Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras, dünyada üretim üstünlüğünün ABD’den Çin’e geçtiğini söyledi. 18 Haziran günü Yüksek İstişare Konseyi toplantısının açılış konuşmasında Aras, dünyanın yeni bir denge aradığını belirtti ve şöyle konuştu: “Son 25 yılda dünya üretiminin ağırlık merkezi hızla doğuya kaydı. 2000 yılında Çin küresel üretimin yaklaşık yüzde 6’sını yapıyordu. Bugün bu oran yüzde 27’ye yükseldi. Aynı dönemde ABD’nin küresel üretimdeki payı yüzde 25’ten yüzde 17’ye geriledi. Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Örgütü’nün geçen yıl yayımladığı projeksiyona göre, 2030 yılında Çin’in üretimdeki payı yüzde 45’e yükselirken ABD’ninki yüzde 11’e gerileyecek. Evet Çin büyük bir ekonomik sıçrama gerçekleştirdi. Üstelik bunu dünyanın gelişmiş ekonomileri üzerinde ciddi baskı oluşturan bir dış ticaret fazlası vererek yaptı. Yani ürettiklerini bütün dünyaya sattı.”
DÜNYA YENİ BİR DENGE ARIYOR
Aras, bugünkü belirsizliklerin ve çatışma ortamının geçici olmadığını söyledi, “Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze savaşı, Venezuela’da yaşananlar, ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmalar ve bölgeye yayılan etkileri, hepsi farklı süreçlerde ama devam ediyor” dedi. “ABD-Çin rekabeti her alanda giderek sertleşiyor.” ifadesini kullanan Ömer Aras, şöyle sürdürdü: “Tayvan gerilimi artıyor. Kritik minerallerden çiplere kadar stratejik alanlarda açık bir mücadele yaşanıyor. Bütün bunlar bize şunu söylüyor: Dünya yeni bir denge arıyor. Ama henüz yeni denge kurulmuş değil. İşte bu nedenle önümüzdeki dönemde belirsizlik, dalgalanma ve kırılmalar devam edecek.”
‘DOLARIN ARKASINDA AMERİKAN FABRİKALARI VARDI’
Belirsizliklerin arkasında üç önemli kök neden bulunduğunu belirten Ömer Aras, birinci kök nedenin ‘askeri güç ile üretim gücünün artık aynı yerde olmaması, ayrışması’ olduğunu söyledi. Üretimde Çin’in üstünlüğüne vurgu yapan Aras, ABD’nin hâlâ dünyanın en büyük askeri gücü olduğunu, Çin’in de askeri gücünü arttırdığını belirtti. Aras, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Dolar hâlâ rezerv para, küresel rezervlerin yüzde 58’i dolarda. New York Borsası hâlâ küresel hisse senedi piyasasının yüzde 44’ünü taşıyor. Özetle, bugün dünyanın üretim merkezi ile askeri ve finansal merkezi artık aynı yerde değil. Modern tarihte çok alışık olmadığımız bir tabloyla karşı karşıyayız. Geçmişte sterlinin arkasında İngiliz sanayisi vardı. 1940’lı yıllar sonrasında doların arkasında Amerikan fabrikaları vardı. Bugün ise üretim üstünlüğü Çin’de, finans ve askeri üstünlük hâlâ ABD’de. İşte bu ayrışma dünya ekonomisinin omurgasında büyük bir fay hattı oluşturuyor. Tayvan’daki gerilim, çip savaşları, kritik mineraller üzerindeki mücadeleler, ticaret savaşları. Bunların hepsi aynı büyük fay hattının farklı yansımalarıdır. ABD ekonomik gücünü geri kazanmak isterken Çin de askeri gücünü artırıyor.”
“Artık yalnızca ekonomik belirsizliklerle karşı karşıya değiliz. Aynı anda jeopolitik, teknolojik ve enerji kaynaklı büyük dönüşümlerin, ticaret ve sanayi politikalarındaki yeniden yapılanmalarla iç içe geçtiği bir çağın içerisindeyiz” diyen TÜSİAD YİK Başkanı Aras, birkaç hafta içinde bütün varsayımların değiştiğini anımsattı: “28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava harekâtı, ardından 2 Mart’ta Hürmüz Boğazı’nın resmen kapanmasıyla birlikte petrol fiyatları hızla yükselmişti. Aras “Enerji maliyetleri sıçradı. Tedarik zincirleri bozuldu. Navlun ve sigorta maliyetleri arttı.” dedi.
