Önce belirtmekte fayda var. Savaşların sonucu yalnızca cephedeki kayıplarla ölçülmez. Asıl bakılması gereken tarafların savaşa hangi hedeflerle girdikleri ve sonunda ne elde ettikleridir.
Bu açıdan bakıldığında İran ile ABD-İsrail ekseni arasında yaşanan son savaşın galibi ve mağlubu ilk bakışta göründüğünden daha farklıdır.
Geçen ay Mahfi Eğilmez'in Kendime Yazılar başlıklı bloğunda "Hürmüz Krizinin Kazananları ve Kaybedenleri" başlıklı bir analiz vardı. Tavsiye ederim, okuması kolay ve bilgilendirici ve fikir verici bir yazıydı. Uluslarası medyada çıkan diğer analizleri de okudum. Bu analizler tabii ki savaşın bu aşamada fiilen sona erdiği varsayımıyla yazıldı. Ama aylardır görüyoruz ki; her an her şey olabiliyor.
Yine de biz de savaşın fiilen sona erdiğini kabul edelim. Bakalım, bu varsayımla kimler kaybetti? Kimler kazandı?
Önce belirtmekte fayda var. Savaşların sonucu yalnızca cephedeki kayıplarla ölçülmez. Asıl bakılması gereken tarafların savaşa hangi hedeflerle girdikleri ve sonunda ne elde ettikleridir.
Bu açıdan bakıldığında İran ile ABD-İsrail ekseni arasında yaşanan son savaşın galibi ve mağlubu ilk bakışta göründüğünden daha farklıdır.
En büyük kazanan: İran rejimi
Savaşın başında İsrail ve ABD'nin temel hedefinin İran'ın nükleer kapasitesini kalıcı biçimde zayıflatmak, bölgesel nüfuzunu kırmak ve mümkünse rejim üzerinde varoluşsal baskı kurmak olduğu açıktı. Ancak her nekadar Trump aksini savunsa da bugün gelinen noktada İran rejimi hala iktidarda.
Dahası, yaptırımların kısmen gevşetilmesi, dondurulmuş varlıkların açılması ve yeniden inşa süreçlerinin gündeme gelmesi, Tahran'a ekonomik nefes alma alanı sağlıyor. İran'ın balistik füze kapasitesi ve bölgesel ağları da tamamen ortadan kaldırılmış değil.
Bu nedenle savaşın sonunda ortaya çıkan tablo, İsrail basınında dile getirilen şu değerlendirmeyi doğruluyor. “Savaş, rejimi devirmek amacıyla başladı; ancak rejim hayatta, istikrarlı ve yeniden mali kaynaklara erişiyor.”
Elbette İran askeri, ekonomik ve insani açıdan ağır bedeller ödedi. Ancak rejimler açısından savaşın temel ölçütü hayatta kalmaktır. Bu ölçüte göre Tahran yönetimi hedef alınan taraf olmasına rağmen ayakta kaldı.
Sessiz kazananlar: Çin ve Rusya
Çin ve Rusya ise çatışmanın dışında kalarak önemli avantajlar elde etti.
Çin, enerji akışının yeniden başlamasıyla ekonomik çıkarlarını korudu ve doğrudan savaşın maliyetlerini üstlenmeden diplomatik ağırlığını artırdı. Özellikle kriz boyunca arabuluculuk ve istikrar söylemi bence Pekin'in bölgedeki etkisini güçlendirdi.
Rusya açısından da sonuç olumlu. ABD'nin İran üzerinde kesin bir zafer kazanamaması, Moskova'nın Ortadoğu'daki manevra alanını korudu. Washington'un dikkatinin ve kaynaklarının önemli bir bölümünü yeniden bölgeye yöneltmesi de Rusya'nın işine geldi.
Kısmi kazanan: Donald Trump
Trump yönetimi savaşı rejim değişikliğiyle sonuçlandıramadı. Ancak Amerikan kamuoyu açısından bakıldığında, seçimlere aylar kala daha büyük ve maliyetli bir bölgesel savaştan kaçınmayı başardı.
Bu nedenle Trump'ın kazancı stratejik değil, daha çok siyasi ve taktiksel bir kazanç.
Beyaz Saray ateşkesi bir diplomatik başarı olarak sunabilir ve bunu Amerikan seçmenine yutturabilirse bu siyasi ve taktik kazanca ulaşmış olur.
