Ana içeriğe geç

Saha dışı futbolu yuttu

Prof. Dr. Mehmet Toplu yazdı... A Milli Takım'ın 2026 Dünya Kupası'na erken vedası şanssızlık mı yenilgi mi? Ders mi hayal kırıklığı mı?

Saha dışı futbolu yuttu
Aydınlık
16

Türkiye, tam 24 yıllık uzun ve sancılı bir özlemin ardından nihayet Dünya Kupası sahnesine geri dönmüştü. Üstelik bu kez turnuva, tarihte ilk kez 48 takımla oynanıyor ve kapılarını her zamankinden daha geniş açıyordu. Kura çekildiğinde yükselen iyimserlik seslerini hatırlayalım; kağıt üstünde turnuvanın en zayıf, en geçilebilir gruplarından birindeydik. Ancak sonuç tam bir hüsran oldu: A Milli Takım, daha grup maçları bile tamamlanmadan bavullarını topladı ve turnuvaya veda etti.

Saha dışı futbolu yuttu - Resim : 1
Şimdi aynaya bakma ve sorma zamanı: Bu bir tesadüf mü, yoksa rakiplerin ezici gücü karşısında alınan trajik bir mağlubiyet mi?

Hayır. Gerçek, sahanın çizgilerinin çok ötesinde bir yerde duruyor. Bu erken veda, Türk futbolunun yıllardır içine hapsolduğu yapısal açmazın, saha dışı güçlerin yeşil sahayı işgal edişinin kaçınılmaz bir vesikasıdır.
Hatırlayalım; Türkiye’nin dünya üçüncüsü olduğu 2002 yılı öncesinde, Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı o altın çağda futbol sadece sahada oynanıyordu. Hakemlerin, federasyonun ya da politik figürlerin değil; taktiğin, yeteneğin ve dökülen alın terinin konuşulduğu bir iklim vardı. O dönemki başarılar tesadüf değildi, çünkü oyun kendi doğal kurallarına bırakılmıştı.

Saha dışı futbolu yuttu - Resim : 2
Bugün ise karşımızda tamamen şaibelere, tartışmalara ve liyakatsizliğe batmış bir Süper Lig var. Her hafta sonu milyonlarca insan ekran başına geçiyor, ancak maç bitiminde konuşulan tek bir estetik çalım, zekice bir gol olmuyor. Varsa yoksa hakem kararları, gizli ajandalar ve "bize karşı kurulan komplolar"... Türk hakemliğinin geldiği nokta ortada: Bu devasa Dünya Kupası’nda bir tek Türk hakeminin bile görev almaması, yerel ligimizdeki adaletsizliğin ve kalitesizliğin uluslararası düzeyde tescillenmesinden başka bir şey değildir. Kendi evinde adaleti dağıtamayan bir mekanizmanın, dünya sahnesinde yeri olamazdı ve olmadı da.

Futbolu sahada değil, masa başında oynamaya alışan bir sistem, Avrupa kupalarında peş peşe gelen başarısızlıkların ardından nihayet Milli Takım’ı da enjekte etti. Saha dışı unsurların oyunu nasıl çürüttüğünü anlamak için uzağa gitmeye gerek yok; voleybolda ve basketbolda elde ettiğimiz dünya çapındaki başarılara bakmak yeterli. Ne zaman ki bir spor dalı politik çekişmelerden, ideolojik propaganda araçlarından ve saha dışı müdahalelerden uzak kalıyor, işte o zaman başarı kendiliğinden geliyor. Futbolumuz ise ne yazık ki uzun süredir bir spor branşı olmaktan çıkmış, muktedirlerin ve ideolojilerin güç devşirme alanına dönüşmüştür. Kafalar oyun dışı unsurlarla meşgulken, ayakların doğru pası vermesi imkansızdır.

Bu çürüme sadece spor yönetimiyle de sınırlı değil; ülkenin sosyo-ekonomik ve eğitsel gerçekleriyle de doğrudan göbek bağına sahip. Dünyanın en büyük 18. ekonomisi olmakla övünen Türkiye, ne yazık ki eğitimde, özgürlüklerde ve insanı temel alan endekslerde dünya ortalamasının gerisinde kalıyor. İnsana yatırım yapmayan, liyakati dışlayan bu sistemin bir diğer çarpıcı itirafı da Milli Takım kadromuzda gizli. Bugün ay-yıldızlı formayı giyen oyuncuların neredeyse yarısı, yurt dışında doğup büyümüş, Avrupa’nın altyapı tezgahlarından geçmiş göçmen çocukları. Kendi topraklarımızda "adam yetiştiremediğimizin", yeteneği keşfedip işleyemediğimizin bundan daha net bir kanıtı olabilir mi? Avrupa’daki düzenli ve adil sistem olmasa, sahaya sürecek bir kadro kurmakta bile zorlanacak durumdayız.

Saha dışı futbolu yuttu - Resim : 3
Kısacası, 2026’daki bu erken veda bir futbol şanssızlığı değildir. Saha dışı dinamiklerin, saha içinin önüne geçtiği; adaletin yerini gücün aldığı bir ekosistemin doğal çıktısıdır. Oyunu kendi kurallarına bırakmadığımız, futbolun içindeki o karanlık elleri temizlemediğimiz sürece, bu topraklarda kalıcı bir başarı hikayesi yazmak hayalden ibarettir. Ne bugün ne de yarın...

Kaynağa Git

İlgili Haberler