Ana içeriğe geç

Amerika’da üretimi yeniden büyütmek

Amerika’da üretimi yeniden büyütmek
Ekonomim.com
16

McKinsey’ye göre ABD atıl kapasiteyi kullanarak kısa vadede üretimini artırabilir. Ancak elektronik, yarı iletken ve ilaç gibi stratejik sektörlerde temel sorun kapasite kullanımı değil, üretim ölçeğinin iç talebi de karşılamaktan çok uzak olmasıdır.

Küresel ticaret düzeninin yeniden şekillendiği, jeopolitik risklerin arttığı ve teknoloji rekabetinin hızlandığı bir dönemde, üretim kapasitesi yeniden ekonomik gücün temel göstergelerinden biri haline geliyor. McKinsey Global Institute’un “Ramping Up Manufacturing in America?” raporu, ABD’nin sanayi tabanını yeniden büyütmesinin ne ölçüde mümkün olduğunu ve bunun hangi ekonomik gerçeklerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Son yarım yüzyılda ABD ekonomisi üretimden hizmetlere doğru evrilirken, küresel üretim merkezi de Asya’ya kaydı. Bugün ABD hâlâ dünyanın ikinci büyük üreticisi olsa da Çin’in imalat üretimi ABD’nin yaklaşık dört katına ulaşmış durumda. ABD’de imalat sanayinin GSYH içindeki payı 1970’lerde yüzde 21 seviyelerindeyken günümüzde bunun yarısından daha düşük bir seviyeye geriledi. İstihdam tarafında da benzer bir dönüşüm yaşandı; imalat sanayinin toplam istihdam içindeki payı yüzde 22’den yüzde 8’e düştü.

Bu dönüşüm yalnızca üretim kapasitesinin yer değiştirmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kritik teknolojilerden ilaç hammaddelerine kadar birçok stratejik alanda tedarik zincirlerinin küresel ölçekte yoğunlaşmasına yol açıyor. Bugün ABD yılda yaklaşık 3 trilyon dolar değerinde imalat ürünü ithal ediyor. Bu rakam ülke GSYH’sinin yaklaşık yüzde 10’una karşılık geliyor. Daha da dikkat çekici olan ise imalat kaynaklı dış ticaret açığının 1,2 trilyon dolara ulaşmış olması.

Ticaret açığının ötesinde: Stratejik bağımlılık sorunu

Raporun en önemli katkılarından biri, üretim bağımlılığını yalnızca ticaret dengesi üzerinden değil, üç farklı risk boyutu üzerinden değerlendirmesi. Bunlar: Ürünün kritik öneme sahip olması; tedarikin sınırlı sayıda ülkede yoğunlaşması ve tedarikçilerin jeopolitik açıdan uzak veya riskli bölgelerde bulunması olarak sıralanıyor.

Rapor bu üç faktörün birleştiği ürünleri “Achilles’ heel” yani “Aşil Topuğu” olarak tanımlıyor. ABD’nin yıllık imalat ithalatının yaklaşık yüzde 25’i bu risklerden en az ikisini taşıyor. Yaklaşık 140 milyar dolarlık ithalat ise üç risk unsurunu aynı anda barındırıyor.

Bu kategoriye giren ürünler arasında akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, yapay zekâ sunucuları, yarı iletkenler, nadir toprak mıknatısları ve kritik ilaç etken maddeleri bulunuyor. Dolayısıyla mesele artık yalnızca üretimin nerede daha ucuza yapıldığı değil; ekonomik dayanıklılık, ulusal güvenlik ve teknolojik bağımsızlık arasında kurulan yeni denge haline geliyor.

Üretimi geri getirmenin ölçeği ne kadar büyük?

Raporun en dikkat çekici metodolojik katkısı “ramp-up factor” adı verilen gösterge. Bu gösterge, ABD’nin bir üründeki tüm iç talebi ithalat olmaksızın karşılayabilmesi için mevcut üretim kapasitesini kaç kat büyütmesi gerektiğini ölçüyor. Veriler, sektörler arasında çok ciddi farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor.

Elektronik sektöründe ihtiyaç duyulan kapasite artışı ortalama 2,4 katın üzerindeyken, kimya ve makine sektörlerinde bu oran yaklaşık 1,5 ila 2 kat arasında değişiyor. Ulaştırma ekipmanları ile ahşap ve kâğıt gibi alanlarda ise mevcut kapasite talebi karşılamaya daha yakın bir noktada bulunuyor.

Bazı ürünlerde ihtiyaç çok daha çarpıcı boyutlara ulaşıyor. Yapay zekâ sunucularında mevcut kapasitenin 10 katın üzerinde büyütülmesi gerekiyor. Bazı ilaç etken maddelerinde ise ihtiyaç beş katı aşabiliyor. Veri merkezi ekipmanları ve ileri teknoloji elektroniklerinde de benzer ölçekte yatırım gereksinimleri söz konusu. Bu bulgular kritik bir gerçeğe işaret ediyor: ABD birçok stratejik ürünü üretmeyi tamamen bırakmış değil; ancak mevcut üretim ölçeği iç talebi karşılayabilecek düzeyden oldukça uzaklaşmış durumda. Başka bir ifadeyle, tartışma yalnızca fabrikaların yeniden açılmasıyla ilgili değil. Pek çok stratejik sektörde mesele, neredeyse yeni baştan bir üretim ekosistemi kurmayı gerektirecek kadar büyük bir kapasite açığıyla karşı karşıya olunması.

