Ana içeriğe geç

İki strateji ve ulaşılamayan hedefler!

Atlantik’in Türkiye’ye yönelik iki ana stratejisinden birisi, ‘Kürdistan’ adı altında İsrail hesabına asker devşirme projesidir. Diğeri, FETÖ darbesi ve İmamoğlu tezgâhıyla Türkiye’nin ‘tam kontrollü’ ülke statüsüne indirgenerek Rusya ve İran ile çarpıştırılması tertibidir.

İki strateji ve ulaşılamayan hedefler!
Aydınlık
16

Denilebilir ki doğadaki her canlı strateji kurarak yaşamını sürdürür. İnsanlar, şirketler, dernekler, aileler yani mikro birimler strateji kurar. Devletler de yüzyıllardır aynı yolu izlemektedir. Ancak kurulan stratejiler çok büyük oranda, tek taraflı bir uygulamaya dönüşemeyeceğinden, yani en azından karşılıklı iki birim söz konusu olacağından, stratejilerin planlanan haliyle sonuçlanma olasılıkları çok azdır. Günümüzdeki siyasi ve ekonomik arenada ise artık çoklu stratejiler söz konusudur ve bütün devletler karşı “tarafların” karşıt stratejilerini de dikkate alan planlamalarla ve uygulama gelişmeleriyle yol almaktadır.

Strateji içerisinde alt stratejiler, taktikler, neredeyse sonsuz olasılıklar, uygulama aksaklıkları, direnişler; her yeni günde ayrı bir durum ile karşılaşan devletler söz konusudur artık. Dolayısıyla başlangıçta “halisane duygularla” başlayan strateji süreci ve hedefleri değişebilmekte, her aşamada ayrı bir değerlendirme söz konusu olabilmektedir.

İSTİHBARAT DEVLETLERİ

1900’lü yılların başında, en büyük ve nitelikli istihbarat devleti İngiltere’ydi. Günümüzde ise neredeyse bütün devletler istihbarat devletine dönüşmüş durumdadır. Hatta giderek ticaret, sermaye hareketleri, üretim, yatırım, para transferi faaliyetleri bile istihbarata tabi hale gelmiştir. Strateji kurmak bilgi temelli olduğundan istihbarat bu açıdan önem taşımaktadır.

Belirtildiği gibi, kurgulanan bazı stratejiler kısa sürede revize ve/veya iptal edilebilmektedir. Ancak, bazı devlet stratejileri vardır ki, bunlar uzun vadeli ve işin temeli sayılan planlamalardır. Örneğin, İngiltere 20. yüzyılın başına kadar Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumaya çalışmış, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanacağını görerek ve rakiplerinin daha fazla parsa toplayacağını hesaplayarak, selden kütük kapma yarışına katılmış ve Osmanlı’yı parçalama stratejisine yönelmiştir.

Ermeni isyan ve olayları, Arapların isyanları, Irak, Mısır, Balkanlar hep bu stratejinin alt uygulamaları olarak zuhur etmiştir. Elbette sadece İngiltere’nin politika değişikliğinin eseri değildir Osmanlı Devleti’nin başına gelenler. Ancak, zamanının en güçlü emperyalist devletinin genel strateji değişikliği, “Yunan” saldırısından Libya’ya, Kafkaslara kadar etkili olmuş velhasıl Osmanlı’ya dair her alana sirayet etmiştir. Bu türden ana stratejiler birkaç yıl için tasarlanmazlar, aslolan bu stratejilerin bilince çıkarılarak kavranmasıdır.

Değerlendirmelerime nazaran, Türkiye ile ilgili emperyalist/siyonist blok tarafından planlanan ve epeydir yürürlükte olan iki “ana” strateji bulunmaktadır. Gelişen birçok olay söz konusu hedeflerin alt uygulamalarının sonuçları olarak çalkantı şeklinde bizlere yansımaktadır. Batı’nın başka planlamaları da dolaylı yoldan bize yansıyabilmektedir. Batı bloğunun, örneğin, İran ile ilgili planlarının Türkiye’ye yansımaları, görev talepleri de vardır, ancak bunlar, daha az etkili olmasalar da ülkemize doğrudan saldırı niteliğinde değildirler.

Türkiye’yi de içerisine alan iki ana Atlantik stratejisinden birisi, “Kürdistan” adı altında İsrail hesabına asker devşirme projesidir. Diğeri, FETÖ darbesi ve İmamoğlu tezgahıyla Türkiye’nin “tam kontrollü” ülke statüsüne indirgenerek Rusya ve İran ile çarpıştırılması tertibidir. Yukarıdaki iki proje gerçekleşme yönünde ağır darbeler almıştır.

İKİNCİ İSRAİL PROJESİ

Sovyetler Birliği’nin yıkılacağının görülmesiyle birlikte 1988 yılı ve devamında, ABD ve İsrail’in uzun süredir gündeminde olan “Kürdistan” projesi için düğmeye basılmıştı ve 1991 yılında ABD ve İsrail, Irak’ın kuzeyinde bir harekatla tutunma noktası tesis etmişti. Daha sonra 2003 yılında ikinci sefer düzenlenerek, işbu özerk bölge tahkim edilerek, bugünkü statü oluşturulmuştu. İsrail’in nüfus ve toprak yetersizliğine çare olarak düşündüğü Kürt asıllı insanların eleman/ asker olarak istihdamı, kullanımı ve kurulması öngörülen devleti, komşularını tehdit eden bir terör üssü olarak dizayn etme projesinde, İran her zaman en son ele alınacak devlet olmuştur. 1979 Devrimi’nden sonra İran ülkeyi emperyalizme karşı ideolojik, askeri, ekonomik vb. bütün cephelerde tahkim etmiştir. O nedenle, projeyi gerçekleştirme saldırıları 1991 yılında başlasa bile, 2025 yılına kadar, yani Beşar Esad yıkılıncaya kadar, İran, Kürdistan kurgusunun dışında kalmış, genel olarak İran’ı tasfiye ve Kürdistan’ın İran ayağının tamamlanması eş zamanlı ele alınan hususlar olmuştur. Suriye’nin Kürdistan projesine dahil edilmesi, Beşar Esad iktidarının yıkımına bağlıydı. Ancak, Irak ve İran’da olduğu gibi Suriye’de de hiçbir nihai hedefe ulaşılamamıştır.

* Vatan Partisi Ekonomi Siyasetleri Bürosu üyesi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler