Başak Nur GÖKÇAM
[email protected]
Dünya genelinde tatlı su ekosistemleri, iklim krizinin ve endüstriyel dönüşümün küresel tedarik zinciri ile biyoçeşitlilik üzerindeki en net erken uyarı sistemi konumunda yer alıyor. Küresel tatlı su balıkçılığı pazarı yıllık yaklaşık 30 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklüğe hükmederken, bu ekosistemlerde yaşanan yapısal değişimler doğrudan sürdürülebilir kalkınma hedeflerini ve yerel ekonomileri tehdit ediyor. Son birkaç on yıl içinde özellikle Kuzey Amerika’nın kuzeydoğusu ile Kuzey Avrupa’nın büyük bir bölümünde milyarlarca dolarlık rekreasyonel ve ticari balıkçılık sektörünün merkezinde yer alan göller gözle görülür şekilde daha kahverengi bir hal alıyor. Suyun bu optik değişimi, sadece estetik bir sorun değil, su altı dünyasını, balık popülasyonlarını ve milyarlarca dolarlık sektörel harcamaları kökten sarsan ekonomik bir dönüşüm olmaya hazırlanıyor.
Toprak kimyası çay gibi demleniyor
Peki, bilim dünyasının son dönemde üzerinde sıklıkla durduğu ‘tatlı su kahverengileşmesi’ tam olarak nedir? Bu olgu, suyun berraklığını kaybetmesi ve koyulaşması anlamına geliyor. Temel nedenlerin başında ise küresel sıcaklık artışları ve hidrolojik döngünün değişmesi yer alıyor. Artan yüzey akışları, topraktan ve karadan su kütlelerine geçen çözünmüş organik karbon bileşiklerinin miktarını katlıyor. Yüksek karbon seviyeleri, suyun kahverengi görünmesine yol açıyor. Çünkü bu maddeler temelde çözünmüş bitki parçacıklarından oluşuyor ve tıpkı çay yapraklarının demlikte yaptığı gibi suyu renklendiriyor.
İşin ilginç ve ironik bir diğer boyutu ise insanlığın çevre adına attığı olumlu adımların yan etkisi. Fabrika bacalarından çıkan asidik emisyonları azaltmak için küresel ölçekte uygulanan politikalar sayesinde yağışların asitlik oranı düştü. Ancak bu durum toprak kimyasını değiştirerek, toprakta tutulan karbonun su kaynaklarına akış hızını artırdı.
Büyüme yavaşlıyor
Science Dailiy dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma, su kütlelerindeki bu kararma ile balıkların büyüme oranları arasındaki doğrusal ilişkiyi ortaya koydu. Araştırma ekibi, daha koyu renkli sularda balıkların genellikle daha yavaş büyüdüğünü tespit etti. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan uzmanlar ortak olarak yaptıkları açıklamada, “Bireysel balıklardaki azalan büyüme hızı, bu balıkların popülasyon büyüklüklerini ciddi oranda azaltıyor gibi görünüyor. Bu da göldeki farklı balık türlerinin miktarlarını ve oranlarını tamamen değiştiriyor" uyarısında bulundu.
Daha karanlık sularda görüş mesafesinin düşmesi, balıkların av bulmasını, yırtıcılardan kaçmasını ve üremek için uygun yaşam alanı seçmesini zorlaştırıyor. Ancak bu ekolojik şok, tüm türleri aynı şekilde etkilemiyor. Kanada’daki 303 gölde balık topluluklarını inceleyen araştırmacılar, daha koyu suya sahip göllerde biyolojik olarak daha büyük gözlü balık türlerinin hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu buldu.
Kuzey Amerika ve Avrupa’da ekonomik açıdan kritik öneme sahip 871 gölden alınan veriler, kahverengileşmenin göl alabalığı, göl beyaz balığı, sarı levrek, büyük ağızlı levrek ve küçük ağızlı levrek popülasyonlarında ciddi azalışlara neden olduğu, dere alabalığı popülasyonunun etkilenmediği görüldü.
Adaptasyonun kazananları: Turnalar ve sudaklar
Tatlı sulardaki kararma her tür için yıkım anlamına gelmiyor. Araştırma verilerine göre, kuzey turnası ve levrek popülasyonlarında kahverengileşmeye bağlı olarak artış gözlendi. Bilim insanları bu durumu şöyle açıklıyor: “Turna balıklarının bulanık ve düşük görüş mesafesine sahip sularda avlanmalarına yardımcı olan özel bir retinal yapıları var. Sudak (pike) balıkları ise sudaki en ufak titreşimleri, hareketleri ve basınç değişikliklerini milimetrik olarak algılayabilen, çok iyi gelişmiş bir 'yanal çizgi' duyu sistemine sahip. Bu sayede zifiri karanlıkta bile avlanabiliyorlar.”
Ekosistem kayması gelir kaybı riski yaratıyor
Suyun kahverengileşmesi güneş ışığını engelleyerek fotosentezi ve besin zincirini zayıflatıyor. Bu ekosistem kayması, rekreasyonel balıkçılığın yanı sıra doğa turizmi ve yerel otelciliği de vurarak gelir kaybı riski yaratıyor. Bilim insanları, artık su yönetiminde organik karbon kaynaklı renk değişimi de birincil risk sayılması gerektiği, suyun rengini ve içeriğinin mikro düzeyde incelenerek, iklim senaryolarına karşı doğru stratejiler sunacağına dikkat çektiler.