Ana içeriğe geç

Gölgeden çıkan ejderha; Çin sessizliğini bozuyor

Gölgeden çıkan ejderha; Çin sessizliğini bozuyor
Ekonomim.com
16

Avrupa’nın Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla baskı altına alma stratejisine karşı Çin’in ihracat kontrolleriyle cevap vermesi, Ukrayna savaşının ekonomik cephesinde yeni ve daha sert bir dönemin başladığına işaret ediyor.

Gölgeden çıkan ejderha; Çin sessizliğini bozuyor - Resim : 1

İran savaşı uzadıkça Çin sessizliğini bozuyor; Pekin artık sadece izlemiyor, oyunun kurallarını da değiştirmeye yönelik hamleler de yapıyor.

İran savaşı başladığında uluslararası kamuoyunun dikkati İsrail ve ABD üzerindeydi. Çin ise savaşın ilk haftaları boyunca alışılmış stratejisini izledi; düşük profilli açıklamalar yaptı, doğrudan askeri söylemlerden kaçındı ve ekonomik ilişkilerini ön plana çıkaran dikkatli bir diplomasi yürüttü.

Ancak son günlerde yaşanan gelişmeler, bu sessizliğin sona erdiğini gösteriyor. Birbiriyle ilk bakışta ilgisiz görünen birçok gelişme aslında aynı büyük resmin parçaları haline gelmeye başladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e İran konusunda açık tehditte bulunması, Pekin’in buna alışılmadık sertlikte cevap vermesi, Avrupa savunma sanayisini hedef alan Çin yaptırımları, Tayvan üzerinden Washington’a verilen mesajlar, Hürmüz Boğazı etrafındaki enerji mücadelesi ve Pekin’in aldığı önlemler hep birlikte okunmalı;

Çin artık yalnızca ekonomik bir güç olarak değil, jeopolitik bir aktör olarak da sahaya çıkıyor. Üstelik bunu doğrudan ABD’nin en hassas cephesinde, Ortadoğu üzerinden yapıyor.

Trump ilk kez Çin’i doğrudan hedef aldı

Nitekim ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları, Washington’un Çin’i artık İran dosyasının dışında tutmadığını gösteriyor. Trump’ın, “Çin İran’a silah sağlamayı bırakmalı” uyarısını diplomatik bir çağrıdan çok stratejik bir uyarı olarak yorumlamak mümkün. Trump’ın bu açıklamasındaki “Bin füze hazır bekliyor. Füzeler bayrak kontrolü yapmaz” cümlesi de kritik önemde. ABD Başkanı’nın bu açıklamayla sadece Pekin’i değil, Çin üzerinden İran’a destek vermeyi düşünebilecek tüm aktörleri uyardığı son derece açık.

Trump’ın bu açıklamasını yeni bir eşiğin ilanı olarak görmek yanlış olmaz; Washington, İran’a yapılacak dolaylı askeri desteği artık bölgesel bir mesele değil, doğrudan Amerikan güvenliğine yönelik bir meydan okuma olarak değerlendireceğinin sinyalini verdi.

Pekin yönetimi geri atmadı

Ancak bu kez Pekin’den çok değişik bir ses geldi. Çin yönetimi Trump’ın uyarıları üzerine geri adım atmak yerine söylemini sertleştirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı Trump’ın suçlamalarına karşılık “Biz İran’ın yanında değiliz, ticaret yapıyoruz” yanıtını verdi. Ancak Pekin bu yanıtla da yetinmedi. Trump’ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in kendisine “İran’a silah satılmayacağı” yönünde güvence verdiği iddiası da doğrudan reddedildi. Pekin bunun yerine İran’ın “egemenliğini, güvenliğini ve ulusal onurunu” desteklediğini ilan etti.

Çin diplomasisi uzun yıllardır sert ifadeler kullanmaktan özellikle kaçınan bir geleneğe sahip. Bu nedenle kullanılan dilin tonu sıradan bir diplomatik açıklamanın çok ötesinde.

Hürmüz tartışması yeni cepheye dönüştü

Çin’deki söylem değişikliğinin bir başka örneği Hürmüz Boğazı konusunda yaşandı.

Trump’ın “Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmanın maliyeti günde iki milyar dolar” sözlerine karşılık da Çin Dışişleri Bakanlığı, boğazın savaş öncesinde açık olduğunu, bugünkü krizin ise ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarının sonucu olduğunu savunan bir açıklama yaptı. Böylece ilk kez dünyanın en büyük iki ekonomisi, yalnızca enerji güvenliği konusunda değil, uluslararası meşruiyet konusunda da birbirini açık şekilde suçlama yönüne girdi.

