Ardahan valisinin “hiç vali tayt giyer mi?” krizi ile görevden alınması, aslında son derece zihin açıcı oldu benim açımdan. Doğrusu ya, hep birlikte milletvekillerinin temsil ettikleri illerin nasıl zenginleşebileceği konusunda pek bir fikir sahibi olmadıklarını görmüş olduk.

Diyeceksiniz ki, bir tek milletvekillerinin mi? Doğrusu, memleketin hastanesi nasılsa postanesi de öyle olur. Yıllardır mesela doğu illerimiz için kalkınma stratejisi diye pek fazla düşünmeden tekstil fabrikası filan kurduk sağa sola. Olmadı.
Ama öyle anlaşılıyor ki, kimse yapılan hatalardan belirgin bir ders çıkarmamış hala. Ortada bir tıkanıklık var. Ankara’daki tıkanıklık, siyasetteki tıkanıklık, illerin kalkınma yolunu da tıkıyor, bana sorarsanız.
Her çiçeğin bir mevsimi, her işin bir usulü vardır
Halbuki nedir? Her ilin imkanlar seti ve sıçrama kabiliyeti, ötekinden farklı olabilir. Bir ilde işe yarayan bir çözüm, ötekinde yaraya merhem olmayabilir. Her ili ayrı ayrı düşünmek gerekir. Bu çerçevede, görevden alınan Ardahan valisi Çiçekli’nin Ardahan Bisiklet Festivaline etkin katılımı, Ardahan için son derece doğrudur.
Bakın alttaki grafik, 2009 yılında illerimizi sahip oldukları imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetlerine göre kümelere ayırıyor. Buradan illeri dört ayrı gruba ayırabilmek mümkün aslında. Kolaylık olsun diye dört elbette. Yoksa daha da ayrıntılı bakmak mümkün.
Sağ üst grupta imkanlar seti geniş ve sıçrama potansiyeli yüksek iller var. Bu tür illerin süratle zenginleşebilmesi için, memlekette üretilen tüm ürünlere doğru sıçrayabilecek yarışma ortamını sağlayacak doğru politikalara ihtiyaç var. Şirketler, ortam sağlandığında üzerlerine düşeni yaparlar diye düşünmek mümkün.
Sağ alt grupta kalan iller ise memlekette üretilebilen tüm ürünleri üretebilme kabiliyetine zaten sahipler. Bundan sonra daha fazla zenginleşebilmeleri ve sıçrayabilmeleri için yeniliklere, inovasyona ihtiyaçları var. Nedir? Şu anda üretilmeyen ürünleri keşfedip üretecekler, bir nevi.
Tasnifte sol üst grupta yer alan illerin ise imkan seti sınırlı. Bu sınırlı imkan seti ile bazı yakın sektörlere sıçrayabilme kabiliyetine sahip olabilir bu iller. Bu sınırlılığın farkında olan birilerinin buradaki işletmelere yakın sektörler ve ürünler konusunda yol göstermesi gerekebilir elbette.
Sol alt grupta yer alan iller ise zenginleşebilmek için stratejik tercihe ihtiyaç duyan iller. Ne demek? Kabiliyet havuzu, imkanları sınırlı olan bu illerde, bugüne kadar olmayan, hiç denenmemiş bir yeni işe yoğun kamu destekleriyle birlikte odaklanmak lazım.
Şimdi bu tasnifte, her grup için kamuya bir vazife düşüyor. Ama kamuya en çok vazife, ne iş yapılacağını belirlemek ve o tercihe uygun kamu destekleri setini tasarlamak dahil, sol alt kümede düşüyor, bana sorarsanız. Diğer kümelerde farklı derecelerde kolaylaştırıcı bir işlev üstlenen kamu, sol alt grupta belirleyici ve seçici bir konumda. İmkanlar setinin hali pür melali kamuyu daha aktif bir role zorluyor.
Böyle bakarsanız Türkiye’de özellikle İstanbul, artık memlekette üretilen tüm malları üretebilecek imkanlara sahip; zenginleşmek için inovasyon ve yeni teknolojilere ihtiyacı var. Türkiye’nin ürün gamını genişleten bir tür lokomotif.
