Balyoz Kumpası sürecinde haksız yere cezaevine konulan ve burada yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 11 yıl önce hayatını kaybeden Emekli Amiral Cem Aziz Çakmak, silah arkadaşları ve sevenleri tarafından özlemle anıldı. Emekli Amiral Türker Ertürk, YENİÇAĞ gazetesine yaptığı özel açıklamalarda, Cem Aziz Çakmak’ın pırıl pırıl, liyakatli ve sakin yaradılışlı bir subay olduğunu vurgulayarak, ölümüne giden sürecin arkasındaki adaletsizliklere dikkat çekti.
"CEM’İ GENÇ YAŞTA HAYATTAN KOPARAN BALYOZ OPERASYONUYDU"
Çakmak’ın çok genç yaşta amansız bir hastalığa yakalanmasının tesadüf olmadığını belirten Türker Ertürk, şu ifadeleri kullandı:
"Sıdkı sadakatle ülkenize, mesleğinize hizmet etmişsiniz. Bir gün bir operasyon yapılıyor ve sizi içeri atıyorlar. Balyoz’un ne olup ne olmadığı daha sonra zaten ortaya çıktı; işin içinde cemaat vardı, işin içinde iktidar vardı. Bu adaletsizliğin, bu kumpasın Cem’in hastalığını tetiklediğine hiç şüphem yok. Cezaevine düştüğü için hasta olan, yaşamını kaybeden ilk kişi de Cem değildi. Ruhu şad olsun, dün gibi hatırlarım ama meğerse aradan 11 yıl geçmiş."
Türkiye'de günümüzde liyakatsizliğin tavan yaptığını ve nitelikli insanların devlet aklından kapı dışarı edildiğini belirten Ertürk, yaşanan bu kayıpların son bulmasını temenni etti.
"KARŞI DEVRİM SÜRECİ DÖRTNALA GİDİYOR"
Röportajda, "Cem Amiral'in deyimiyle rövanşı alabildik mi?" sorusuna net bir dille "Hayır" yanıtını veren Ertürk, Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyanın büyük bir "karşı devrim" dalgasıyla karşı karşıya olduğunu ve bu sürecin arkasında ABD’nin yer aldığını vurguladı.
Yaklaşan NATO Zirvesi’ne ve küresel stratejilere değinen Ertürk, dünya genelinde bir "NATO 3.0" döneminin başladığını savundu. Ertürk, bu yeni dönemi şu sözlerle özetledi:
"NATO 3.0; ittifakın Çin, Rusya ve İran’a karşı konumlandırılması demektir. Bu plan, Türkiye’yi yeniden bir cephe ülkesi haline getirmeyi ve komşularıyla düşman etmeyi amaçlıyor. İsrail’in saldırıları, Adana’daki karargâhın Ortadoğu ve İran için planlanması, İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı’nın Rusya’ya karşı konuşlandırılması hep bu projenin parçası. Zengezur Koridoru ile İran’ı kuzeyden, Rusya’yı ise güneyden kuşatmak istiyorlar. Eğer rövanş alınmış olsaydı, bu karşı devrim süreci durdurulmuş olurdu."
"DÜN ERGENEKON VE BALYOZ, BUGÜN SEÇİM VE SİYASET MÜHENDİSLİĞİ"
Geçmişteki NATO 2.0 döneminde Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’nin Libya, Suriye ve Irak’ta kullanıldığını hatırlatan Ertürk, o dönemde devleti frenleyen Meclis, asker ve yargı gibi denge mekanizmalarını tasfiye etmek için Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının tezgahlandığını söyledi.
Bugün de benzer bir operasyonel sürecin siyasi düzlemde yürütüldüğünü belirten Ertürk, muhalefete şu kritik çağrıyı yaptı:
"Bugün Türkiye’yi yöneten iktidarın normal şartlarda halktan meşruiyet alarak seçim kazanma şansı yok. Ülkenin en az yüzde 65’i değişim istiyor. Bu yüzden dün askeri hedef alanlar, bugün seçim kazanabilecek liderleri içeri atmaya, partileri parçalayıp bölmeye çalışıyor. Dün NATO 2.0 için Balyoz yapılmıştı, bugün NATO 3.0 için bu siyasi operasyonlar yapılıyor. Bu resmi halka anlatmak şart. Muhalefet hala birleşmiş değil. Parti çıkarlarını bir kenara bırakıp acilen anti-emperyalist bir demokrasi ittifakı kurulmalıdır."
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, kumpas davalarının hedefi olan merhum Tuğamiral Cem Aziz Çakmak‘ı rahmet, saygı ve minnetle anarken, geçmişte yaşanan hukuksuzluklara ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal yapısına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
“ASIL MAĞDURLAR KUMPAS DAVALARININ SANIKLARIDIR”
Merhum Tuğamiral Cem Aziz Çakmak’ı vatanına ve denize sevdalı, Atatürk ilke ve inkılaplarını hayatının her alanında benimsemiş, Cumhuriyet’in temel değerlerine gönülden bağlı, yüksek karakterli ve örnek bir Türk subayı olarak nitelendiren Yaycı, kumpas davalarının mağdurlarının uğradıkları haksızlıkların hukuk önünde mutlaka giderilmesi gerektiğini vurguladı.
Kumpas davaları nedeniyle rütbelerini ve görevlerini kaybeden personelin mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik yasal düzenleme yapılması çağrısında bulunan Yaycı, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kumpas davaları nedeniyle rütbelerini ve makamlarını kaybetmiş olanların mağduriyetlerini giderecek hukuki bir düzenleme mutlaka yapılmalıdır. Bu insanlar hem rütbeleri hem de makamları bakımından hak ettikleri şekilde tazmin edilmelidir. Gerçek mağdurlar, kumpas davalarının sanıkları ve hakları gasp edilenlerdir. Bugün FETÖ mensupları kendilerini ‘KHK mağduruyuz’ diyerek mağdur gibi göstermeye çalışıyor. Oysa Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kökünden sarsmaya çalışan bu yapının mensuplarından, devlete ve mağdur ettikleri insanlara verdikleri zarar nedeniyle hem maddi hem de manevi tazminat talep edilmelidir.”
“TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NİN GENLERİ SAĞLAMDIR”
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin binlerce yıllık devlet ve ordu geleneğine sahip köklü bir kurum olduğuna dikkat çeken Yaycı, ordunun temel değerlerine bağlılığının tartışılmaz olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin genleri ve binlerce yıllık geleneği sağlamdır. Böyle köklü bir kurumun karakteri 10, 30 ya da 50 yılda bozulmaz. Cumhuriyet’in olduğu kadar Cumhuriyet öncesindeki devlet geleneğimizin de kodlarını taşıyan ordumuza aziz milletimiz sonuna kadar güvenmelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri; devletine, vatanına, milletine, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Cumhuriyet’in temel niteliklerine ve demokrasiye yürekten bağlıdır.”