2026 yılı Liselere Geçiş Sınavı (LGS) 13 Haziran 2026 Cumartesi günü yapıldı. Bu yıl sınava 8’inci sınıf düzeyinde 1 milyon 22 bin 658 öğrenci başvuru yaptı.
Sınav iki oturum biçiminde gerçekleşti. Birinci oturumda Türkçe, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Yabancı Dil olmak üzere 50 soru, ikinci oturumda Matematik ve Fen Bilimlerinde 40 olmak üzere toplam 90 soru soruldu. LGS sonuçları 10 Temmuz 2026 Cuma günü açıklanacak ve ardından Ortaöğretime Geçiş Tercih ve Yerleştirme Kılavuzu yayınlanacak.
BEŞ ÖĞRENCİDEN BİRİ YERLEŞECEK
Bu geçiş sınavını iki açıdan değerlendirmek gerekir: Sınavın birinci yönü, teknik açıdan ele alınıp soruların zorluk dereceleri ve eleyici olup olmaması. Çünkü LGS bir sıralama sınavı. Öğrencinin sınava girenler arasında bulunduğu konumu belirliyor. Bu yıl sınava başvuru yapan 1 milyon 22 bin 658 öğrencinin sınavla öğrenci alan okullara başarı sırasına ve tercihlerine göre yerleşeceği bir sistemden söz ediyoruz.
Geçen yıl LGS yerleştirme sonuçlarına göre, sınavla öğrenci alan okulların kontenjanı 200 bin 25 olarak belirlenmişti. 191 bin 159 öğrenci tercih sıralarına göre okullara yerleştirilmişti. Buna göre sınavla öğrenci alan okullardaki toplam doluluk oranı yüzde 95,57 olarak gerçekleşmişti.
2025 LGS’de mesleki ve teknik Anadolu Liselerine (teknik programlar) toplam 39 bin 627 öğrenci yerleşti. Kontenjan 42 bin 490 idi. Kontenjanın yüzde 93,26’sı doldu.
Fen Liselerine 39 bin 420, Anadolu Liselerine 63 bin 730, Anadolu İmam Hatip Liseleri için 44 bin 94 öğrenci kontenjanı ayrılmıştı.
Bu verilere göre 2026’da LGS’ye başvuru yapan öğrenciler arasından aşağı yukarı 200 bin öğrenci bir okula yerleşmiş olacak. Çünkü okul kontenjanlarında büyük değişiklikler olmuyor. Bu şu demek: Sınava giren her beş öğrenciden biri, sınavla öğrenci alan okullara girebilecek; diğer öğrencilerin velileri çocuklarına okul aramaya başlayacak.
ZORLUK DERECESİ İYİ AYARLANMALI
Sınavın diğer bir yönü sınavın niteliği: Bu konuda geçmiş yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü’nün bu ülkeye yaşattığı kötü örneklerden bazıları; sınav sorularının sızdırılması, sınavda şifre kullanılması, sınavın zorluk derecesinin yeterince olmaması sonucu yüzlerce birincinin olması vb. Çünkü bir sıralama (seçme ve yerleştirme) sınavı, adayların bilgi, beceri ve yeteneklerini ayırt eden bir özellik taşımalıdır. Bunu yaparken adil, doğru ve güvenilir olmak durumundadır. Sıralama sınavlarının müfredata uygun olması, bilenle bilmeyen öğrenciyi birbirinden ayırması, sınavın zorluk derecesinin iyi ayarlanması, değerlendirmenin nesnel ölçütlere göre yapılması, bilgiyi ölçmesi gibi özellikler taşıması gerekir. Bu açılardan bakıldığında yapılan sınavda herhangi bir sorun gözükmüyor. Bu yıl yapılan sınavda seçiciliğin ön plana çıktığını, üst düzey muhakeme yeteneğinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
TABELA LİSELER
Liseye geçişin ikinci boyutu okulların niteliğiyle ilgili olan yanı. Milli Eğitim Sistemi’nde, ne yazık ki üzerinde çok düşünülmeden bazen günlük kaygılarla, bazen siyasi kaygılarla çok değişiklikler yapılır hale geldi. Okul türleri ve okul nitelikleri ele alındığında yüzyılı aşkın bir cumhuriyetin yerleşmiş olması gereken sisteminin çok değişkenlik gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin proje okulları. Bu okullarda çalışan öğretmenlerin ve idari kadronun bile nasıl atanacağı konusunun mahkemelere taşındığı bir süreci yaşamaktayız. Okulların büyük bölümünün tabelalarının Anadolu liselerine dönüştüğünü, ancak bu okullar arasında bile dağlar kadar fiziki ve nitelik farkı olduğunu LGS tercihlerinde yaşamaktayız. Belli okulların yüzdelik dilimlerine bakılırsa bunu çok rahatlıkla fark ederiz.
