Ana içeriğe geç

Ergen devrimciliği ve adamlık!

O günlerden bugüne, devrimci olarak kalabilmeyi göze almış, buna göre yaşayan bu insanlardan hiçbiri ne devrimcilikten ne de adamlıktan vazgeçti! O adamlar devrimcidir. Ne mutlu ki o adamlardan biriyim. Aidiyeti devrimcilik olan emekli ruh hekimi bir kişiyim. Ve Vatan Partisi üyesiyim.

Ergen devrimciliği ve adamlık!
Aydınlık
16

“20’sinde komünist olmayanın, 40’ında hâlâ komünist olanın aklı yoktur.” şeklindeki Anglosakson kibri ile dolu ifade Bernard Shaw’a aittir. Bernard Shaw kim bilir bunu nerede, ne zaman, hangi bağlamda söylemiştir bilmiyorum. Söylediyse tabi! Ancak söyleyeninin filozof olması, söylenenin üzerinde düşünmeye değer olduğu anlamına gelmez.

Saf Akıl diyerek akıl eleştirisi yapan Immauel Kant filozoftur. Anlattıklarını beğenin, beğenmeyin çok şey katar düşünen insana. Hangi insana? Madde esaslı düşünsel kabul ile idealist nitelikli düşünsel kabul arasındaki farkı bilene ya da öğrenmek isteyene! Kaldı ki ne Kant’ın ne Hegel’in filozof olarak her söylediği çerçeveleyip yaldızlanarak duvara asılacak nitelikte değildir.

Kaldı ki B. Shaw bu konuda başka filozoflara göre düşünce namusu taşıyan insanlardandır. Vietnam Savaşı hakkında yazdıkları konusunda sonraki zamanlarda dünya kamuoyundan özür dileyen biridir. Kısaca filozof olanın her lafı doğruluk taşır genellemesi tehlikelidir.

Filozof, bağlantılı olduğu felsefe sistemi (bunlardan bir kısmı kendi oluşturdukları sistemlerdir) üzerinde konuştuğunda, beklediği, onu okuyan ya da dinleyenin kendi düşüncesi ile zihnen süren tartışmaya katılmasıdır. Yoksa Zizek gibi peygamber edalı, tafrası bol neoliberal sözde düşünürler gibi okuyanın, dinleyenin yalnızca biat etmesini beklemez.

DÜŞÜNCE EMEĞİNİ FAZLADAN GÖRENLER

Bir de düşünce emeğini fazladan çaba gibi görenler vardır. Bunlar tek bir cümlenin esiri haline gelenlerdir. Dikkat verimliliği, malum kadın sunucuların ateşli program süreleri ile sınırlıdır. Düşünce emeğini fazladan görme tarzı olağan hale geldiği yazma ve/veya konuşma işini en az düzeyde tutmaya özen gösterir. Yoksa foyası ortaya çıkacaktır. Neoliberal araçlardan prompter denileni, yazılanı okurken konuştuğu sadece kendi zihninin eseri izlenimi verir. Bu araca postmodern bir makyaj malzemesi olarak bakabilirsiniz. Üstelik botoks işlemine göre kalıcılığı sizin konuşmanızı (!) yazanın ömrü ile ya da istifasına kadar süren zamanla sınırlıdır.

‘Ergen devrimciliği’, sözde filozof Zizekvari bir ifade gibi durmakla birlikte kaynağını bilemiyorum. Bu nedenle üzerinde biraz düşünüp düşündüklerimi okurlarımla paylaşmak istiyorum. Ancak bu ifadenin B. Shaw’ın söylediği ifade edilen lafın başka türlüsü olduğu fikrimi paylaşmak isterim. Ancak bu kez söz konusu olan Anglosakson kibir ve küstahlığı değil, bezirgânlık düzeyinden küçük burjuva bilgeliğine sıçramış ancak eskimiş bir heyecan söz konusudur. Bunu gülmece edebiyatında konu edinen yazar Aziz Nesin ve onun Zübük isimli anlatısıdır.

Ergenlik insanın biyopsikososyal gelişiminde var olan bir evrenin adıdır. Tanıma bakarak bu dönemde bedendeki hızlı değişmeler (ikincil cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkması; kızların doğurabilme, emzirebilme, erkeklerin doğurtabilme vb. şeklindeki özelliklerinin biyolojik ayrıntıları) ergeni sıkıntıya sokabilir... Çünkü ergenliğin bir diğer özelliği, kimi kabullere göre bedendeki değişmelerin hızı ile ruhsal alanda buna eşlik edecek hızın aynı olmamasıdır. Bedensel değişme çok hızlı, ruhsal değişme daha yavaştır. Bu ikisi yani bedensel ve ruhsal değişme hızındaki farklılıklar ergenin önce ailesinde sonra okulda ardından -erken zamanda başladıysa- işte olmak üzere, toplumsal uyumuna doğrudan yansıyan uyum zorluklarına neden olur. Yasalarımızın yasal sorumluluk olarak kabul ettiği 18 (1) yaş bir yönüyle bu durumu gözetmektedir. Ergenlik için yaş aralığı belirli olmakla birlikte toplumların kültür birikimi, özelinde aile-çocuk, aile-ergen tümleşmesi, ergen tanımı odağında kimi farklılıkların toplumsal yapı özelliğine bakarak ele alınmasındaki zorunluluğa işaret etmektedir. Delikanlılık deli akan bir kanı değil hızlı seyreden bedensel değişmeyi anlatır. Öte yandan bilişsellik dediğimiz zihinsel yapılaşmanın 5 yaş civarında başladığı ve kişinin öğrenme aracılığıyla ömür boyu pekiştirdiği nörobilimsel gerçekliğe dikkat çekmek isterim. Bu nedenle zihinsel öğrenme kişinin donanımsal arayışı ve gereğinin birebir yansımasıdır. Ergenlik neyi nasıl öğreneceğinin, yanıt almayı hak eden soruların sorulmaya başlandığı, merak duygusunun yaşam ve uyuma hizmet etmek üzere işlevsellik taşıyan güdü değerinde bir araç olduğu bir dönemdir. İnsana yatırımı önceleyen toplumsal sistemlerde devlet, insan yaşamındaki toplumsal evrimleşmeyi gözeterek her halin gerektirdiği sistemi kurmak görevini taşır. Kamu hizmeti odağında sistemleşen böylesi bir devlet tasavvuru yurttaşını bedensel ve psikososyal açılardan üretken kılar.

