Ana içeriğe geç

TÜİK’e açık mektup

TÜİK’e açık mektup
Ekonomim.com
16

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Bu mektup defalarca iletişim kurmaya çalışmama rağmen karşı tarafın, yani TÜİK’in kendini o koskoca binaya adeta hapsetmeyi ve iletişim kurmaktan kaçınırcasına davranmayı tercih eden yaklaşımından dolayı aleniyet kazandı. Bir kısmını bu köşede daha önce de dile getirdiğim önerilerimi ve TÜİK-medya ilişkilerinin yürütülmesinde yaşanan sıkıntıları ve bunların aşılması için neler yapılması gerektiğine ilişkin görüşlerimi aktaracak muhatap bulamadığım için bu mektubu yazmak durumunda kaldım.

Yıllar önce Merkez Bankası’nın elektronik veri dağıtım sistemini (EVDS) hizmete sokmadan önce medyanın görüşüne başvurduğunu, eleştirilerini dinlediğini biliyorum. Yine aynı şekilde yıllar önce eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir’in eleştirilerini anlatmaları ve kullanımda ortaya çıkan sorunları dile getirmeleri için medya ile TÜİK’in üst düzey çalışanlarını bir araya getiren toplantılar yaptığını da. O dönemleri bizzat yaşadım, o toplantılarda da bulundum.

Oysa bu kez bazı konuları aktarabilmek için özel kaleme ulaşmak bile mümkün olmadı. Belli ki bazı kişiler kendilerini çok yukarıda konumlandırıyor! Olabilir.

Bu arada yeni Başkan ile bir görüşme talebiyle yola çıkmadığımı, buna gerek duymadığımı da belirteyim.

TÜİK niye veri toplar?

Bazı kuruluşlar vardır ki çalışmalarını kamuoyuna çok sınırlı ölçüde yansıtmak ister, hatta o iş sonuçlanana kadar hiçbir açıklama yapmaz, işin doğası da bunu gerektirir.

Siz hiç MİT’in rutin faaliyetlerini nasıl yürüttüğünü duydunuz mu, tabii ki duyamazsınız. Hadi MİT’i bir kenara koyalım; Milli Savunma Bakanlığı’nın, İçişleri Bakanlığı’nın, bu çerçevede Emniyet’in tüm faaliyetlerini açıkladığını gördünüz mü?

Ama öyle kurumlar vardır ki, temel amaçları yaptıkları işi kamuoyuna duyurmaktır. Çünkü yaptıkları iş, topladıkları bilgiyi ya da yaptıkları hesaplamayı kamuoyuna açıkladıklarında bir anlam kazanır.

Bu kurumların başında Türkiye İstatistik Kurumu gelir, tartışmasız! TÜİK veri toplar ve yayımlar. Yayımlamak yetmez, o verinin iyi anlaşılmasını ve olabildiğince geniş kesimlere yayılmasını sağlamak da gerekir.

Veriler toplandığı ile kalacaksa, anlaşılmasında zorluk yaşanacaksa ve topluma mal olmayacaksa onları derlemenin ne alemi var.

Örneğin biz medya mensupları niye haber ve köşe yazısı yazar; niye televizyon, radyo ve sosyal medyada yayın yaparız; okunsun, izlensin ve dinlensin diye. Ayrıca olabildiğince fazla kişiye ulaşmaktır amaç.

TÜİK’in yaptığının da çok farklı bir yönü yok.

TÜİK onlarca veri üretiyor ve bunların toplumda olabildiğince geniş bir kitleye ulaşması arzulanıyor.

Bunun yolu ne peki; medya, yani bizler…

Veriler haber bülteniyle açıklanıyor; o verilerin ne anlama geldiği metaveride izah ediliyor. Kimi veriler zaten çok iyi biliniyor ve herhangi bir izaha gerek yok. Kimi veriler var ki ya da kimi dönemler oluyor ki metaverideki bilgi notları yetersiz kalıyor, o zaman da doğrudan TÜİK’e başvurup doğru bilgiyi almak gerekiyor.

İşte orada karşınıza bir engel çıkıyor.

Basın müşavirlerinin görevi ve mevzuat hazretleri!

Hangi yıl terk edildi hatırlamıyorum; daha önce TÜİK’in şöyle bir uygulaması vardı. Açıklanan her haber bülteninin altında o bültenle ilgili teknik bilgi verebilecek birimin ve kişinin adı ve telefonu yer alır, çok kolaylıkla ve çok hızlı bir şekilde gereken teknik bilgiye ulaşmak mümkün olurdu.