YENİ ENERJİ ÇİN’E ÇOK AYRI BİR GÜÇ VERİYOR
Aras, askeri güç ile üretim gücünün ayrışmasıyla birlikte yaşanan belirsizliklerin arkasındaki ikinci büyük kök nedeninin ‘enerji dönüşümü’ olduğunu söyledi. Aras, bu noktada da Çin’in gücüne vurgu yaptı: “Yeni enerji düzeninin teknolojik altyapısını ağırlıklı olarak Çin üretiyor. Bu da Çin’e çok ayrı bir güç veriyor. OPEC, Rusya, Körfez ülkeleri ve ABD eski enerji düzenini korumaya çalışırken, enerji ithalatçısı ülkeler ise daha ucuz, daha güvenli ve yerli enerji arıyor. Bu iki eğilim arasında sıkışan dünyada piyasalar sakinleşmiyor.”
Ömer Aras, belirsizliğin üçüncü büyük kök nedeninin ise teknolojik dönüşüm olduğunu belirtti. Özellikle robotlar ve yapay zekâ alanındaki gelişmeler hem şirketlerin üretim biçimlerini, iş modellerini, hem devletlerin stratejilerini ve küresel rekabeti yeniden şekillendiriyordu. Teknolojik rekabetin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir mücadeleye dönüştüğüne işaret eden Aras şöyle sürdürdü: “ABD kendi teknolojik üstünlüğünü korumaya çalışıyor. Çin kendi kapasitesini hızla inşa ediyor. Avrupa Birliği de dijital egemenliğini oluşturma gayretinde. Bu nedenle teknoloji alanındaki rekabet de kolay kolay sakinleşmeyecek. Özetle bugün aynı anda üç büyük harita yeniden çiziliyor: Üretim haritası değişiyor. Enerji haritası değişiyor. Teknoloji haritası değişiyor. Yaşadığımız çatışmalar ve belirsizlikler bu yüzden geçici değil.”
GÜCÜMÜZ, ÜRETİM KABİLİYETİMİZ
“Peki Türkiye bu dönemde ne yapmalı?” sorusunu soran Aras, Türkiye’nin üretim gücüne vurgu yaptı: “Önümüzde büyük fırsatlar var. Çünkü ülkemizin önemli avantajları var. Birincisi coğrafi konumumuz. Avrupa Birliği’nin yanında, Asya’nın eşiğinde, enerji yollarının, ticaret koridorlarının ve üretim ağlarının kesişim noktasındayız.
“İkincisi üretim kabiliyetimiz. Türkiye yalnızca tüketen bir ekonomi değildir. Sanayi ve hizmet üretim kapasitesi olan bir ülkedir. Üçüncüsü ekonomik çeşitliliğimiz. Tarımımız var. Sanayimiz var. Turizmimiz var. Sağlık altyapımız var. Lojistik gücümüz var. Savunma sanayisinde önemli bir kapasitemiz var. Bu çeşitlilik Türkiye’ye dayanıklılık kazandırabilecek önemli bir avantajdır.”
ORTAK BİR YÖN DUYGUSUNA İHTİYAÇ VAR
Aras’ın üzerinde durduğu bir başka konu ‘ortak bir ekonomik yön duygusuna olan ihtiyaç’tı. Türkiye’nin ekonomik dayanıklılık yaratan özelliğinin sektör çeşitliliği olduğunu belirten Aras, şöyle dedi: “Önemli olan, rekabet avantajı olan alanlara odaklanabilmektir. Hangi sektörlerde derinleşeceğiz? Hangi teknolojilerde kapasite geliştireceğiz? Hangi bölgemiz hangi üretim alanında uzmanlaşacak? Hangi lojistik koridorlara entegre olacağız? Bunları uzun vadeli bir perspektifle düşünmek zorundayız.”
Bununla birlikte Aras, ekonomik çeşitliliğin, bağlantılı olmayan kapasite adacıkları hâlinde kalmaya devam ederse, gerçek potansiyelini ortaya koyamayacağını vurguladı.
AB VE NATO TOPLANTISI
Ortak yön duygusunun uluslararası ekonomik boyutunun da önemli olduğunu belirten Aras, “Bu çerçevede ekonomik açıdan en önemli stratejik hedeflerimizden biri Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi olmalıdır.” görüşünü savundu. Aras, “Çünkü Türkiye’nin geleceği AB üretim mimarisinin dışında değil, içinde yer almalıdır.” dedi.
Aras, dünya yeni bir güvenlik zemini arar, askeri dengeler değişir, ittifak yapıları yeniden tartışılırken Türkiye’nin temmuz ayında NATO Zirvesi’ne, kasım ayında ise COP 31 İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağını anımsattı. Türkiye’nin böyle bir dönemde NATO’nun yalnızca askeri değil, ekonomik, jeopolitik ve stratejik olarak da en önemli ülkelerinden biri olduğunu savunan Aras, “Türkiye’nin bu yeni denklemde üstleneceği rol, NATO’nun dönüşümü ve transatlantik güvenlik mimarisinin şekillenmesi açısından kritik önem taşıyor.” dedi.