Ama bugün sol alt kümeye bakalım. Kars, Ardahan, Ağrı, Iğdır hep burada. Böyle bakarsanız Kars’ın Ardahan’dan pek bir farkı yok. Her iki ilin zenginleşmesi için de bir stratejik tercihe ihtiyaç var doğrusu.
Son on beş yılda illerimizin imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetlerinde belirgin bir değişiklik olmuyor.
Bakın bu ikinci grafik, illerimizi imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetleri açısından bu kez 2023 yılında kümelere ayırıyor. Ne görüyoruz? İllerimizin imkanlar setinde ve sıçrama kabiliyetlerinde 2009’dan 2023’e, son on beş yılda belirgin bir değişiklik yok. Bunu son yirmi yıl için yapsanız da durum aynı. Türkiye’de son yirmi yılda illerin kabiliyetlerinde belirgin bir değişiklik olmuyor. Zenginleşme sürecinde eski halden yeni hale belirgin bir biçimde yönelen bir ilimiz bulunmuyor. Siyasetteki tıkanıklık, illerimizin gelişme potansiyelini de tıkamış gibi duruyor, bir nevi.
Sol alt küme için baktığınızda durum nedir? Bu illerimizin zenginleşebilmesi için bir stratejik tercih gerekiyor. Ben o stratejik tercihin doğrusu turizm olduğunu düşünüyorum.
Bu illerde yaşayanların turizm için tarıma ve hayvancılığa, turizm sanayisine odaklanmalarında fayda var. Özellikle Ermenistan-Türkiye arasındaki sınır kapılarının işler hale gelmesiyle birlikte, Ermenistan’a gelen Amerikalı ve Batı Avrupalı turistlerin hem kültürel turizm hem de eko-turizm için Türkiye’ye doğrudan getirilebilmesi imkan dahiline girecek.
Terörden önce, Türkiye'nin hem içinden hem de dışından yoğun bir doğu turizmi hareketi vardı; bilenler bunu hâlâ hatırlar. Bu alanda uzmanlaşmış tur operatörleri hem içeride hem de dışarıda faaliyet gösteriyordu. Ardından can güvenliğine ilişkin endişeler bu turizm kolunu adeta kuruttu. Şimdi ise Doğu turizmini yeniden canlandırmanın tam zamanı.
Mevcut tesis inşaatına dayalı turizm stratejisi ile satıh turizmi olmaz
Ama burada kamunun birden çok konuda harekete geçmesi gerekiyor. Bunlardan biri, Ermenistan sınırının açılması elbette. Turistleri sınırdan yürüyerek geçirmek, bu amaçla, eski köprüyü onarmak hep düşünülmesi gereken noktalar.
Sınırın açılması ile ilgili hazırlık bir yandan sürerken öte yandan her iki ülkede Doğu turizmine odaklanacak seyahat acenteleri ile turizm operatörlerini birbirlerine tanıtmak, iş birliğini kolaylaştırmak gerekiyor.
Üçüncüsü, doğu illerinde kültürel ve ekoturizme destek olacak yeni bir turizm stratejisini tasarlamak gerekiyor. İnşaat desteklerine dayalı mevcut turizm teşvik sistemini süratle elden geçirmek, KOBİ’lere ve onların üreteceği hizmetlere dayalı yeni bir turizm stratejisi tasarlamak gerekiyor.
Dün, Antalya için tasarlanan turizm stratejisi tesis odaklıydı. Artık tesis değil, satıh odaklı yeni bir turizm stratejisi lazım bize. O satıh ise bütün bir Doğu Anadolu. Turistler gelecek, dolaşacak, birkaç günlük turlara katılacak ve bölgeyi deneyimleyecekler.
Tesis inşaatına odaklı bir turizm stratejisinden, turistin bütün bölgeyi karış karış gezmesini sağlayacak bir satıh turizmi stratejisine geçme zamanı geldi.
Çok işimiz var çok.
Ama Ankara’da heyecan yok. Neden acaba?