TÜİK bu uygulamayı terk etti. Şimdi bir çağrı merkezi var; 124. Burayı arayacaksınız, oradaki görevliye derdinizi anlatacaksınız…

124 sizi başka bir birime aktaracak.

O birim de aslında bilgi verebilecek değil de sorduğunuz soruya kimin yanıt verebileceğini belki bilecek bir birim olacak.

Oradan aldığınız numarayı arayacaksınız, önce karşınıza çıkanın “Ama ben açıklamaya yapmaya yetkili değilim” gerekçesini dinleyeceksiniz, belki bir bilgi alabileceksiniz ve o sırada haber ya da köşe yazınız bekliyor olacak.

Basınla ilgili birim ne güne duruyor! Basın birimimiz de bu işle görevli, diyebilirsiniz. Ben pek emin değilim! Basın müşaviri meşgul değilse telefona elbette bakar; ancak her istatistiğin detayını bilmesi doğaldır ki mümkün olmadığı için o da ilgili birimden bilgi alıp dönmek durumundadır.

Ama zaten kamu kurumlarındaki basın müşavirlerinin, tabii ki TÜİK basın müşavirinin de her gazeteci ile derhal bire bir iletişim kurma yükümlülüğü de yok, yani yokmuş! Bunu yeni öğrendim, öğrendiğim de iyi oldu. Bunu nereden mi öğrendim; anlatayım.

Geçenlerde hakkımda manevi tazminat davası açmıştınız ve mahkeme davayı reddetmişti ya. Dava dilekçesine verdiğim yanıtta dava konusu sosyal medya paylaşımlarımı yapmadan önce basın müşavirliğini ısrarla aradığımı ancak yanıt alamayınca o paylaşımları yaptığımı belirtmiştim. İşte dava dilekçenize verdiğim yanıt üzerine yine tarafınızdan mahkemeye sunulan yanıtta aynen şunları dile getirmişsiniz:

“Herhangi bir kamu kurumunun basın biriminin kendisine yöneltilen her telefon aramasını anında cevaplama veya her gazeteci ile derhal bire bir iletişim kurma yönünde mutlak ve sınırsız bir yükümlülüğü bulunduğuna dair mevzuatta yer alan bir düzenleme mevcut değildir. Kurumların basın birimleri kamuoyunu bilgilendirme görevini belirli usul ve yöntemler çerçevesinde yerine getirmekte olup bu görev, bireysel iletişim taleplerinin anlık ve kesintisiz şekilde karşılanmasını zorunlu kılan bir sorumluluk olarak yorumlanamaz.”

Ben tabii ki TÜİK’in hukukçuları kadar bilemem; demek ki mevzuatta derhal iletişim kurmayı gerektiren böyle bir düzenleme yokmuş! Mevzuatta yokmuş!

Ama ben iletişim ne demektir ve nasıl yapılır, iyi bilirim.

Bir gazeteci, web sayfasının tümüyle yeni bir şekle sokulduğu, enflasyonun açıklandığı, ağırlıkların değiştirildiği ve ağırlıkların açıklandığı sayfanın yerinin de değiştiği bir günde sabah sabah TÜİK’i arıyorsa bu “bireysel iletişim talebi” gereği değildir.

Şu 124 icadına tekrar dönersek…

Hani her haber bülteninin altında ilgili birimin ve kişinin telefonu olurken bundan vazgeçildiğini ve onun yerine 124’ün icat edildiğini belirttim ya... Bunun o dönem açıklanan gerekçesi şuydu:

“Vatandaş enflasyon verileri açıklandığında orada yazan telefonu arayıp çok ağır konuşuyormuş, hatta daha açık ifade edeyim, küfrediyormuş, o yüzden bu uygulamaya son verilmiş.”

Nasıl olsa artık her konuşma kaydediliyor, numara görülebiliyor, eskiye dönülse iyi olmaz mı?

Üretip satamadıktan sonra!

TÜİK onlarca veri üretiyor. Bir hizmet üretiliyorsa amaç toplumun ondan yararlanmasını sağlamaktır. “Ben üretirim, sonrasına karışmam” denilebilir mi?

“TÜİK, kalkınma planları ve programlarının hazırlanmasında, ekonomik kararların alınmasında ve ihtiyaç duyulan diğer bütün konularda istatistiki bilgi derleyen, değerlendiren ve karar alıcıların istifadesine sunan bir kurumdur. (…) Karar alma süreçlerinde ihtiyaç duyulan güvenilir istatistiki bilgiyi sağlamak ve güçlü bir bilgi altyapısı oluşturmak, ülkemizin bugünü ve geleceği için önem arz etmektedir. Bu nedenle TÜİK, 1926 yılından günümüze kadar ülkemizin karar süreçlerinde etkin rol oynamaktadır.”

Bu görüşler bana ait değil, TÜİK Başkanı söylüyor bunları. “Verileri karar alıcıların istifadesine sunan bir kurum…”

Bir kez daha söylüyorum, karar alıcılar arasında milyonlarca vatandaş da var ve TÜİK ile o vatandaşlar arasındaki bağ da medya.

Dolayısıyla TÜİK’e düşen o devasa cam binaya hapsolmuşçasına çalışmak değil, üretilen bilginin en kısa zamanda ve en doğru şekilde yorumlanacak biçimde kamuoyuna mal olmasını sağlamaktır.

Mayıs enflasyonu niye 5 Haziran’da açıklandı?

Yıllardır bilinir ki herhangi bir ayın enflasyonu sonraki ayın 3’ünde açıklanır. Eğer ayın 3’ü tatil gününe denk gelmişse açıklama bir sonraki iş gününde yapılır. Mayısın son haftası Kurban Bayramı tatiliyle geçmişti ve 3 Haziran Çarşamba günü mayıs enflasyonunun açıklanacağı bekleniyordu. Ama veri yayımlama takvimine bakanlar 3’ünde fiyat endeksi açıklanacağına ilişkin bir ifade göremedi. Açıklama 5 Haziran Cuma günü yapılacaktı.

1 Haziran Pazartesi günü bunu fark edip TÜİK’i soranlar, “Biz açıklamanın 5 Haziran’da yapılacağını ta yılbaşında, 2 Ocak’ta yıllık veri yayımlama takvimiyle ilan ettik” yanıtı aldı. 2 Ocak’ta tüm yılı kapsayan takvim incelenecek ve mayıs enflasyonun hangi gün açıklanacağı akılda kalacak! Herhalde bu bekleniyordu.

“Peki bu konuda yeni bir açıklama yaptınız mı” sorusuna “Hayır” yanıtı verildi.

Ama o gün enflasyonun 5 Haziran’da açıklanacağı konusunda bir açıklama yapıldı. Ne zaman mı, “Açıklama yaptınız mı” sorusunun yöneltildiği telefon görüşmesinden sonra.

Yani medya ile temas kurmanın ve onların “Açıklama yaptınız mı” şeklindeki sorusunun bile yararı varmış, değil mi!

Heba edilen 100’üncü yıl

TÜİK, neredeyse Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt. Bu yıl nisan ayında 100’üncü kuruluş yıl dönümü geride kaldı. Ama ne yazık ki böylesine önemli bir yıl dönümü bir anlamda heba edildi.

TÜİK’in ürettiği veriler içinde tüm kesimleri ilgilendiren en önemli veri, hatta belki de tek veri enflasyon. Ama TÜİK’in ürettiği veriler arasında en güvenilmeyen de enflasyon. TÜİK, bir de “Enflasyon hesabımıza ne kadar güveniyorsunuz” diye bir anket yapsa, nasıl bir sonuç alır acaba?

Yanıt belli. Vatandaşın ne düşündüğü ve gelecekte ne olacağını tahmin ettiği hem Merkez Bankası’nın sektörel enflasyon beklentileri çalışmasında ortaya konuluyor, hem de vatandaş açıklanan oranlara inanmadığını her platformda dile getiriyor.

Tek başına tabii ki çare değil ama beklentileri iyileştirmeden bu enflasyon belasının üstesinden gelmek çok zor.

Bu aşamada TÜİK’i bir soru sormak gerek:

“Toplumun enflasyon hesaplamanıza böylesine inanmıyor olmasından hiç mi rahatsızlık duymuyorsunuz?”

Belki duyuyorsunuz da “Ne yapabiliriz ki” diye mi düşünüyorsunuz acaba?

İşte 100’üncü kuruluş yıl dönümü bu anlamda önemli bir fırsattı.

Anadolu’da bazı üniversitelerde ne işe yaradığı da pek anlaşılamayan küçük organizasyonlar gerçekleştirmek yerine Ankara’da bir toplantı, bir sempozyum, bir tartışma programı, ardından Kurum ile medya, akademi dünyası ve finans kesimini kaynaştıracak bir resepsiyon nasıl akla gelmez! Böyle bir fırsat nasıl kaçırılır!

Bu tür etkinlikler akla geldi de acaba TÜİK hukukçuları “Bu mevzuatta yazmıyor” mu dedi?