OKUL İKLİMİ
Okul ikliminin, okulun sosyoekonomik, akademik, psikososyal yapılarının birbirinden çok farklı olduğunu, okullar arasında fırsat eşitliklerinin bir türlü sağlanamadığını görmekteyiz. Bunun sonucunda belli okullara talebin çok fazla olduğunu yaşamaktayız. Sistemin başında olan bakanların nitelikli okul-mahalle okulu-proje okulu biçiminde dillendirdiği koşullarda sınavı teknik anlamda çok iyi yapmış olsanız bile sonuçta acı gerçeği değiştiremiyorsunuz. Belli okullarda yığılmalar doğal hale geliyor. Fırsat eşitliğini sağlamadığınız ve ilköğretimden sonra iyi bir yönlendirme yapmadığınız sürece sorunları çözmeniz mümkün olmuyor. Aidiyet duygusu, okula uyum, rehberlik ve yönlendirmede bütüncül yaklaşımları bütün okullara sağlayamadığınızda okul devamsızlıklarını da önleyemiyorsunuz. Çocuk okuldan kopuyor, akran zorbalığı, şiddet kaçınılmaz oluyor. Okullardaki devam –devamsızlık sürekli gündemde kalıyor. Öğrencinin kendini bir okula aidiyet duygusuyla bağlı hissetmediği koşullarda, zaman zaman basında karşılaştığımız hoş olmayan durumlarla karşılaşıyoruz. Sınavı teknik anlamda çok iyi yapabilirsiniz. Ölçme değerlendirme ölçütlerine uygun yapılan bir sınavın sonunda çok iyi puan, derece yaparak yerleştiği okulda öğrenci mutlu olamıyorsa, beklentilerini karşılayamıyorsa öğrenci okuldan duygusal olarak uzaklaşıyor.
5+3+3 SİSTEMİNE DÖNÜLMELİ
Öncelikle yapısal çözümler üretilmeli. 4+4+4 sisteminden bir an önce vazgeçilmelidir. Önceden olduğu gibi 5+3+3 sistemine dönülmeli ve ortaokulda iyi bir yönlendirme yapılarak liseye geçişte bugün yaşanan yığılmalar ortadan kaldırılmalıdır. Bu yapılırken veli-idareci-öğretmen ve rehber öğretmen, bu üç yıllık süreçte birlikte çalışmalı ve her yıl çocuğun gelişimi raporlaştırılmalıdır. Her ortaokula mutlaka bir rehber öğretmen atanmalıdır. Bu rapor öğrencinin gidebileceği ve başarılı olabileceği lise türünü de genel anlamda belirlemelidir. Böylece akademik liselerdeki öğrenci sayısı dengelenmelidir.
MESLEKİ EĞİTİM YENİDEN DÜZENLENMELİ
Lise türleri arasında yer alan ve ülkemizin üretim alanındaki ara eleman ihtiyacını karşılayacak mesleki ve teknik eğitimin okullaşma oranı içindeki yeri yükseltilmelidir. Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre lise seviyesindeki öğrencilerin yüzde 40 ila yüzde 43’ü mesleki ve teknik eğitim kurumlarında öğrenimlerine devam etmektedir. Bu bağlamda son dönemde çok tartışılan MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) yeni bir anlayışla ele alınmalıdır. Öğrencinin haftada bir gün okulunda teorik eğitim aldığı dört gün ise işletmelerde uygulamalı eğitim alarak meslek öğrendiği sistem, eleştiriler dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Ucuz işgücü, yetersiz denetimler ve iş güvenliğinin olmaması, örgün eğitimden kopuş, çalışma saatleri gibi konularda yapılan eleştiriler dikkate alınarak sistem yeniden düzenlenmelidir. Mesleki eğitimin payı artırılmalı, mesleki ve teknik okullar hiçbir okula giremeyen öğrencilerin gittiği okullar olmaktan çıkarılmalıdır.
EĞİTİM HAKKI GÜVENCE ALTINA ALINMALI
Anadolu Liseleri arasındaki fırsat eşitsizliği giderilmeli, altyapı bakımından okullar arasındaki uçurumlar ortadan kaldırılmadır. Eğitimde amaç niteliği artırmak olmalı, alt düzeydeki okullar üst düzeye çıkarılmalıdır. Böylece LGS’de amansız yarış bir ölçüde giderilmiş olur.
Eğitimin bir hak olduğu ilkesinden hareketle kamusal alanda her birey fırsat eşitliği temelinde nitelikli bir eğitime ulaşmalıdır. Eğitim, parası olanın yararlanabileceği meta olmaktan çıkarılmalıdır. Kamu okullarına yatırım yapmayıp özel okulların önünün açılmasına bir son verilmelidir.
Eğitim; bilimsel, laik, kamusal ve parasız temelde herkesin yararlanacağı bir hak olarak güvence altına alınmalıdır.
(*) Eğitimci / Eski Eğitim İş İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı.