Altın piyasası bu hafta adeta duygu fırtınası yaşadı. Ons altın fiyatı birkaç gün içinde 4.200 dolar ile 4.000 dolar arasında sert dalgalanarak yatırımcısına oldukça geniş bir alım-satım marjı sundu. Piyasada yaşanan bu yüksek oynaklık, altın yatırımcılarının yön bulmakta ne kadar zorlandığını bir kez daha ortaya koydu.
Hafta başında yatırımcılar, ABD ile İran arasındaki gerilimin yumuşayacağı, Hürmüz Boğazı’ndaki risklerin azalacağı, petrol fiyatlarının normalleşeceği ve bunun sonucunda ABD Merkez Bankasının (Fed) yeni bir faiz artırımına ihtiyaç duymayacağı beklentisini fiyatladı. Bu iyimser hava, petrol fiyatlarını aşağı çekerken altın üzerindeki faiz baskısını da azaltarak fiyatların yeniden toparlanmasını destekledi.
Altını destekleyen bir diğer önemli unsur ise merkez bankalarının güçlü talebi olmaya devam ediyor. Dünya Altın Konseyinin yayımladığı 2026 Merkez Bankası Altın Rezervi Anketi’ne göre, merkez bankalarının yüzde 89’u önümüzdeki on iki ay içinde altın rezervlerini artırmayı planlıyor. Son yıllarda jeopolitik risklere karşı rezerv çeşitlendirmesini hızlandıran merkez bankalarının bu eğilimini sürdürmesi, altın fiyatları açısından önemli bir yapısal destek oluşturuyor.
Ancak hafta içerisinde yaşanan iki önemli gelişme, piyasalardaki iyimser havayı kısa sürede tersine çevirdi ve ons altının yeniden 4.000 dolar seviyesine doğru çekilmesine neden oldu.
ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırıları
ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırılarının ardından piyasalarda ilk tepki yine enerji fiyatlarında görüldü. Brent petrol yüzde 1 yükselerek varil başına 78,80 dolara, ABD tipi ham petrol (WTI) ise yüzde 1,01 artışla 74,26 dolara çıktı.
Asıl endişe ise petrol fiyatlarının bugünkü seviyesinden çok, arz güvenliğinin yeniden risk altına girmesi oldu. Goldman Sachs, İran’da yeni bir gerilimin petrol arzındaki toparlanmayı sekteye uğratabileceği uyarısında bulunurken, müzakerelerin devam etmesi hâlinde sevkiyatların temmuz sonuna kadar toparlanmasının beklendiğini ifade ediyor. Ancak görüşmelerin başarısız olması ve tanker saldırılarının yeniden tırmanması durumunda petrol akışının tekrar azalabileceğine dikkat çekiyor.
Dolayısıyla piyasaların yakından izlediği konu artık yalnızca petrol fiyatı değil; Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve küresel enerji arzının sürdürülebilirliği.
NATO Zirvesi ile güvenlik riskleri yeniden fiyatlandı
Haftanın ikinci önemli gelişmesi ise NATO Zirvesi’nde alınan kararlar oldu. Zirvede yalnızca mevcut güvenlik riskleri değerlendirilmedi. Aynı zamanda savunma harcamalarının artırılması, yeni silah anlaşmalarının hayata geçirilmesi ve askeri iş birliklerinin güçlendirilmesi yönünde önemli kararlar alındı.
Bu gelişmeler, küresel ekonomiye önemli bir mesaj veriyor: Dünya ekonomisi artık geçici jeopolitik krizleri değil, uzun süre devam edebilecek bir güvenlik ve silahlanma dönemini fiyatlamaya başlıyor.
Artan savunma harcamaları ve askeri yatırımlar, enerji ve stratejik emtia talebini canlı tutarken petrol başta olmak üzere emtia fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bunun doğal sonucu ise küresel enflasyon beklentilerinin yeniden yükselmesi oluyor.
Üstelik bunun bir de maliye politikası boyutu bulunuyor. Pandemi sonrasında zaten yüksek bütçe açıklarıyla karşı karşıya kalan gelişmiş ekonomiler, şimdi milyarlarca dolarlık ilave savunma harcamalarını finanse etmek zorunda kalacak. Daha yüksek bütçe açıkları daha fazla kamu borçlanmasını, artan kamu borçlanması ise uzun vadeli tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskıyı beraberinde getiriyor.
Merkez bankalarının enflasyonla mücadeleyi sürdürmek zorunda kalmaları da politika faizlerinin beklenenden daha uzun süre yüksek seviyelerde kalmasına neden olabilir.
Altının karşı karşıya olduğu paradoks
Tam da bu noktada altın piyasasının en önemli paradoksu ortaya çıkıyor. Jeopolitik riskler ve savaşlar normal şartlarda yatırımcıları güvenli liman olarak altına yönlendirir. Ancak aynı savaşların petrol fiyatlarını yükseltmesi, küresel enflasyonu beslemesi ve merkez bankalarını yüksek faiz politikasını sürdürmeye zorlaması altın açısından tam tersi bir etki yaratabiliyor. Çünkü altın faiz veya temettü geliri sağlayan bir yatırım aracı değildir. Faiz oranlarının yükselmesi veya uzun süre yüksek kalması, altın elde tutmanın fırsat maliyetini artırır. Bu nedenle tahvil faizlerindeki yükseliş, özellikle büyük kurumsal yatırımcıların yeniden faiz getirisi sunan finansal varlıklara yönelmesine neden olabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde altının yönünü yalnızca Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler belirlemeyecek. ABD’nin İran politikası, NATO’nun güvenlik stratejisi, petrol fiyatlarının seyri, küresel enflasyon beklentileri ve Fed başta olmak üzere merkez bankalarının faiz kararları birlikte değerlendirilecek.
Kısacası yatırımcıların yalnızca savaş haberlerini değil, bu savaşların petrol fiyatlarını, petrol fiyatlarının enflasyonu ve enflasyonun da faizleri nasıl şekillendireceğini yakından takip etmeleri gerekecek. Altının yönünü belirleyecek esas zincir artık tam da burada başlıyor.