Madde fiyatlarını açıklamak için tarihi bir fırsat var

TÜİK olarak yarın haziran ayının enflasyon verilerini açıklayacaksınız. İlan edilen oran aylık yüzde 5 de olsa, 10 da olsa vatandaş “Demek ki gerçek artış daha fazla” diyecek, artık ağzınızla kuş tutsanız işe yaramaz duruma gelindi.

Eğer TÜİK olarak vatandaşın yaklaşımını umursuyorsanız iyi kötü bir çare, bir fırsat var.

Giderek içe kapanmak değil, olabildiğince şeffaf olmak.

Bunun için de çok iyi bir gerekçe var aslında.

“Madem Türk yargısı böyle karar verdi, uyacağız” demeniz çok sorunu çözecek.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz, Avukatı Ali Erdem Gündoğan ile yıllardır bir mücadelenin içinde ve madde fiyatlarının açıklanması konusunda açtığı davayı kazandı. İşte buyurun madde fiyatlarını açıklamak için şahane bir gerekçe. “Fiyatları açıklamanın şu, şu, şu sakıncaları ve zorlukları var ama madem mahkeme karar verdi, yapacak bir şey yok, biz de açıklıyoruz” denilse ne olur, ne kaybedilir. Kaldı ki madde fiyatları gizlenmeye başlandığında sıralanan gerekçeler de gerekçe olsa!

Avrupa’da hiçbir ülke madde fiyatı açıklamıyor: Yıllık yüzde 3-5 enflasyon yaşayan ülkede madde fiyatını kim niye merak etsin.
Madde fiyatını açıklamak yanlış yorumlara yol açıyor: Sanki şimdiki yorumlar açıklama yapılan dönemdekinden daha az.
Madde fiyatlarını açıklamak için en az bir gün fazla çalışmak gerekiyor: Bu fiyatlar açıklanırken daha fazla mı çalışılıyordu, yoksa şimdi daha az mı çalışılıyor? Böyle bir gerekçenin arkasına saklanmaya çalışmak, olacak şey değil. Ayrıca nasıl mevsimsellikten arındırılmış oran bir gün sonra açıklanıyorsa madde fiyatları da bir gün sonra açıklanabilir.
■ Madde fiyatları neyse de madde ağırlıkları niye açıklanmıyor? Ya da fiyatları değilse bile her bir madde için endeks niye açıklanmıyor? Bütün bunlar veri karartma olarak okunuyor ve güvensizliği artırıyor.

“Zamları biz belirlemiyoruz” bile diyemiyorsunuz

Yarın haziran ayının oranlarını açıklayacaksınız. Ne açıklarsanız açıklayın düşük bulunacak. Oysa sizin açıkladığınız oran memur ve emekliler için yapılacak artışta bağlayıcı değil ki. Hükümet elbette ilan ettiğiniz oranın çok üstünde artış verebilir. Bunu tabii ki biliyor ama dile getiremiyorsunuz. Nasıl dile getireceksiniz ki, topu Maliye’ye, ilişkili olduğunuz bakanlığa nasıl atacaksınız.

Medya bile bunu fazla dile getirmiyor, çünkü araya öylesine mesafe koymuşsunuz ki, herkes “Ne halleri varsa görsünler” yaklaşımı sergilemeyi tercih ediyor.

Çare ilişkileri geliştirmekten geçiyor. Bunun yolunu da zamanında kim bilir kaç kez dile getirdim.

TÜİK’i bir günlüğüne basın mensuplarına, akademisyenlere, finans kesimine, bu konuyla ilgili olanlara açın. Açın ve öyle “Zamanımız doluyor” gibi anlamsız bir kısıtlama getirmeden sabahtan akşama kadar tüm sorulara yanıt verin. Zihinlerdeki kuşkuları giderin. Fiyatları nasıl giriyorsunuz, hesaplamayı nasıl yapıyorsunuz; hepsini gösterin.

Unutmayın; ikna edebildiğiniz takdirde bazı isimlerin yazacağı “Evet bu hesap doğru ya da doğruya çok yakın” türü bir yazı, bu yönde verilecek bir mesaj, ekonomi yönetiminden birilerinin bin kere söyleyeceği “Enflasyon hesabımıza güvenin" ya da “Bakın enflasyon nasıl da düşüyor” sözünden çok daha etkili olacaktır.

Yaptığınız işi topluma anlatmayı bir deneyin.

Eğer toplumun tepkisini ve görüşlerini önemsiyorsanız.

Kaynağa Git

İlgili Haberler