Özlem Yalım
Fast Company, Şubat 2025'te mimarlar için beklenmedik ölçüde iyi bir dönem yaşandığından söz etti. Gensler'ın veri merkezi işi 2023'e kıyasla 2024’te yüzde 87 ve 2025 sonunda yüzde 40 daha büyümüş. Diğer bir dev mimarlık şirketi Corgan ise açıkladığına göre 2024’te 135 milyon dolar gelir elde etmiş.
Çağın önemli yapıları olan veri merkezleri 10 yıl önce kent dışı sanayi bölgelerinde, görünmez köşelerdeydi ve mimarinin pek bir önemi de yoktu. Şimdi ise kentsel alanlara, insanların her gün gördüğü mekânlara taşındılar. Toplum itiraz etmeye başlayınca bu kez mimarlar devreye girdi. Çünkü estetik açıdan kabul edilebilir bir yapıya izin almak çok daha kolay. ArchDaily bu dönüşümü Ağustos 2025'te belgeledi: Japon mimar Kengo Kuma doğal ahşap yapı sistemlerini veri merkezlerine taşırken Hollandalı Benthem Crouwel Architects, Amsterdam'daki AMS-IX veri merkezini kentsel dokuya o kadar ustaca ördü ki binanın dışarıdan ne olduğunu anlamak mümkün değil.
Veri merkezi yapılarının tasarımında öne çıkan modülerlik, kentsel bütünleşme ve düşük karbon ayak izi gibi kavramlar bu tipolojinin yeni dili haline geldi.
Küresel ölçekte mimari ve tasarım dünyasını ele Dezeen isimli yayın, geçtiğimiz ay Gensler'ın Utah çölünde tasarladığı altmış binalık Stratos Hyperscale kampüsüne değindi. 40 bin dönüm alan, altı kümeye yayılmış binalar, üç bin dönümlük güneş enerjisi sahası bu projenin bazı ipuçları. Proje sahibi O'Leary Digital CEO'su, Dezeen'e sektörün standart gri kutu estetiğinden bilinçli olarak koptuklarını söylüyor. Gensler aynı ay Phoenix'te Corten çeliğiyle kaplı Thistle veri merkezini tanıttı. Corgan'ın sektör lideri Gabe Clark bu yeni mimari için şöyle diyor: "Eskiden 1 megawatt binalar tasarlıyorduk, şimdi 1 gigawatt kampüsler çiziyoruz!"
ENERJİ TÜKETİMİ
Küresel veri merkezleri 2025'te 460 terawatt saat elektrik tüketti. Bu miktar söz gelimi Fransa'nın yıllık tüketimi kadar. Araştırmalara göre yapay zekâ iki yıl içinde Japonya kadar enerji kullanıyor olacak, 2030'da ise bu rakam Hindistan seviyesine ulaşacak. Yalnızca 2025'te veri merkezi altyapısına 450 milyar dolar harcandı, 2026 projeksiyonu ise 680 milyar dolar olarak öngörülüyor.
Peki bu enerji nereden, bu su nereden?
Bu soru sorulduğunda gözlerimizi İskandinav ülkelerine çeviriyoruz. Norveç enerjisinin yüzde 95’ini hidroelektrikten karşılıyor, OpenAI'nin Stargate Norveç projesi 100 bin GPU'yu yüzde yüz yenilenebilir elektrikle çalıştıracak. Finlandiya 2023 ve 2024'te 1400 megawatt yeni kapasite ekledi, İsveç ise güç maliyeti desteği için 756 milyon kron ayırdı. Kuzey ülkeleri, doğal olarak soğuk iklimlerinin avantajının yanında ucuz yenilenebilir enerjileri ve siyasi istikrarları ile kendilerini veri merkezlerinin adresi olarak konumluyor.
ABD’de ise Trump yönetimi Temmuz 2025'te veri merkezi izinlerini hızlandıran bir karar yayımladı: Buna göre 100 megawatt üzeri ya da 500 milyon dolar üzeri projeler federal kolaylıklardan yararlanabiliyor. Mart 2026'da yedi büyük yapay zekâ şirketi enerji maliyetlerini halka yansıtmayacaklarını taahhüt etti. Öte yandan tüm eyaletlerde yeni projelere kısıtlamalar getiriliyor. Geçtiğimiz yıl aktivisterin ve toplumun baskısıyla 98 milyar dolarlık proje iptal edilmiş veya ertelenmiş.
Bu baskılar kaçınılmaz. Örneğin Teksas’taki veri merkezleri yalnızca 2025'te 185 milyar litre su tüketmiş. Google 2024'te 23 milyar litre kullanmış, Microsoft'un su tüketimi 2022-2024 arasında yüzde 34 büyümüş. Veri merkezleri dünyanın suyunu tüketiyor, hem de büyük bir hızla! Biz musluğumuzdan akan damlaları sayıyoruz ama yapay zekâya sorduğumuz her soruda, kovalarca su tükettiğimizi düşünmüyoruz.
TASARIMIN KARŞISINDAKİ SORUN
Harvard Tasarım Dergisi'nin geçen ayki sayısında Şili'de Santiago varoşlarındaki sulak alanları tüketen Google veri merkezini yerinde belgeleyen mimar Marina Otero Verzier şöyle diyor: "Bulut, ağırlıksız değil. Gezegenin iklimini yeniden biçimlendiren devasa bir termopolitik altyapı."
Peki bu yapıların geleceği ne?
Bu binalar artık sıkıcı tasarlanmıyor. Örneğin kengo Kuma imzası ile ilk kez ahşap strüktüre kavuşan bu tasarımlarda, cephe mimarisinin öne çıktığını görebiliyoruz. Modülerlik gibi fonksiyonel yaklaşımlar da epey gelişti. Ancak yapıların hacmi ve tüketimin artan ihtiyacına yönelik çok verimli çözümler henüz sunulamıyor gibi.
2026 itibarıyla belki iki eğilimden söz etmem mümkün. Biri teknik: Yoğunluğu artan GPU'lar artık hava soğutmasıyla yönetilemiyor, doğrudan çip soğutma ve daldırma tankları artık standart hale geliyor. Diğeri ise politik bir durum: Otero'nun “hayalet mimari” olarak adlandırdığı model yeni çadırlara kurulan atıl depolara taşınan, üç dört yıl sonra e-atık bırakıp bir sonraki düşük vergili coğrafyaya göçen mödüler veri merkezleri tasarımı… Şirket maliyetinin yüzde 60’ının sunuculara, yüzde 25’inin enerjiye ayrıldığı bu yapılarda bina yalnızca yüzde 15’i oluşturuyor, dolayısıyla bu altyapıları geride bırakmak kolay gelecek işletmelere. Alın size devasa bir tasarım sorunu!
Ekranınıza her dokunduğunuzda bir yerlerde bir şeyler ısınıyor ve dünya kaynakları ile soğutuluyor ve bu işlem için gün geçtikçe daha çok alan, daha çok yapısal gereksinime oluşuyor. Artık mimarlar bu gelişimin önemli bir parçası konumunda.