Allah’a iman, liderlik ve halkın birliği olmak üzere üç temel eksene dayanan 1979 İslâm Devrimi’nin; bağımsızlık, özgürlük ve İslâm Cumhuriyeti olmak üzere üç temel hedefi esas alan zaferinin üzerinden 47 yıl geçti. Önceki düzenden kopuşu gerçekleştirirken aynı zamanda yerli ve dini kapasitelere dayanarak ve gelenek ile siyasi modernite arasında bağ kurarak özgün bir model ortaya koymayı başaran bir devrim ki; en önemli yansıması, bugün vatanın dış saldırılar karşısında bağımsız ve onurlu bir şekilde savunulmasında görülmektedir.
Şu anda İran, Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist Rejim’in saldırıları nedeniyle toprak bütünlüğünü ve ulusal egemenliğini korumak amacıyla topyekûn bir savunma savaşı vermektedir. Bu süreçte İslâm Devrimi Lideri Ayetullah Hamaney’in (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) şehadeti, milletin gönlünde derin bir manevi ve duygusal boşluk oluştururken, ülkenin stratejik sürekliliği meselesini de en önemli ulusal öncelik hâline getirmiştir. Aynı zamanda düşmanlar, İran’ı parçalamak ve ham bir cehaletle ifade ettikleri üzere onun adını siyasi coğrafya haritasından silmek amacıyla bütün imkânlarını seferber etmişlerdir. Böylesine kritik bir dönemde, liderlik yapısında ortaya çıkabilecek herhangi bir tereddüt veya boşluk, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilirdi.
İRAN TOPLUMUNUN TEMEL UNSURLARI
Trump ve danışmanları, hesaplarını İran toplumunu tanıdıkları varsayımı üzerine kurmuşlardı. Ancak İran’ın binlerce yıllık medeniyeti, Allah’tan başkasından korkmama anlayışı, şehadet kültürüne olan sarsılmaz inanç, ilahi sünnete bağlılık ve velayetle kurulan güçlü bağ gibi İran toplumunun temel unsurlarının hiçbiri gerektiği şekilde değerlendirilmemişti. Trump, Netanyahu’nun vesvesesine kapılarak öyle bir bataklığa sürüklenmiştir ki, “Önce Amerika” söylemini Siyonist Rejim’e öncelik vererek tamamen heba etmiştir. İmam Hamaney’in şehadeti, komutanların hedef alınması, yüzlerce masum İranlı çocuğun, özellikle de Minab Okulu öğrencilerinin katledilmesi ve şehir altyapılarının tahrip edilmesiyle İran’ın Müslüman halkına karşı suç işlemiştir ki bu suçların bedelinden ve bunlara ilişkin hesap vermekten kısa zamanda kurtulması mümkün değildir.
Bugün İran İslâm Cumhuriyeti halkının direnişi, bir yandan dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar ve özgürlük yanlıları için bir gurur kaynağı hâline gelmiştir; başka bir ifadeyle ülkemizin bayrağının yüksekte dalgalanması herkes tarafından takdir edilmektedir ve bu direniş, İran’ın yedi bin yıllık medeniyet ve kültürüne sahip İslâmi ve sivil toplumun dinamizmini ve etkinliğini derinlemesine anlayamayanları hayret ve şaşkınlık içinde bırakmıştır.
Peki, bu süreçte hangi unsurlar kilit bir rol oynamaktadır?
A. Devrimin şehit liderinin özel ve seçkin rolü; istikbar kavramına sürekli vurgu yapması ve buna karşı mücadele edilmesi gerektiğini ısrarla dile getirmesi ve ayrıca, Siyonist Rejim’i ve Amerika’yı küresel istikbarın en belirgin örnekleri olarak gördüğüne; Kur’an-ı Kerim’in, müminleri onlara tabi olmaktan sakındırdığına ve İslâm ümmetinin izzetinin, her türlü boyun eğme ve tahakkümü kesin biçimde reddetmesine bağlı olduğuna inanmaktadır.
B. İran halkı, İslâm ümmeti üzerinde gayrimüslim güçlerin siyasi, kültürel, askerî ve ekonomik her türlü hâkimiyetini reddetmekte; bunu ülkenin onurunu ve tam bağımsızlığını korumanın yanı sıra, uluslararası alanda bağımsız ve tahakküm karşıtı bir dış politika yürütmenin temel stratejik ilkelerinden biri olarak görmektedir.