Ancak savaş öncesi hedeflerle kıyaslandığında elde edilen sonuçların oldukça sınırlı olması Trump'ı biraz sıkıntıya düşürebilir.
En büyük kaybeden: İran halkı
Kazanan ve kaybedenleri belirlerken İran'daki rejim ile İran halkını ayırmak gerekir. Bence savaşın gerçek mağduru İran halkıdır.
Binlerce insanın hayatını kaybetmesi, altyapı hasarı, ekonomik çöküntü, enflasyon ve artan siyasi baskılar doğrudan halkı vurdu. Rejim ayakta kalırken sıradan İranlılar daha yoksul ve daha kırılgan hale geldi.
Tarih boyunca sık görülen bir tablo burada da tekrarlandı. Devletler savaşı sürdürdü, faturayı halklar ödedi.
Beklentilerin altında kalan taraf: İsrail
İsrail savaşın ilk aşamalarında önemli askeri başarılar elde etti. Ancak savaşın siyasi bilançosu onun açısından da daha karmaşık.
Eğer amaç İran rejimini zayıflatmak, bölgesel tehditleri kalıcı biçimde azaltmak ve füze kapasitesini ortadan kaldırmak idiyse, bu hedeflerin hiçbiri tam olarak gerçekleşmedi.
Üstelik müzakerelerin son aşamalarında karar verici konumun Washington'a geçmesi, İsrail'de rahatsızlık yarattı. ABD ile arası limonileşti. Avrupa'da anti-İsrail cephesi güçlendi.
Bu nedenle İsrail'in askeri düzeyde değilse bile stratejik düzeyde istediği sonucu alabildiğini söylemek zor.
ABD neden tartışmalı bir konumda?
Amerika savaş boyunca devasa askeri ve ekonomik maliyetler üstlendi. Buna karşılık ortaya çıkan anlaşma, birçok yorumcuya göre savaş öncesindeki duruma oldukça yakın bir denge üretiyor.
Yani dünyanın parası harcandı ama savaş öncesi tabloya göre çok az bir ilerleme sağlandı.
İngiliz basınında yer alan sert değerlendirmeler bu algıyı özetliyor. Bir İngiliz gazetesinin attığı “America has lost this war” yani "Amerika bu savaşı kaybetti" başlığı abartılı olabilir; ancak Washington'ın harcadığı kaynaklar ile elde ettiği sonuçlar arasındaki farkın dikkat çekici olduğu da inkar edilemez.
Sonlu oyun-sonsuz oyun
Bu savaşı anlamak için"sonlu oyun–sonsuz oyun" yaklaşımı aslında bize yararlı bir çerçeve sunuyor.
Simon Sinek'in Vietnam Savaşı örneğinden hareketle anlattığı gibi, Amerikalılar savaşı kazanılması gereken sonlu bir oyun olarak görürken Vietnamlılar için mesele hayatta kalmaktı.
Bugünkü İran savaşına da benzer bir açıdan bakılabilir. ABD ve İsrail, İran'ın nükleer kapasitesini kalıcı biçimde yok etmek, bölgesel etkisini kırmak ve mümkünse rejimi dönüştürmek gibi somut hedeflerle hareket etti; yani sonlu bir oyun oynadı. İran rejimi ise öncelikle ayakta kalmaya, sistemi ve iktidar yapısını korumaya odaklandı; yani sonsuz oyunun mantığıyla hareket etti.
Bu nedenle savaşın sonunda kimin daha fazla füze attığından veya hangi hedefleri vurduğundan çok, kimin oyunda kalmayı başardığı önem kazanıyor. Bu açıdan bakıldığında, ağır bedeller ödemesine rağmen İran rejiminin varlığını koruması, savaşın siyasi bilançosunda neden göreli bir kazanan olarak görüldüğünü de açıklıyor.
Kısacası, bu savaşın sonunda ortaya çıkan en önemli gerçek hiçbir tarafın mutlak zafer kazanmadığıdır. Belki de savaşın en doğru özeti şudur: Sonsuz oyun oynayan İran zayıfladı ama yenilmedi; ABD ve İsrail vurdu ama dönüştüremedi. Bu nedenle savaşın siyasi bilançosunda en güçlü çıkan aktör, paradoksal biçimde, savaşın başlıca hedefi olan İran rejimi oldu.