Başak Nur GÖKÇAM
Küresel ekonomi, tarihinin en büyük yapısal dönüşümlerinden birini yaşıyor: Yeşil Dönüşüm. Bugün dünya genelinde sürdürülebilirlik odaklı yatırımların toplam hacmi onlarca trilyon doları aşarken, ülkelerin ve çok uluslu şirketlerin karbon nötr olma taahhütleri bu dönüşümün en büyük itici gücünü oluşturuyor. Ancak bu devasa ekonomik ekosistemin üzerinde yükseldiği temel bir sütun var. O da şüphesiz güvenilir, şeffaf ve ölçülebilir veri.
Çünkü doğru veri mimarisi olmadan, ne karbon vergilerinin adil bir şekilde toplanması ne de Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşılması mümkün. Karbon piyasalarının küresel büyüklüğünün 800 milyar doları geçtiği günümüzde, emisyon ölçümlerinde yapılacak en ufak bir metodolojik hata dahi sürdürülebilir kalkınma modellerini temelinden sarsma riski taşıyor. Tam da bu süreçte, iklim teknolojileri dünyasından gelen son bilimsel bulgular, küresel emisyon takip sistemlerinin güvenilirliğini derin bir güven tartışmasının tam ortasına bıraktı.
Kuzey Arizona Üniversitesi (NAU) tarafından gerçekleştirilen ve küresel çevre politikalarında şok etkisi yaratan yeni bir araştırma, en yaygın kullanılan küresel emisyon veri tabanlarının kentsel ulaşım salımlarını trajik bir şekilde eksik saydığını gözler önüne serdi. Bilişim, Bilgisayar ve Siber Sistemler Okulu (SICCS) profesörlerinden Kevin Gurney liderliğinde yürütülen ve prestijli bilimsel dergi Environmental Research Letters’da yayımlanan çalışma, uluslararası düzeyde referans kabul edilen yapay zekâ tabanlı emisyon tahmin modellerinin kör noktalarını açığa çıkardı.
Araştırma sonuçlarına göre, kent içi ulaşımda otomobil ve kamyonlardan kaynaklanan karbondioksit emisyonları, mevcut küresel veri tabanlarında ortalama yüzde 70 oranında daha düşük tahmin ediliyor. Bu durum, küresel iklim politikalarının en kritik ayağı olan ‘şehir içi emisyon azaltım’ stratejilerinin, aslında gerçeği yansıtmayan hayali veriler üzerinden kurgulanmış olabileceğine işaret ediyor.
260 şehir mercek altına alındı
Araştırmanın detayları incelendiğinde, verilerdeki bu eksik sayım probleminin sadece belirli bölgelerle sınırlı kalmadığı, sistematik bir hata zincirine dönüştüğü anlaşılıyor. Amerika Birleşik Devletleri genelindeki 260 şehir mercek altına alan bilim insanları, kentsel araç kaynaklı karbondioksit emisyonlarının neredeyse tüm şehirlerde yapısal olarak eksik raporlandığını tespit etti. Bazı metropollerde ise bu eksik sayım oranı yüzde 90 gibi inanılmaz seviyelere ulaşıyor. Bu bulgu, yerel yönetimlerin ve uluslararası organizasyonların net-sıfır karbon hedeflerine ulaşmak için attıkları adımların, aslında çok daha büyük bir emisyon yüküyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, küresel ölçekte kabul gören veri modellerinin fosil yakıt kaynaklı emisyonların yarıdan fazlasını hafiflettiğini ve bu durumun iklim krizine karşı küresel çapta yürütülen topyekûn mücadeleyi zayıflatabileceğini vurguluyor.
Yapay zekâ sahaya karşı
Peki, milyarlarca dolarlık yatırımlara yön veren küresel tahmin sistemleri neden bu denli büyük bir yanılgıya düşüyor? Araştırma ekibi, bu sorunun yanıtını bulmak için küresel yapay zekâ tabanlı tahmin modelleri ile daha yerel ve kalibre edilmiş ölçüm sistemlerini karşı karşıya getirdi. Bu noktada, resmi trafik kayıtları, yerel yakıt tüketim verileri ve doğrudan ölçüm mekanizmaları kullanılarak titizlikle kalibre edilen ‘Vulcan Emisyon Veritabanı’ bağımsız bir referans noktası olarak seçildi. Vulcan sisteminin sadece yüzde 14’lük bir belirsizlik payı ile son derece yüksek hassasiyete sahip olduğu bilinirken, küresel ölçekteki yapay zekâ tabanlı uzaktan algılama ve makine öğrenimi modellerinin resmi verilerle desteklenen bu sistemin çok gerisinde kaldığı görüldü.
