Oysa mesele sadece bir kelime oyunu ya da mizah sınırları içinde kalmıyor; yüzeyin hemen altındaki kolektif bilinçdışının, o hiç iyileşmeyen kültürel yaraların irinini dışarı akıtıyor. Türkiye, yüzyıllardır birbirini kendi kurguladığı pencerelerden izleyen, birbirine "kalıpyargıların" (stereotiplerin) kalın mercekleriyle bakan ve ne yazık ki bu mercekleri birer silaha dönüştüren insanların ülkesi haline geldi.
Kalıpyargı, düşünme tembelliğinin ürünüdür. İnsanı, ait olduğu grubun etiketleriyle okumak, onu tanıma zahmetinden kurtarır. Ancak Türkiye’de bu tembellik, bir kesimin diğerini aşağılama, küçümseme ve tahakküm altına alma aracına dönüştü. İşin ironik ve trajik yanı, bu döngünün köklerinin çok eskilere dayanmasıdır.
Bugün kendisini merkezde görenlerin başkalarına reva gördüğü o küçümseyici bakış, Osmanlı döneminde bizzat Türklerin kendisine yöneltilmişti. Saray elitlerinin gözünde Anadolu Türkü, "etrak-ı bî-idrak" (idraksiz, anlayışsız Türkler) idi. Yönetenlerin köylüyü ve Türk kimliğini taşralı, kaba ve cahil görerek dışlaması, bu toprakların genetiğine o habis uru yerleştirdi: Gücü eline alanın, ötekini kendi diliyle vurması.
Zaman geçse de mekanizmanın dili değişmedi. Karadenizliyi fıkraların bütün saflığı ile dile getirmek belki masum görünebilir; ancak Kürt kimliğini belirli şablonlara sıkıştırmak ya da Aleviler üzerinde yüzyıllardır tedavülde tutulan o çirkin, ahlak dışı "mum söndü" iftirasıyla bir inanç grubunun namusunu ve ahlakını tartışmaya açmak masumiyetten fersah fersah uzaktır. Benzer şekilde, bir siyasi parti üyesinin Kemalist yaşam tarzına ve değerlerine yönelik ahlak dışı söylemleri de aynı hastalıklı pınardan beslenir. Bu, toplumsal bir körleşmedir. Ötekinin ahlakını, etnisitesini veya inancını küçümsemek, aslında kendi içsel yetersizliğini ve korkularını gizleme çabasından başka bir şey değildir.
Bu topraklarda bu derin yarılmayı, bu tehlikeli çatışma potansiyelini ilk gören ve buna neşter vurmak isteyen vizyon, Cumhuriyet projesiydi. Cumhuriyet, ümmetten ve feodal bağlardan kopan bireyleri, "Yurttaşlık" temelinde ortak bir paydada buluşturmayı hedefledi. Yaratılmak istenen ulusal bilinç; etnik kökeni, mezhebi ya da yöresel farklılıkları yok etmek için değil, hepsinin üzerinde eşit, başı dik ve onurlu bir "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı" kimliği inşa etmek içindi. Amaç, Saray’ın "idraksiz" gördüğü köylüyü "milletin efendisi" yaparak kalıpyargıların ürettiği o kast sistemini yıkmaktı. Eğer bu proje, tam anlamıyla kurumsallaşabilse ve toplumsal bilince bütünüyle nüfuz edebilseydi, bugün bir kadının etnik kökeni üzerinden yapılan bir espriye gülünmeyecek, bir inancın ahlakı haksızca tartışılamayacaktı. Çünkü yurttaşlık hukuku ve insan onuru, stereotiplerin üstünde bir kalkan olacaktı.
Ancak Türkiye’nin modernleşme serüveni, özellikle 1950’li yıllardan itibaren rüzgarı tersine çeviren siyasi kırılmalarla karşılaştı. Çok partili hayata geçişle birlikte ortaya çıkan popülist siyaset, Cumhuriyet'in inşa etmeye çalıştığı o ortak ulusal bilinci derinleştirmek yerine, toplumun alt kimliklerini ve fay hatlarını keşfetti. Siyasiler, sandıktan çıkacak oyu garantilemek adına bu toplumsal önyargıları, inanç farklılıklarını ve mikro milliyetçilikleri birer siyasi rant malzemesi olarak kullandı. Toplumu birleştirmesi gereken siyaset, aksine "biz ve onlar" kutuplaşmasını derinleştiren bir değirmene su taşıdı.
Bugün geldiğimiz noktada, aynadaki çatlaklar büyüyor. Birbirimizin gözünün içine bakarak konuşmayı unuttuk; bunun yerine birbirimizin etiketlerine bağırıyoruz. Oysa unutmamak gerekir ki, kalıpyargılarla örülen duvarlar sadece bir kesimi dışarıda bırakmaz, içeridekileri de yalnızlığa ve cehalete mahkum eder.
Türkiye’nin geleceği, birbirini fıkralarla, iftiralarla ya da ahlak bekçiliğiyle tartaklayan bir kabileler toplamı olmakta değil; Cumhuriyet’in o yarım bırakılan kapsayıcı, eşitlikçi ve insan onuruna saygılı ulusal kimlik projesini yeniden ve daha güçlü bir şekilde yeşertmektedir. Aksi takdirde, küçük hesapların ve ucuz kalıpların arkasına saklanarak, büyük bir ülkenin ortak geleceğini kendi ellerimizle karartmaya devam edeceğiz.