C. Birlik ve beraberliğin önemi ile ayrılıktan kaçınmak, İran devleti ve milletinin tarih boyunca elde ettiği başarıların temel unsurlarından biri olmuştur. Zira Kur’an-ı Kerim, defalarca “Allah’ın ipine sımsıkı sarılmayı” ve tefrikadan kaçınmayı emretmektedir (Âl-i İmrân, 103). Ayrıca bu ilke, liderlik düşüncesinde de düşmanların komplolarını etkisiz hâle getirmenin temel stratejisi olarak görülmektedir ve özellikle askerî ve güvenlik kaynaklı dış tehditler karşısında iç bütünlüğün, mezhepsel dayanışmanın ve millî birliğin korunmasına odaklanmak; ortak düşmanlara karşı gücü muhafaza etmeyi emreden Kur’anî buyruğun fiilen uygulanması anlamına gelmektedir.

D. Bilimsel cihat ve savunma gücüne vurgu: Devrim liderinin Kur’an’a dayalı bilim anlayışı, araçsal ve pasif bir yaklaşım değil aksine bilimsel mücadeleyi bağımsız bir İslâm medeniyetinin varlığını sürdürebilmesinin zorunlu şartı olarak değerlendirmektedir. Modern bilim ve teknolojiye verilen önem, özellikle düşman güçlerden kaynaklanan tehditlere karşı caydırıcılığı sağlamak amacıyla ülkenin savunma doktrininin temel ilkelerinden biri olarak yorumlanmış ve uygulanmış, bunun sonucunda ise birçok askerî uzmana göre ülkemizin savunma alanındaki kazanımları, Siyonist Rejim’in Demir Kubbe savunma sistemini ve Amerika’nın bölgedeki savunma düzeneklerini kevgire çevirmiş ve İran’a yönelik saldırıların kaynağı olarak görülen işgal altındaki topraklardaki ve Fars Körfezi bölgesindeki askerî üsler gelişmiş füzelerin hedefi hâline gelmiştir.
E. Adalet arayışı ve mustazafların desteklenmesi, Kur’an-ı Kerim’in toplumsal ve ekonomik adaleti salihlerin yönetiminin temel unsurlarından biri olarak kabul eden ayetleri doğrultusunda, halkın siyasi, sosyal ve kültürel alanlardaki çeşitli faaliyetlere katılımında daima yol gösterici ve temel bir ilke olmuştur.
F. Zorlu düşmanlara karşı uzun soluklu mücadelede sabır, direniş ve aktif bekleyiş anlayışı son derece belirleyici bir öğreti olarak öne çıkmaktadır. İslâm Devrimi sonrasında yaşanan kritik dönemeçlerde, özellikle Siyonist ve Amerikan ekseninden kaynaklanan tehdit ve komplolar karşısında hem liderliğin hem de İran halkının tutumuna yön veren temel yaklaşımlardan olan bir ilke. Bu çerçevede şunu da eklemek gerekir ki, İran halkı yaklaşık yarım asırdır son derece çalkantılı şartlar altında yaşamıştır. Sekiz yıl süren bir savaşı geride bırakmıştır. Amerika ve Batı tarafından uygulanan ve her geçen gün daha da felç eden gayrimeşru ve insanlık dışı yaptırımlara katlanmışlardır. En iyi evlatlarını hedef alan suikastlara tanıklık etmiş ve her defasında öncesinden daha güçlü ayakta kalmışlardır.
ZAFER HALKIN OLACAKTIR
Herhâlükârda ilahî sünnet, hakkın galip gelmesi yönündedir, bu süreç bazen yıllar alabilir; ancak nihayetinde zafer hakkın olacaktır. Allah’ın vaadi şaşmaz. Yeryüzünün mirasçıları mustazaflar olacaktır.
Aslında bu vaadin, müminlere maddi hesaplarla ölçülmesi mümkün olmayan bir umut verdiği söylenebilir. Düşman, birkaç savaş dayatarak ve ekonomik baskılar uygulayarak bu umudu yok edebileceğini düşünmektedir. Oysa bu umudun başka bir kaynaktan geldiğini bilmemektedir; tarih boyunca defalarca sınanan bir inanç. Firavunlar gitmiş, Musalar kalmıştır. Nemrutlar gitmiş, İbrahimler kalmıştır. Evet, İranlılar bu geleneği kendi gözleriyle görmüştür. Bu nedenle umutsuzluğa kapılmazlar, teslim olmazlar. Çünkü sabır ve tevekkülün, onları zafere ulaştıracak iki kanat olduğunu bilirler.
Genel bir değerlendirme yapıldığında, medeniyet, dinî inançlar ve İran halkının ve coğrafyasının asaletinin bir araya gelmesiyle; bağımsızlık, özgürlük mücadelesi ve Amerikan-Siyonist istikbarının baskıcı ve zalim tahakkümüne karşı direniş sürecinde çağdaş tarihte altın bir sayfa açıldığı ifade edilebilir ki, nitekim büyük Müslüman düşünürlerden birinin de belirttiği üzere, İran milletinin ve savunma güçlerinin direnişi ve rolü, İslâmi kimliği yeni binyılda yeniden ihya etmiştir.