Kendi medeniyet değerlerimizi, ahlâk anlayışımızı ve kültürel birikimimizi terk ederek; tüketimi, bireysel hazları ve sınır tanımaz özgürlük anlayışını yücelten bir yaşam tarzını benimsemek mecburiyetinde miyiz?
Gelişmek ile yozlaşmak, çağdaşlaşmak ile kimliksizleşmek aynı şey değildir. Bir millet, kendi köklerine bağlı kalarak da güçlü, üretken ve saygın olabilir. Asıl mesele, başkalarına benzemek değil; kendi medeniyet tasavvurumuzu koruyarak geleceği inşa edebilmektir.
SOSYOLOJİK ÇÖKÜŞ
Değerlerimizi itibarsızlaştırmak için dışarıdan her türlü saldırıyla karşı karşıya iken bir de ‘değerlerimiz odaklı’ olduklarını iddia edenlerin sorumsuz ve kontrolsüz kompleksi, Türkiye’deki sosyolojik çöküş riskini her gün büyütüyor. Yıllarca hayatımızın merkezine koyduğumuz, komşusu açken tok yatmaktan utanan, gösterişten kaçınan o sessiz ve samimi Anadolu dindarlığı, modern zamanların tüketim çılgınlığına kurban edilemez!
İslam’ın özündeki mahremiyet, ihlas ve sadelik, yerini ekran önünde fark edilme, alkışlanma ve statü kazanma arsızlığına bırakmamalıdır. Zira eskiden dindarlık içsel bir olgunlaşma ve nefis terbiyesi demekti. Şimdiyse hayatın her anını lüks detaylarla bir podyuma dönüştürme yarışı görüyoruz. Peki, bu noktaya nasıl geldik? Bu yozlaşma kendiliğinden mi oldu? Elbette hayır!
YAŞAM BİÇİMİ DEĞİL ATLAMA TAŞI
Bu manzara; dindarlığı sadece şekilden, hırstan, makamdan ve ticaretten ibaret görenlerin, lüksü ve şatafatı öne çıkaranların eseridir. Din ahlâkını bir yaşam biçimi olarak değil, sınıfsal bir atlama taşı olarak kullanan bazı kesimler, ne yazık ki bu sosyolojiyi kendi elleriyle inşa ettiler. Evlatlarımızın sınav başarısını bile bu derece görkemli rüküşlüklerle kutlama ihtiyacı hissettiren şey, bu köksüz “yeni zengin” zihniyetinin ta kendisidir.
Mesele artık sadece insanları kınamak ya da onları eleştirmek değil, toplumsal ve kurumsal olarak bu çürümeye alan açan sorumluları görmekle ilgilidir. Şimdi hepimizin şapkayı öne koyup sorma vaktidir. Biz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bizlere miras bıraktığı o duru ahlâkı yolda mı bıraktık, yoksa gücü ve parayı bulunca ona sırtımızı mı döndük? Ve ne yazık ki; bu tablo bir başarı kutlaması değil, bir sosyal çürüme ve toplumsal değerlerin dışa vuran en acı aynasıdır.
* Yazı, Eski AK Parti MKYK Üyesi Metin Külünk’ün X hesabındaki paylaşımıdır.