Bu tartışma özellikle Küresel Güney ülkeleri açısından önem taşıyor. Washington kendisini “küresel deniz ticaretini koruyan güç” olarak yansıtmaya çalışırken, Pekin tam tersine ABD’yi küresel enerji krizinin mimarı olarak gösterme yoluna girmiş duruyor.

Çin’in sessiz hazırlığı

Savaşın en dikkat çekici boyutlarından biri de küresel enerji piyasasında yaşanıyor.

Çin, İran savaşının ilk aylarında petrol ithalatını yaklaşık yarıya indirdi. Bu durum Çin’in ekonomik yavaşlaması olarak yorumlandı.

Ancak daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Pekin, yıllardır oluşturduğu stratejik petrol rezervlerini kullanarak ithalatını önemli ölçüde azalttı. Böylece hem fiyat şoklarından korunmaya çalıştı hem de küresel piyasadaki talep baskısını sınırladı. Şimdilerde ise Çin yeniden petrol ithalatını artırmaya başladı.

Bu durum, Pekin’in rezervlerini kontrollü biçimde kullandığını ve savaşın uzamasına hazırlıklı olduğunu düşündürüyor. Başka bir ifadeyle Çin, enerji savaşına aylar öncesinden hazırlanmış görünüyor.

Washington’un hareket alanı daralıyor

ABD açısından ise tablo daha karmaşık. Son dönemde Amerikan stratejik petrol rezervlerinin hızla eridiğine ilişkin değerlendirmeler dikkat çekiyor.

Bazı ekonomistler, mevcut tüketim eğiliminin sürmesi halinde rezervlerin sonbaharda kritik seviyelere yaklaşabileceğini öne sürüyor. Nitekim Washington’un bir yandan sert askeri söylemler kullanırken, diğer yandan ateşkes ve yeni mutabakat arayışlarını gündemde tutmaya çalışmasını da rezerv erimesiyle açıklamak mümkün.

Üstelik enerji fiyatlarının yeniden sert yükselişe geçmesi yalnızca küresel ekonomiyi değil, doğrudan Amerikan iç siyasetini de etkileyecek. Ara seçimlere yaklaşan Trump yönetimi açısından petrol fiyatları en az savaş kadar stratejik bir konu haline gelmiş durumda.

İran’a giden gemiler ne taşıyor?

Tam bu tartışmalar sürerken dikkat çekici başka iddialar da gündeme geldi. Çin’den İran’a hareket eden bazı yük gemilerinin füze yakıtı üretiminde kullanılabilecek kimyasallar taşıdığı öne sürüldü. Bu iddialar henüz bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmış değil. Ancak zamanlaması son derece dikkat çekici. Washington’un Çin’e yönelik sert uyarıları ile bu sevkiyat haberlerinin aynı döneme denk gelmesi, iki ülke arasındaki gerilimin askeri boyuta taşınabileceği endişelerini de artırıyor.

Bu tür haberlerin dolaşıma girmesi bile psikolojik savaşın yeni aşamaya geçtiğini gösteriyor.

Avrupa’nın zayıf noktası

Rusya’ya yönelik yaptırımlarını genişleten Avrupa Birliği ile Çin arasındaki ekonomik ve stratejik gerilim de yeni bir aşamaya taşındı. Çin Ticaret Bakanlığı, aralarında Alman savunma devi Rheinmetall’in de bulunduğu 14 Avrupa şirketini ihracat kontrol listesine aldığını açıkladı. Karar derhal yürürlüğe girerken, söz konusu şirketlere çift kullanımlı (hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabilen) ürünlerin ve bazı kritik nadir toprak elementlerinin ihracatı durduruldu.

Pekin’in kararından Almanya’nın Rheinmetall şirketinin yanı sıra Çek savunma üreticisi Tatra Trucks, Polonyalı elektronik firması Vigo Photonics, İtalyan motor üreticisi Lafert ile Hollanda, Bulgaristan ve Litvanya’dan çeşitli şirketler etkilendi. Çin ayrıca bu ürünlerin üçüncü ülkeler üzerinden söz konusu şirketlere ulaştırılmasını da yasakladı. İstisnai durumlarda ise yalnızca özel devlet izniyle ihracata izin verilecek.

