Ana içeriğe geç

Klimanın politik ekonomisi

Klimanın politik ekonomisi
Ekonomim.com
16

Avrupa geçen haftaki sıcak havaların ardından ölülerini sayıyor. 2023’te, nispeten daha hafif geçen sıcak hava dalgasında 60 bin kişi feci şekilde can vermiş. Özellikle yaşlılar, Avrupa’nın ortasında klimaya ulaşamadıkları için hayatını kaybediyor. Klima artık modern hayatın gereği haline geldi. Peki, Kuzey Avrupa’da klima neden yaygın değil? Araştırınca, geçen hafta ekonomide üretim yerine hizmetlerin öne çıktığına dair yaptığım tespitime daha çok güvendim. Gelin, tartışalım.

Çin, klimayı da bir meta haline getirmeyi başardı

Aslında bundan yirmi yıl önce öyle her yerde klima olmazdı. En azından Ankara’da durum böyleydi. Evlerde klima kullanılmazdı. Ofislerde de klima ofisin tamamında değil, statü göstergesi olarak makam odalarında ve misafire hürmeten toplantı odalarında olurdu. 2010’larda bu durum değişti. Önce ofislere, sonra evlere patır patır klimalar takılmaya başladı. Evet, havalar son yirmi yılda biraz ısındı ama klimaların artık neredeyse her yerde olmasının asıl sebebi başka.

Klima fiyatları, 2017’den önceki 20 senede küresel ölçekte reel olarak yüzde 50 oranında düşmüş. Peki nasıl? Çin’deki klima üretimi sayesinde. Bugün dünyada yeni takılan her 100 klimanın 84’ü Çin’de üretiliyor. Çin, birçok üründe olduğu gibi klimayı da bir meta haline getirmeyi başardı. Peki, klima üretimi bu kadar kolaylaşmış ve ucuzlamışken Avrupalılar neden hâlâ hayatlarını sıcaktan kaybediyor?

Avrupa kural değiştirdi, usta arzında sorun oluştu

Küreselleşme sayesinde klima üretimi ucuzladı. Ama klimayla ilgili hizmetler göreli olarak pahalandı. Çünkü klima ünitelerinin arzı artıyor ama bunları takacak beceriye sahip usta sayısı aynı hızda artmıyor. Darboğaz üretimde değil, hizmette oluşuyor. Paris’te yaşlılar sıcaktan ölürken, usta olmadığı için takılamayan binlerce klima depolarda bekliyordu. 2010’ların ortasında Türkiye’de benzer bir kısıt oluşmuştu. O zaman yeni taşınan bir arkadaşım klimayı Suriyeli bir ustanın taktığını söylemişti. Tabii, Suriye sıcak bir memleket olduğu için bu alanda deneyim daha fazla. Demek ki, Türkiye 2010’ların ortasından itibaren işgücü piyasasındaki kısıtların önüne geçebilecek bir esneklik sergilemiş.

Avrupa ne yapmış? 2024’te Avrupa Birliği klima kurallarını iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında revize etmiş. Klimaların zararlı gazlarını önlemek için yeni ustalık kriterleri getirip yalnızca buna sahip olanların klima monte etmesine izin vermiş. Ustaların yüzde 80’i aniden klima takamaz olmuş. Avrupa’da 2030’a kadar 300 bin yeni klima teknisyeni gerekiyor. Avrupa’da çalışmaya niyetiniz varsa, klima montajı ve tamiri çok cazip bir alan. Saatlik ücret 100 avronun üzerinde. Tabii, çalıştıracak usta bulabilirseniz.

Ancak Avrupa’daki mesele işgücü piyasasının katılığıyla sınırlı değil. Öncelikle kıtada binalar eski. Avrupalılar da vatandaşlarından çok tarihi binalarını korumayı tercih ettikleri için bu binalara klima takmak çok zor. Eğer bina bir şekilde koruma altındaysa, klima takmadan önce belediyeden, anıtlar kurulundan izin alınıyor. Koruma altında olmayan binalarda ise binanın dış görünümü değişeceği için kat maliklerinin çoğunluğundan izin alınması gerekiyor. Yani hem işgücü piyasası hem de klima takma işi lüzumsuz yere çok fazla kurala tabi kılınmış durumda.

2005’te Ankara’da Rekabet Kurumu’nda işe başladığımda her mayıs ayında aynı tartışma hasıl olurdu. O zamanlar kurumun şirketlerden alınan harçlardan oluşan geniş bir bütçesi vardı. Kurul her yıl -özellikle yargı kökenli üyelerinin tercihiyle- bütün çalışanların odalarına klima takılmasını reddedip kalan parayı sene sonunda merkezi bütçeye aktarırdı. Nitekim, o dönemki Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer de Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğu dönemde üyelerin odalarına klima taktırmayıp bütçeyi sene sonunda iade etmişti. Geçen sene bu durumu, Singapur’un kurucusu Lee Kuan Yew’in “Singapur’u bir bataklıktan dünyanın en zengin ülkesi haline nasıl getirdiniz?” sorusuna “İlk iş devlet dairelerine klima taktırdım.” cevabıyla mukayese eden sosyal medya paylaşımım linçlenmişti.

Medeniyet nedir? Bize kurallara ve kurumlara bağlı olmak diye öğretmişlerdi. Avrupa’nın klima ile imtihanını izleyince düşünüyorum da galiba medeniyet aslında “adapte olabilme gücü”ymüş. Dünya hızla değişiyor. Eğer güçlü kurallarınız ve kurumlarınız olmasına rağmen bunlar değişime adapte olamazsa, bir müddet sonra geri kalırsınız. Klimanın politik ekonomisini inceleyince, --daha birçok konu gibi-- sanayimizin hizmetlerle imtihanını da bu çerçevede değerlendirebileceğimizi görüyorum. Eski paradigmalara takılıp yeni dünyada rekabetçi olamayız. O nedenle gelin, klimalarımızı açıp adaptasyon üzerine düşünelim!

Kaynağa Git

İlgili Haberler