Tarih kitapları savaşları, çalkantıları, imparatorlukları ve liderleri anlatır. Oysa tarihin derinliklerine biraz daha dikkatli bakıldığında, görünmeyen başka bir hikâye daha ortaya çıkar: Enerjinin hikâyesi ile onun üzerinde egemen güçler tarafından oynanan oyun.
İnsanlık tarihi bir bakıma enerjiye ulaşma, onu dönüştürme ve kontrol etme mücadelesidir. İlk insanlar odunu kontrol etti. Tarım toplumları güneş enerjisini bitkiler aracılığıyla depoladı. Sanayi Devrimi kömürün gücüyle yükseldi. Yirminci yüzyılın kaderini ise petrol belirledi. Bugün ise dünya yeni bir enerji çağının eşiğinde bulunmaktadır.
Enerji yalnızca fabrikaları çalıştıran bir güç değildir. Aynı zamanda ekonomileri büyüten, orduları hareket ettiren, şehirleri aydınlatan ve devletlerin uluslararası nüfuzunu yeni etkisini ve egemenliğini belirleyen temel kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle ülkeler arasındaki büyük rekabetlerin önemli bir kısmı aslında enerji kaynakları ve enerji akışları etrafında şekillenmektedir.
ÜLKELERİN ENERJİ OYUNLARI
Amerika Birleşik Devletleri büyük oyunun en çarpıcı aktörlerinden biridir. Bir zamanlar enerji ithalatçısı olan ülke, kaya petrolü ve kaya gazı teknolojileri sayesinde dünyanın en büyük enerji üreticilerinden biri hâline gelmiştir. Böylece yalnızca enerji ihtiyacını karşılamakla kalmamış, aynı zamanda enerji ihraç eden bir güç olarak küresel etkisini artırmıştır. Avrupa’nın enerji güvenliğinde söz sahibi olması, ona yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir avantaj sağlamaktadır.
Çin ise farklı bir konumda bulunmaktadır. Dünyanın fabrikası olarak anılan ülke, muazzam miktarda enerji tüketmektedir. Ancak enerji kaynakları tüketim hızına yetişmemektedir yani tüketimi karşılayamamaktadır. Bu nedenle Çin, enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye, dünyanın dört bir yanında uzun vadeli anlaşmalar yapmaya ve geleceğin enerji teknolojilerini kontrol etmeye çalışmaktadır. Elektrikli araçlar, bataryalar, güneş panelleri ve kritik mineraller konusunda gösterdiği yoğun çaba hiç de tesadüf değildir. Çin, geleceğin enerji düzeninde yalnızca tüketici değil, belirleyici aktör olmayı da çok istemektedir.
Rusya enerjiyi bir ekonomik ürün olmanın ötesinde stratejik bir araç olarak görmektedir. Sahip olduğu geniş petrol ve doğal gaz rezervleri sayesinde yıllardır Avrupa’nın enerji ihtiyacında önemli bir rol oynamıştır. Bu durum Rusya’ya yalnızca gelir değil, aynı zamanda diplomatik ve siyasi etki de kazandırmış; enerji hatları ve boru hatları, modern dünyanın görünmeyen jeopolitik damarları hâline gelmiştir.
Avrupa’nın enerji oyunundaki temel rolü, büyük bir enerji tüketicisi ve teknoloji geliştiricisi olmasıdır. ABD gibi dev enerji kaynaklarına ya da Rusya ve Orta Doğu gibi büyük petrol ve gaz rezervlerine sahip değildir. Bu nedenle Avrupa’nın stratejisi, enerji arzını çeşitlendirmek, hiçbir tedarikçiye aşırı bağımlı kalmamak ve enerji dönüşümünde lider olmaktır. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa, Rus gazına olan bağımlılığını azaltmak için LNG terminalleri kurmuş, ABD, Norveç, Katar ve diğer tedarikçilere yönelmiş, aynı zamanda güneş, rüzgâr, hidrojen ve enerji verimliliği yatırımlarını hızlandırmıştır. Avrupa’nın uzun vadeli hedefi, enerji ithalatına dayalı kırılganlığını azaltırken, yeşil teknolojilerde küresel standartları belirleyen bir güç olmaktır. Bu nedenle Avrupa’nın enerji oyunu, enerji üretiminden çok enerji teknolojilerini, karbon politikalarını ve enerji piyasalarının kurallarını belirleme mücadelesi olarak özetlenebilir. Bir bakıma ABD enerji üretimiyle, Rusya rezervleriyle, Çin sanayi kapasitesiyle öne çıkarken; Avrupa enerji dönüşümünün kurallarını yazmaya ve kontrolünü ele geçirmeye çalışmaktadır.
