Ana içeriğe geç

Ortadoğu’da yeni düzenin şifreleri: Lübnan’da ‘barış’, Irak’ta ‘temizlik'

Ortadoğu’da yeni düzenin şifreleri: Lübnan’da ‘barış’, Irak’ta ‘temizlik'
Ekonomim.com
16

ABD birliklerinin bu yıl Irak’tan çekilmesi ve El-Esad Üssü’nün tamamen Irak yönetimine devredilmesi Washington’un bölgeden uzaklaştığı şeklinde yorumlanmıştı. Oysa yaşananlar geri çekilmeden çok yöntem değişikliğine işaret ediyor. Güvenliği artık Bağdat sağlıyor, ancak oyunun siyasi ve ekonomik kuralları hâlâ Washington tarafından şekillendiriliyor.

Ortadoğu’da yeni düzenin şifreleri: Lübnan’da ‘barış’, Irak’ta ‘temizlik' - Resim : 1

İran’da Tahran ve Washington arasındaki ilk uzlaşma metni imzalandı, ancak savaşın “artçı sarsıntıları sürüyor. İsrail ile Lübnan arasında Washington’un arabuluculuğunda varılan tarihi anlaşma da, Irak’ta aniden başlayan onlarca siyasetçi ve üst düzey bürokratı hedef alan büyük yolsuzluk operasyonu da aynı hedefe odaklanmış durumda;

İran’ın on yıllar boyunca adeta iğneyle kuyu kazarak kurduğu “Şii kuşağını” tümden bitirmek.

Lübnan’da barış mı, yoksa yeni güvenlik düzeni mi?

Washington’da dört gün süren müzakerelerin ardından İsrail ile Lübnan arasında varılan anlaşma, yaklaşık 40 yıl sonra iki ülke arasında imzalanan en önemli siyasi uzlaşı olarak sunuldu. Ancak anlaşmaya ilişkin ortaya çıkan bilgiler, kamuoyuna anlatılan tablo ile müzakere masasındaki gerçekler arasında ciddi farklar bulunduğunu gösteriyor. Anlaşma, Lübnan hükümetinin sırtına Hizbullah’ı “bitirme” yükünü olanca ağırlığıyla koyarken, İsrail’e ise hemen hemen hiçbir “ön şart” getirmiyor.

Anlaşmanın sızdırılan “Gizli Güvenlik Eki”, İsrail’in çekilmesini otomatik bir yükümlülük olmaktan çıkarıyor. Buna göre Tel Aviv, yalnızca Lübnan’ın anlaşmada yer alan güvenlik yükümlülüklerini yerine getirdiğinden tatmin olması halinde geri çekilecek. Başka bir ifadeyle İsrail’in çekilmesi hukuki bir zorunluluk değil, siyasi bir ödül mekanizmasına bağlanmış durumda.

Yine aynı ekte yer alan daha da dikkat çekici unsur ise Lübnan ordusuna biçilen rol; İddialara göre Lübnan güvenlik operasyonlarını ABD koordinasyonunda yürütecek, hedef listeleri bizzat Amerikan kanalıyla Lübnan ordusuna ulaştırılacak ve süreç İsrail’in güvenlik beklentileri doğrultusunda şekillenecek.

Bu nedenle anlaşmayı, Lübnan’da egemenliği güçlendiren değil, güvenlik mimarisini dış denetime açan bir model olarak değerlendirmek mümkün.

Asıl hedef Hizbullah ve İran etkisi

ABD, İsrail ve Lübnanlı kaynaklara dayandırılan değerlendirmelerde, görüşmelerin temel motivasyonunun Hizbullah’ın askeri ve siyasi kapasitesini sınırlandırmak olduğu belirtiliyor. İsrail açısından anlaşmanın en önemli kazanımı, Lübnan devletinin güvenlik mekanizmasının Hizbullah’ın hareket alanını daraltacak şekilde yeniden yapılandırılması.

Irak’ta yolsuzluk operasyonu: Milyonlarca dolar, altın külçeleri ve değerli saatler...

Lübnan’daki diplomatik gelişmeler sürerken Irak’ta ise bambaşka, ancak çok daha sert bir süreç başladı.

Başbakan Ali Ez Zeydi’nin talimatıyla yürütülen operasyonlarda onlarca milletvekili, eski bakan, üst düzey bürokrat ve kamu yöneticisi hakkında gözaltı ve tutuklama kararları alındı.

Son operasyonlarda ortaya çıkan rakamlar ülkedeki yolsuzluğun boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yetkililerin açıkladığı bilgilere göre, Beyci Rafinerisi Müdürü Adnan el-Cumeyli’nin elinde 120 milyon dolardan fazla nakit para ile çok sayıda kilogram altın ele geçirildi. Milletvekili Hind el-Abbasi’nin evinde yapılan aramalarda 57 milyon dolar nakit para, 27 kilogram altın ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran altın işlemeli iç çamaşırları bulundu.

Ayrıca Salahaddin vilayetinden bir başka kadın milletvekilinin evinde 4 milyon doların üzerinde nakit para ele geçirilirken, çok sayıda milletvekili ve siyasetçiyle bağlantılı adreslerde de milyonlarca dolar bulundu.

Bir diğer dikkat çekici operasyonda ise güvenlik güçleri, Petrol Bakan Yardımcısı Ali Maarij Suveyc el-Bahdali’nin konutunda beton bir duvarı kırarak oluşturulan gizli bölmeye ulaştı. Aramalarda 11 milyon dolar nakit para, 4 milyar Irak dinarı, çok sayıda tapu ve mülkiyet belgesi ile Rolex marka lüks saatler ele geçirildi. Sadece iki gece süren operasyonlarda güvenlik güçleri toplamda yaklaşık 400 milyon dolar nakit para ile 200 kilogramdan fazla altına el koydu.