SICCS bünyesinde doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapan ve çalışmanın ortak yazarlarından olan Bilal Aslam, çalışmayla ilgili değerlendirmesinde “Vulcan’ın karayolu verileri kusursuz olmasa da, ülke genelindeki 260 şehir için araç karbon emisyonunu küresel veri tabanlarıyla karşılaştırdığımızda bulduğumuz farklar muazzam. Küresel tahmin modellerindeki emisyon verileri, Vulcan karayolu emisyon veri tabanındaki aynı noktalara göre ortalama yüzde 70 daha düşüktü” dedi. Bu durum, yapay zekânın tek başına, sahada doğrulanmış yerel veri setleri olmadan küresel iklim sorunlarına kesin çözümler üretemeyeceğinin en net kanıtı olarak kabul ediliyor.
Yeşil finansmanda güven krizi kapıda mı?
Karbon emisyon verilerindeki sapmalar sadece bilimsel bir tartışma konusu değil, aynı zamanda küresel finans piyasalarını doğrudan ilgilendiren ekonomik bir risk unsurudur. Bugün dünyada ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) kriterlerine göre yönetilen fonların büyüklüğü 40 trilyon doları aşmış durumda. Yatırımcılar, fon akışlarını yönlendirirken şirketlerin ve şehirlerin emisyon raporlarını temel alıyor. Küresel emisyon veri tabanlarında ortaya çıkan yüzde 70’lik bu hayalet boşluk, yeşil tahvil piyasalarında ve karbon kredisi ticaretinde bir güven krizini tetikleme potansiyeline sahip. Yanlış veriler üzerine inşa edilen sürdürülebilirlik yatırımları, fonların yanlış projelere aktarılmasına ve ‘yeşil aklama’ (greenwashing) iddialarının artmasına neden olabilir.
Yapay zekânın iklim teknolojilerindeki sınavı
Yapay zekâ, iklim kriziyle mücadelede karbon emisyonlarının takibinden enerji şebekelerinin optimizasyonuna kadar pek çok alanda ‘kurtarıcı’ olarak pazarlanıyor. Ancak son bulgular, makine öğrenimi modellerinin sahadan gelen ham ve gerçek zamanlı verilerle beslenmediği sürece büyük yanılgılara düşebileceğini gösteriyor. Küresel modeller, uydulardan veya genel ekonomik göstergelerden aldıkları verileri işlerken, şehirlerin kendine has yerel trafik yoğunluklarını, dur-kalk oranlarını ve araç filosu yaşını ıskalayabiliyor. Uzmanlar, iklim teknolojilerinde tam başarı için yapay zekanın mutlaka yerel yönetimlerin resmi kayıtları ve yerel fiziksel kalibrasyon sistemleriyle entegre çalışması gerektiğinin altını çiziyor.
Coğrafi farklar ve küresel endişeler
Araştırmanın bir diğer dikkat çekici boyutu ise eksik sayım oranının coğrafi bölgelere ve kentlerin yapısal özelliklerine göre değişiklik göstermesi. Çalışmaya katkıda bulunan araştırma görevlisi Pawlok Dass, bazı spesifik kentlerdeki durumun ciddiyetine dikkat çekti. Dass’ın aktardığı verilere göre, Indianapolis ve Nashville gibi sanayi ve lojistik ağlarının merkezinde yer alan bazı stratejik şehirlerde, küresel emisyon takip sistemlerinin eksik hesaplama oranı yüzde 90 barajını da aşmış durumda. Bu veri, lojistik ve ağır taşımacılığın yoğun olduğu kentsel koridorlarda yapay zekâ algoritmalarının araç tiplerini ve emisyon yoğunluklarını anlamlandırmada yetersiz kaldığını gösteriyor.