Orta Doğu ülkeleri ise farklı bir denklemle karşı karşıyadır. Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran gibi ülkeler dünyanın en büyük hidrokarbon rezervlerinin üzerinde oturmaktadır. Ancak onlar da petrol çağının sonsuza kadar sürmeyeceğinin farkındadır. Bu nedenle bir yandan mevcut kaynaklarını değerlendirmeye devam ederken diğer yandan turizm, finans, teknoloji ve yapay zekâ gibi alanlara yatırım yapmaktadırlar. Çünkü geleceğin dünyasında yalnızca petrol kuyularına sahip olmak yeterli olmayacaktır.
TÜRKİYE’NİN OYUNU
Türkiye’nin oyunu, enerji kaynakları bakımından zengin olmayan ancak enerji yollarının merkezinde bulunan bir ülke olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin temel stratejisi, enerji üreticisinden çok enerji koridoru ve enerji merkezi (hub) olmaktır. Bir yandan Rusya, Azerbaycan, İran ve Orta Doğu’dan gelen petrol ve doğal gaz akışlarını yönetmeye çalışırken, diğer yandan Karadeniz doğal gazı, güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve nükleer enerji yatırımlarıyla dışa bağımlılığını azaltmayı hedeflemektedir.
Türkiye’nin uzun vadeli hamlesi, enerji ithalatı için her yıl ödediği on milyarlarca doları azaltmak, enerjiyi daha fazla yerli kaynaklardan üretmek ve doğu ile batı arasındaki enerji ticaretinin vazgeçilmez geçiş noktası olmaktır. Başka bir ifadeyle Türkiye, enerji zengini bir ülke olmaktan çok, enerjinin geçtiği yolları ve dönüşümünü yöneten bir ülke olmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin enerji kaderi, petrol kuyularından ziyade boru hatları, elektrik şebekeleri, limanlar, depolama tesisleri ve yenilenebilir enerji alanları üzerinde şekillenmektedir.
SONUÇ
Bütün bunlar önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır. Asıl mücadele yalnızca enerji üretmek değildir. Daha önemlisi enerji akışlarını kontrol etmektir. Tarih boyunca ticaret yolları ne kadar önemliyse, bugün de petrol boru hatları, LNG terminalleri, elektrik şebekeleri ve veri merkezleri o kadar önemlidir.
Bu noktada termodinamiğin diliyle konuşmak mümkündür. Evrende her sistem enerji akışları (ve dönüşümleri) sayesinde varlığını sürdürür. Devletler de bundan farklı değildir. Ekonomiler enerjiyle çalışır, şehirler enerjiyle yaşar. Teknolojiler enerjiyle gelişir. Enerji akışı kesildiğinde üretim durur, büyüme yavaşlar ve refah azalır hatta uygarlıklar yıkılır.
Belki de bu nedenle geleceğin tarihi, petrol savaşlarından çok enerji dönüşümünün tarihi olacaktır. Yirmi birinci yüzyılın büyük sorusu artık yalnızca “Petrol kimde?” değildir. Asıl soru şudur: “Elektriği, bataryaları, kritik mineralleri ve geleceğin enerji teknolojilerini kim veya kimler kontrol edecektir?” Bu sorunun cevabı, yalnızca devletlerin değil, insanlığın geleceğini de büyük ihtimalle belirleyecektir. Çünkü tarih göstermiştir ki enerji değiştiğinde ekonomi değişir; ekonomi değiştiğinde siyaset değişir; siyaset değiştiğinde ise dünyanın yönü ve konumu değişecektir.
*Prof. Dr. Ünal Çamdalı, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi.