Ana içeriğe geç

Kozmetiğin yeni hedefi kız çocukları!

Güzellik endüstrisinin hedef kitlesi artık yalnızca yetişkinler değil. Sosyal medya filtreleri, influencer kültürü ve kozmetik pazarlaması, çocuklara daha kırışıklıkları bile yokken “kusursuz görünme” baskısı yüklüyor.

Kozmetiğin yeni hedefi kız çocukları!
Cumhuriyet
16

Oldum olası makyajı sevemedim. Dizilerde çalışırken setim bittiğinde ilk işim yüzümdeki makyajı silmek olurdu. Çünkü çekim boyunca ve uzun set aralarında o yüzümdeki katman ağırlaştıkça ağırlaşırdı, adeta yüzümde tahtadan bir maskla dolaşıyor gibi hissetmeye başlardım. Cildimi bir tabakayla kapatmak, gözeneklerimi boyalarla doldurmak fikri klostrofobik bir hissiyat verirdi. Savaş boyalarımızı sürmek için fazla medeni değil miydik? Bu nedenle hiçbir zaman kozmetik tutkunu olmadım. Bir anda motive olup aldığım üç beş makyaj malzemesi ve kırışıklık karşıtı kremi de kenarda eskidi gitti. Belki biraz kırıştım ama aynaya baktığımda gördüğüm kişiyi seviyorum.

KUSURSUZ CİLT TAKINTISI

“Cosmeticorexia” takıntı seviyesinde kusursuz cilt arzusu taşımayı anlatan bir terim. Sosyal medya filtreleriyle ortaya çıkan bu “kusursuz cilt” dayatması ne yazık ki ilk olarak en savunmasız alandan vuruyor darbeyi: Mükemmel cildi olan çocuklara “yaşlanma karşıtı” içerikli serumlar tanıtılıyor. “Ya bir gün kırışırsan! Şimdiden önlemini al!” deniyor. Bu tarz içerikler üretmeye yönlendirilen çocukların yaşı 6-7 hem de! Küçücük bir kız çocuğu sabahın köründe kalkmış yüzüne kağıt maske yapıyor. Neymiş, “çocuklar için doğal içerikli ürünler”miş! İçerik üreticisi zavallı çocukların ebeveynleri de, kozmetik markaları yüklüce para kazanırken kız çocuklarına da zaten pürüzsüz olan ciltlerinin daha da “kusursuz” görünmesi gerektiği empoze ediyor. Sosyal medya algoritmaları da bu mesajı gün boyunca tekrar ediyor: Cildin daha parlak olabilir! Daha güzel olabilirsin. Daha kusursuz olabilirsin. Yani artık çocuklara oyuncak, çizgi film karakteri ya da şekerin yanı sıra bir “kusur” fikri de satılıyor.

Oysa çocukluk dediğin görünüşünün farkında bile olmamaktır! Bir çocuk ağaca tırmanırken alnındaki çizgileri düşünmez. Parkta koşarken cildinin yeterince parlak olup olmadığını sorgulamaz, sorgulamamalı. Fakat bugün kız çocuklarına daha ergenliğe bile girmeden aynaya bir tüketici gözüyle bakmaları aşılanıyor. Kozmetik pazarı artık o kadar aç ki orta yaşlı kadınlar yetmedi, genç kadınlar yetmedi, ergenlikteki kızlar yetmedi, 8-9 yaşındaki kız çocuklarına kadar pençelerini attı. Daha da! Hep daha da… Dört yaşındaki oğlumun kreşten arkadaşı okulda ruj markası öneriyormuş yahu!

Geçmişte güzellik endüstrisi daha çok yetişkin kadınları hedefliyordu. Yaşlanmanın bir sorun olduğu anlatılıyor, ardından bu sorunun çözümü satılıyordu. Şimdi ise aynı mantık çok daha küçük yaşlara taşınıyor. Henüz ortada bir sorun yokken bir korku (Ya kırışırsam!) ve sorun (Ya beni beğenmezlerse!) yaratılıyor. Son yıllarda 8-14 yaş arasındaki çocuklarda cilt tahrişi ve alerjik reaksiyon vakalarında artış gözlemlenmesi de mevzunun bir diğer çıktısı. Dermatologlar, küçük yaştaki çocukların sahip olmaya çalıştığı cam cilt görünümüne zaten doğal olarak sahip olduklarını söylüyor. Yani sektör, çocuklara eksik oldukları bir şeyi değil, zaten sahip oldukları bir şeyi vaat ediyor. Buna karşın milyarlarca dolarlık bir pazar büyümeye devam ediyor.

ELLIE-MAY ÖRNEĞİ

Daha da önemlisi, çocuklar artık sadece tüketici değil, reklam aracı hâline de geliyor. Binlerce takipçiye sahip küçük influencerlar, yaşıtlarına ürün tanıtıyor. Sekiz yaşından beri cilt bakım ürünleri kullanıp bunların reklamını yapan Ellie-May bu örneklerden biri. TikTok hesabında 340 binden fazla takipçisi olan Ellie-May şimdi 13 yaşında ve pandemi sırasında biraz eğlence olarak başlayan şey artık ailesinin ana gelir kaynağı haline gelmiş durumda. TikTok hesabım olmamasına karşın meraktan girip baktım. Profilindeki “Ebeveynler Tarafından Yönetiliyor” ibaresi durumu daha da rahatsız edici hale getiriyor. Öyle ki Ellie-May’in annesi Sophie, çeşitli platformlarda içerik paylaşarak yılda 50 bin sterlinden fazla kazandıklarını açıklamış. Reklam ile oyun, arkadaş tavsiyesi ile pazarlama arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Bir çocuğun başka bir çocuğa ürün satması, yetişkinlerin yaptığı reklamlardan çok daha etkili. Çünkü güven duygusu devreye giriyor. “O kullanıyorsa ben de kullanmalıyım” düşüncesi kolayca yayılıyor.

Biz, hâlâ kadınları bir pazar olarak görülmesinin, kadınların sürekli alışverişe yönlendirilmelerinin sonucunu acı bir şekilde yaşarken ve bataklıkta kıvranır gibi bu “tüketici olma” çamurundan çıkmaya çabalarken bir de yanımıza kız çocuklarını atıyorlar. Eğer bir çocuk henüz sekiz yaşındayken yüzünün hatalarını görüyor ve onu düzeltmesi gerektiğini düşünüyorsa, çocukluk denen şeyi kaybediyoruz demektir. Hiçbir kırışıklık karşıtı serum da bunu geri getiremez.

Kaynağa Git

İlgili Haberler