Mevcut kapasite ne kadar çözüm sunabilir?

Bununla birlikte raporun ortaya koyduğu ikinci önemli veri seti daha umut verici bir tablo çiziyor. ABD sanayisi bugün geçmiş on yılın en yüksek kapasite kullanım oranlarının yaklaşık dört puan altında çalışıyor. Özellikle otomotiv, havacılık, metal işleme ve bazı ara malı sektörlerinde önemli bir âtıl kapasite bulunuyor. Eğer mevcut tesisler geçmişte ulaşılan en yüksek kapasite kullanım seviyelerine dönebilirse yaklaşık 660 milyar dolarlık ek üretim potansiyeli ortaya çıkabilir. Bu rakam mevcut imalat dış ticaret açığının yaklaşık yüzde 40’ına karşılık geliyor.

Ancak burada kritik bir ayrım var. Bu ilave kapasitenin yaklaşık yüzde 60’ı ulaştırma ekipmanları, metal ürünleri ile ahşap ve kâğıt ürünleri gibi geleneksel sektörlerden kaynaklanıyor. Elektronik ve ileri teknoloji alanlarında ise boş kapasite oldukça sınırlı. Elektronik sektöründe mevcut kapasitenin tam kullanılması bile yalnızca 44 milyar dolarlık ek üretim yaratabiliyor. Bu rakam sektörün yaklaşık 900 milyar dolarlık yıllık ithalatının sadece yüzde 5’ine karşılık geliyor. Yani kısa vadede kapasite kullanımını artırmak mümkün olsa da stratejik bağımlılıkların merkezindeki sektörlerde temel sorun kapasite kullanımı değil, kapasitenin kendisi.

Bu durum iş dünyası açısından önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: kısa vadeli verimlilik kazanımları ile uzun vadeli stratejik dönüşüm birbirinden farklı konular. Birincisi mevcut tesislerin daha etkin kullanılmasını gerektirirken, ikincisi milyarlarca dolarlık yeni yatırım kararlarını zorunlu kılıyor.

Asıl mesele: Yeni bir sanayi ekosistemi inşa etmek

Rapora göre kritik bağımlılıkların önemli bölümünü ortadan kaldırmak için yalnızca fabrikaların daha fazla çalışması yeterli olmayacak. Yeni fabrikalar, enerji altyapısı, lojistik ağları, tedarikçi ekosistemleri ve nitelikli iş gücü gerekecek. Raporda bu dönüşümün yatırım maliyeti yaklaşık 2 trilyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu tutar ABD ekonomisinin yaklaşık yüzde 6’sına karşılık geliyor.

İlginç olan nokta ise finansmanın en büyük engel olarak görülmemesi. Asıl darboğazlar teknik yetenek ve iş gücü eksikliği, enerji arzı, izin süreçleri, tedarik zinciri koordinasyonu ve yeni yatırım alanlarının hazır hale getirilmesi olarak öne çıkıyor. Başka bir ifadeyle, sermaye gerekli ancak tek başına yeterli değil. Üretimin yeniden ülkeye dönmesi; eğitimden enerjiye, lojistikten regülasyona kadar uzanan geniş bir dönüşüm programı gerektiriyor.

İş dünyası için çıkarımlar

Bu çalışma yalnızca ABD sanayisine ilişkin bir değerlendirme değil. Aynı zamanda küresel üretim sisteminin hangi yöne evrildiğine dair güçlü sinyaller içeriyor. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı yalnızca düşük maliyetli üretimden gelmeyecek. Ülkeler ve şirketler verimlilik ile maliyet optimizasyonu, tedarik zinciri dayanıklılığı ve teknolojik egemenlik arasında yeni bir denge kurmak zorunda kalacak.

McKinsey’nin verileri, küreselleşmenin tamamen tersine dönmediğini; ancak kritik sektörlerde daha bölgesel, daha güvenli ve daha dayanıklı üretim modellerine doğru ilerlediğimizi gösteriyor. Özellikle yarı iletkenler, yapay zekâ altyapıları, kritik mineraller, savunma teknolojileri ve ilaçlar gibi alanlarda üretim kapasitesinin artık yalnızca ekonomik bir değişken olarak değil, stratejik bir varlık olarak değerlendirildiği görülüyor.

Bu nedenle iş dünyasının önündeki temel soru artık “üretim nerede daha ucuz?” sorusu değil. Asıl soru, “hangi kapasiteyi, hangi teknolojiyi ve hangi tedarik zincirini stratejik olarak kontrol etmek zorundayız?” sorusu.

Önümüzdeki on yılın kazananları da büyük ölçüde bu soruya doğru cevap veren şirketler ve ülkeler olacak.

Kaynağa Git

İlgili Haberler