Hegemonyacılığın çöktüğü şartlarda Türkiye bölgede ve Avrasya’da öncü konumlara yerleşiyor. Bu konumunu Avrupa ülkelerinin de Doğu’ya yönelmesi, Rusya ve Çin ile ilişkileri geliştirmeye teşvik etme yönünde değerlendirmesi, gelişmeler ışığında zorunludur. Bu zorunluluk, ABD-İsrail-Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi kuşatma planlarına karşı hazırlıkların önemli bir ayağıdır.