ERGEN DEVRİMCİLİĞİ YAFTASI

Gelelim ‘ergen devrimciliği’ yaftasına… Ergen devrimciliği ifadesi anlam değeri taşımayan ancak olumsuzluk niteliği, dolaylı da olsa, su götürmeyen bir yakıştırmadır. Bu yakıştırmanın art düzenini ele almak istiyorum. Bunu yaparken Türk toplumunda kültür ve Türk aile yapısına kısaca değinmek isterim.

1950 doğumluyum, 1967 ile başlayan yılları anımsayın. Bu dönemin devrimci tanımlamasını aidiyeti kapsamında ve var oluşunun değişmezleri arasında görenlerdendim. Hâlâ öyleyim! Çünkü Cumhuriyet ailesinde yetiştim. İlkelerden görev çıkaran özelliğe sahip toplumsal terbiye şemsiyesi altında eğitildim. Mektup zarfının önü ve arkasında ne nasıl yazılır; dilekçe nasıl kaleme alınır, ilkokulda öğrendiklerim arasında idi. Ortaokul yıllarımda ülkemin sanayileşirken tarıma dayalı gücünü öğrettiler. Ülkemde çok sayıda meyve ve sebze yetiştirildiğini öğrendim. Un ve yoğurt tarhanasının nasıl yapıldığı vb. öğrendiklerim arasındaydı. Toplumumuzda çiftçi, köylü, esnaf, işçi, memur adları ile anılan roller olduğu, bellediklerim arasında idi.

Bütün bunlar benim gibi olan on binlerce kızlı erkekli Türk çocuk ve ergenini tarif eder. Kısaca eğitim ve sağlığın kamusal nitelik olarak asal olduğu bir toplumsal yapıda eriştim. Bu erişimim babamın memuriyeti nedeniyle anımsadığım kadarı ile 13 ayrı il ve ilçede gerçekleşen eğitim yaşamımın ilk 16 yılını anlatır. Ve her Cumhuriyet ailesinin ana babası gibi benimkiler de oğlumuz liseyi büyükşehirde bitirebilsin diye büyük şehre geldik. Lise son sınıfı Ankara’da gecekondu bölgesine sınır bir lisede okudum. Sınıf arkadaşlarımla taşralı olmaktan gocunan insanlardık. Üniversite kursu yoktu. Öğretmenlerimizin sorumluluğunda sınav öncesi genel bir eğitimden geçtik. 33 kişilik sınıfın 31 öğrencisi tercih ettikleri yerde üniversite eğitimi aldı. Kalan ikisi ise üniversite dışı alanlarda işlerinin ustası olarak yaşamlarını sürdürdüler. 1967 yıllarındaki Fikir Kulüpleri Federasyonu sonra Devrimci Gençlik Birliği adını aldı. Bu birliğe katılanlara Dev-Genç’li ve/veya devrimci deniyordu. Kanımızın deli aktığı bir dönemde, Cumhuriyet ailesi temelimiz, bizi biz yapan devrimci kılan kaynağımızdı.

Türküm, doğruyum, çalışkanım ile başlayıp birinci vazifem diye devam eden sesleniş yalnızca bir yemin değil aynı zamanda bir dünya duruşu, insan ve yurt sevgisiyle bütünleşen bir adamlığın tanımı idi. Bu adam, ergenliğinde devrimci diyen kişidir. Ona işkence ettiler, hapislere attılar, öldürdüler. Hatta astılar. O günlerden bugüne, devrimci olarak kalabilmeyi göze almış, buna göre yaşayan bu insanlardan hiçbiri ne devrimcilikten ne de adamlıktan vazgeçti! O adamlar devrimcidir. Ne mutlu ki o adamlardan biriyim. Aidiyeti devrimcilik olan emekli ruh hekimi bir kişiyim. Ve Vatan Partisi üyesiyim. İlkelerden ödev çıkaran, insan ve yurt sevgisini bir saniye bile unutmayan bir insanım.

Prompter papağanı olan birisinin ergen devrimciliği lafı beni asla etkilemez. Devrimcilere reva görülenlere bakarak umurumda bile olmaz. Ancak Atatürk’ün seslendiği gençliğin akışı hiç değişmeyen gençliği bugün TGB, Öncü Gençlik sıfatlarında kimilerinin rüyalarını kâbusa dönüştürecek dirilikte varlar! Var olmayı sürdürecekler. Onların reel politiğin ıslak çamurunda debelenenlere verecek yanıtları elbette var. Aldırmıyorlar. Birbirimizden öğrendiğimiz bu... Ancak ergen devrimciliği diyerek nereye gideceğini bilmeksizin laf etmenin bir bedeli olmalı. O bedel, konuşmayı hazırlarken prompter aracılığı ile döktüren zekânın bu yazıyı okuması ya da bu yazıdan haberdar olmasıdır! Yetmez mi?

Dipnotlar:

1) Çocuk suçluluğu için 15 yaş sınırını anımsatmak isterim.

Kaynağa Git

İlgili Haberler