Sanayici kaç zamandır ekonomik gidişattan şikayetçi. Her platformda bu dile getiriliyor. Genel olarak herkesin yakındığı konu da belli; kredi olanakları…
Bu konuda sorun olarak yalnızca kredi faizi dile getirilmiyor ki, krediye erişimin çok zor olduğunun da altı çiziliyor. Söylenen çok özet olarak şu:
“Kredi yok, kredi bulunsa bile faiz çok yüksek, böylesine maliyetli parayla iş yapmak neredeyse olanaksız. Zaten yapamıyoruz.”
Krediye erişim ve faizlerin yüksekliği hemen herkesin yakındığı bir konu. Diğer sorunlar çalışma alanına göre ya da ağırlıkla iç piyasaya mı, ihracata mı çalışıldığına göre belli ölçülerde farklılık gösteriyor tabii ki.
İç piyasaya çalışan için talebin canlı olup olmaması önem taşıyor.
İhracata çalışan ise haklı olarak döviz kurunun düzeyiyle çok yakından ilgili. Elbette yurt dışı talep de büyük öneme sahip.
Yani sanayicinin bir dizi sorunu var ve bu durum üretime yansıyor. Son dönemdeki üretim yüksek teknolojili ürünlerde yoğunlaşıyor, orada belirgin artışlar yaşanıyor ama diğer sektörlerde adeta ayakta kalma çabası sergileniyor.
Reel sektörün ekonomiye olan güvenini (ya da güvensizliğini) ortaya koyan Merkez Bankası’nın reel kesim güven endeksine bakıyoruz; son veri temmuz ayına ait ve bir önceki aya göre önemli bir değişiklik yaşanmamış; yalnızca küçük bir gerileme var.
Sonuçta sorunlar aynı; olduğu yerde duruyor ve çözüm bekliyor.
“Kredi de kredi” diye yakınanlar nerede?
Merkez Bankası her ay iktisadi yönelim anketi gerçekleştiriyor ve bu anketten reel kesimin ekonomiye duyduğu güveni ölçen reel kesim güven endeksi oluşturuluyor. Söz konusu endeks de reel sektör firmalarının bir dizi soruya verdikleri yanıtlarla ortaya çıkıyor.
Anket her ay yapılıyor ama bir soru var ki bu üç ayda bir soruluyor:
“Şu anda hangi faktörler üretiminizi kısıtlamaktadır?”
Bu soruya verilen yanıtlar arasında açık ara ilk sırada bulunan ne, tahmin edemezsiniz!
Sanayicilerin yarıdan fazlası “Üretimimi kısıtlayan herhangi bir faktör yok” yanıtını veriyor.
Temmuz ayında yapılan bu yılın üçüncü anketine katılanların yüzde 56,9’u üretimi kısıtlayan herhangi bir faktör bulunmadığını söylüyor. Bu, tarihsel olarak en yüksek düzeye yakın bir oran; yaklaşık yüzde 57. Yani ortaya öyle üretimi kısıtlayan çok çok büyük etkenler yokmuş.
Talebin düşük olmasını üretimi kısıtlayan faktör olarak görenlerin oranı yüzde 12,7 düzeyinde.
Mali sorunlar üçüncü sırada ve oranı yüzde 9. Hani krediye erişilemiyordu, erişilse bile faiz çok yüksekti, bu faizle üretim yapılamazdı ve nitekim yapılamıyordu! Üretimi olumsuz etkileyen, sonuçta düşük üretime yol açan etkenlerin yalnızca yüzde 9'u mali sorun kaynaklıymış. Yakınmalara bakıldığında bu oranın çok çok yukarılarda olması gerekir, oysa dile getirilene kıyasla görece çok düşük sayılabilecek bir oran söz konusu. İlginç değil mi?
Acaba reel sektör kuruluşları kredi konusunda yakınmaya yakınıyor ama iş Merkez Bankası'na yanıt vermeye gelince tutum değişikliğine mi gidiliyor?
Diğer etkenler
Öte yandan üretimi kısıtlayan diğer etkenler olarak yüzde 8,5 ile hammadde ve ekipman yetersizliği, yüzde 8 ile de işgücü yetersizliği sayılıyor.
Diğer nedenlerin payı ise yüzde 4,5 düzeyinde.
Yirmibeş yılda iki dönem…
Merkez Bankası’nın 2007 yılı başından bu yana olan yaklaşık yirmi yılı kapsayan verileri üretimi kısıtlayan faktörlerde büyük dalgalanma yaşanan iki döneme işaret ediyor.
Bunlardan biri 2008 küresel krizi dönemindeki dalgalanma. O dönemde talebin çok büyük bir hızla düştüğü, dolayısıyla üretimi kısıtlayan faktörler arasında talep düşüklüğünün çok büyük artış gösterdiği dikkati çekiyor.
Benzer bir süreç de korona döneminde yaşandı. Bu iki dönemde de “Üretimi kısıtlayan bir faktör yok” diyenlerin oranı hızla düştü ve özellikle talep sorunu ön plana çıktı.