Bu adım, Avrupa Birliği’nin bir gün önce kabul ettiği 21. yaptırım paketine doğrudan karşılık niteliğinde. AB’nin söz konusu yaptırım paketinde Çin ana karası ve Hong Kong merkezli 14 şirket de yaptırım listesine alınmıştı. Çin Ticaret Bakanlığı, AB’nin kararını “kabul edilemez” ve “aşırı” olarak nitelendirdi.

Bu gelişme, Pekin’in Ukrayna savaşında Rusya’ya doğrudan askeri destek verdiği anlamına gelmese de, Çin’in elindeki sanayi ve tedarik zinciri gücünü Avrupa’nın savunma sektörüne karşı stratejik bir baskı aracı olarak kullanmaya hazır olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda savaşın artık yalnızca cephede değil, kritik hammaddeler, sanayi üretimi ve küresel tedarik zincirleri üzerinden de şekillendiğini ortaya koyuyor.

Avrupa’nın Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla baskı altına alma stratejisine karşı Çin’in ihracat kontrolleriyle cevap vermesi, Ukrayna savaşının ekonomik cephesinde yeni ve daha sert bir dönemin başladığına işaret ediyor. Bu süreci Pekin’in Moskova ile doğrudan askeri ittifak kurmasından ziyade, Rusya’ya karşı uygulanan Batı baskısını dengelemeye yönelik ekonomik ve endüstriyel araçlarını daha görünür biçimde devreye soktuğunu gösteren son örneklerden biri olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Tayvan dosyası da ısınıyor

Çin açısından Tayvan meselesi de artık yalnızca Asya-Pasifik dosyası olmaktan çıkıyor.

F-16 Block 70 savaş uçaklarının teslimatındaki gecikmeler nedeniyle Tayvan’ın ABD’den tazminat talep etmeye hazırlandığı yönündeki haberler Pekin tarafından dikkatle izleniyor.

Washington aynı anda Ukrayna’yı, İsrail’i ve Tayvan’ı destekleyecek üretim kapasitesine sahip değil. Çin’in Tayvan adası etrafındaki askeri hareketliliğini giderek arttırması, hemen her ay yeni tatbikatlara girişmesi de Tayvan dosyasının ısınmaya başladığına işaret ediyor.

Çin öne çıkmak için neden bu zamanı seçti?

Sadece son birkaç haftaki gelişmeler bile, Çin’in sessiz tavrını değiştirip, alanda ve söylemde daha etkili olmak yönünde harekete geçtiğini gösteriyor. Peki neden şimdi ?

Bu sorunun yanıtı Trump yönetiminin sürekli “cepheyi genişletmesinde” gizli olabilir.

Pekin ilk kez Washington’un aynı anda birkaç cephede zorlandığını düşünüyor; İran savaşı, Ukrayna’daki maliyetler, Tayvan baskısı, enerji krizi ve savunma sanayisindeki üretim sıkıntıları ABD’nin küresel kapasitesini test ediyor.

Çin ise doğrudan çatışmaya girmeden bu yıpranmayı hızlandırabilecek her alanda baskı kurmaya çalışıyor; Enerjide rezervlerini kullanıyor; Avrupa’nın savunma sanayisini nadir toprak elementleri üzerinden sıkıştırıyor; İran konusunda Washington’un söylemine meydan okuyor; Tayvan dosyasında Amerikan güvenilirliğini sorgulatıyor.

Ve bütün bunları tek bir “büyük stratejinin” parçaları olarak yürütüyor.

Türkiye’nin dikkatli olması gereken dönem

Çin’in Batı’ya karşı sessizliğini bozması ve hareketlenmesi, Türkiye açısından da dikkatle izlenmesi gereken yeni bir dönemin habercisi.

İran savaşı uzadıkça yalnızca enerji güvenliği değil, küresel tedarik zincirleri, savunma sanayisi ve ticaret koridorları da yeniden şekillenecek.

Bugün yaşananlar, yalnızca İran savaşıyla sınırlı bir kriz değil; Dünya, uzun yıllar boyunca ekonomik yükselişini sessizlik üzerine inşa eden Çin’in, ilk kez jeopolitik ağırlığını açık biçimde sahaya sürdüğü yeni bir döneme giriyor.

Ve görünen o ki, savaşın bundan sonraki aşamasında asıl belirleyici soru İran’ın ne yapacağı değil; Çin’in ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu olacak.

Kaynağa Git

İlgili Haberler