Petrol hatları ve İran bağlantısı

Operasyonun en kritik ayağını petrol sektörü oluşturuyor.

ABD’nin daha önce yaptırım uyguladığı bazı üst düzey isimlerin soruşturmanın merkezinde bulunması dikkat çekiyor. Washington bu isimleri İran’a petrol aktarımı, sahte belgeler düzenlenmesi ve İran bağlantılı gruplara mali kaynak sağlanmasıyla suçluyordu.

Bu nedenle operasyon yalnızca klasik bir yolsuzluk soruşturması olarak okumak mümkün değil; Petrol gelirlerinin kontrolü, İran destekli yapıların finansmanının kesilmesi ve devlet kurumlarının yeniden şekillendirilmesi sürecin en önemli hedefleri arasında gösteriliyor.

Bu tablo, Irak’ta devlet mekanizmasının yeniden inşa edilmeye çalışıldığı kadar, İran’ın ekonomik nüfuzunun sınırlandırılmaya çalışıldığı yorumlarını da güçlendir nitelikte.

NATO zirvesi öncesinde yeni dengeler

Tüm bu gelişmelerin, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesine denk gelmesi dikkat çekici.

ABD yönetimi son aylarda yalnızca askeri değil siyasi ve ekonomik araçlarla da bölgesel dengeyi yeniden kurmaya çalışıyor.

Gazze savaşı sonrasında İran ile kontrollü diyalog sürdürülürken aynı zamanda İran’ın vekil güçlerinin hareket alanı daraltılıyor.

Lübnan’da Hizbullah’ın etkisinin azaltılması, Irak’ta İran’a yakın ekonomik ağların hedef alınması ve Suriye’de devam eden yeni güvenlik arayışlarını, Washington’da kurulan aynı stratejinin farklı halkaları olarak değerlendirmek mümkün.

Belli ki Washington’un amacı doğrudan İran’la geniş çaplı bir çatışmaya girmekten ziyade, Tahran’ın bölgedeki nüfuz alanını kademe kademe daraltmak. Yeni nesil savaş olarak da okumak mümkün bunu.

Henüz bu sürecin kalıcı bir bölgesel dönüşüme mi yoksa yeni gerilimlere mi yol açacağı belli değil.

Ancak görünen gerçek şu ki Ortadoğu’da Washington’un liderliğinde, İsrail’i rahatlatacak yeni bir güç dengesi kuruluyor ve bu denklemin merkezinde artık sadece askeri operasyonlar değil, diplomasi, ekonomi, enerji ve devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması da yer alıyor.

Bölge, uzun yıllar etkileri hissedilecek yeni bir jeopolitik dönemin eşiğinde bulunuyor.

Trump: “Alacağımızı almadan bırakmayız...”

Ortadoğu’da değişen ABD’nin hedefleri değil, yöntemleri. Ve bu yeni yöntemlerin en önemli uygulayıcılarından biri de, Başkan Trump’ın Türkiye Büyükelçisi olarak atadığı, ancak daha sonra Suriye ve Irak özel temsilciliği görevlerini de verdiği yakın dostu Tom Barrack.

Barrack, uzun süredir bölge ülkelerinde “istikrar”, “egemenlik”, “reform” ve “yatırım” söylemini öne çıkarıyor. Ancak bu söylemin arkasında çok daha stratejik bir hedef olduğu artık açık; ABD’nin askeri yükünü azaltırken siyasi ve ekonomik etkisini kalıcı hale getirmek.

Irak’ta onlarca siyasetçi, milletvekili ve üst düzey bürokratı hedef alan dev yolsuzluk operasyonunu da bu çerçevede değerlendirmek mümkün. Operasyonu Irak Terörle Mücadele Servisi yürüttü. Ancak operasyonun zamanlaması, kapsamı ve ortaya çıkan siyasi atmosfer, Washington’un uzun süredir savunduğu “daha güçlü ama aynı zamanda daha denetlenebilir Irak” vizyonuyla büyük ölçüde örtüşüyor.

ABD birliklerinin bu yıl Irak’tan çekilmesi ve El-Esad Üssü’nün tamamen Irak yönetimine devredilmesi Washington’un bölgeden uzaklaştığı şeklinde yorumlanmıştı. Oysa yaşananlar geri çekilmeden çok yöntem değişikliğine işaret ediyor. Güvenliği artık Bağdat sağlıyor, ancak oyunun siyasi ve ekonomik kuralları hâlâ Washington tarafından şekillendiriliyor.

Irak’ta yaşananlara bakıldığında, Tom Barrack’ın aylar önce yaptığı ve Donald Trump ile Irak dinarının aynı karede yer aldığı “Today was a great day” (Bugün büyük bir gün) paylaşımını hatırlamamak mümkün değil; Bu mesaj, Trump’ın daha önce dile getirdiği “Irak’tan alacağımızı almadan ayrılmayız” sözleriyle birlikte okunduğunda sembolik olmaktan çıkıyor.

Irak’ta yaşanan gelişmeler de bir kez daha gösteriyor ki ABD “alacağını” gerçekten bırakmıyor; sadece tahsilatın yöntemini değiştiriyor.

Bölgede Trump’a “borçlu” hale gelen ülkelerin neyle karşılaştıkları/karşılaşacaklarına ilişkin örnek niteliğinde Irak.

Washington’a dayanmanın, “borçlanmanın” sonu pek hayırlı değil...

Kaynağa Git

İlgili Haberler