Ama öncesi vardı.
Kondurulamayan, yok canım dedirten şeyler oluyordu.
Genelkurmay başkanına operasyon, futbola kumpas gibi.
İşte o zamanlarda da “ne yoku, bal gibi F Tipi”, diyenler de yok değildi.
Sadık Albayrak onlardan biriydi.
Mütefekkir, dava adamı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençliğinde; Sultanahmet’te, Beyazıt’ta, Fatih’te sohbetlerini, konferanslarını dinlediği Sadık Albayrak.
Milli Gazete’nin başyazarı Sadık Albayrak.
Biz çocukken, bizim camianın gençlerinin abisiydi Sadık Albayrak.
Benim için gazetede fotoğrafı olan yazısı çıkan, bir ünlüydü.
Baba dostuydu.
Çocuk yaşlarımda tanıdım Sadık Albayrak’ı.
Televizyon haberciliği mesleğine başladığım gençlik yıllarımda ise yol gösterici büyüğüm olarak gördüm.
2010 senesiydi.
FETÖ için resmi olarak “artık bunlar kesin hainmiş”, dediğimiz 7 Şubat 2012’den tam 2 yıl önceydi.
Sadık abi birkaç arkadaşıyla Fatih’te sözde polislerin bir saldırısına uğramıştı.
Anlamlandıramadığımız bir hadiseydi.
O günlerde Fındıkzade’deki evinde buluştum Sadık Albayrak ile.
Nasıl olur da polis saldırır abi, diye sordum?
F tipi dedi.
Şaşkınlığımı üzerimden atamadan, “evin önünde arabanın camını kırmışlar, içinden bilgisayarımı çalmışlar” dedi.
“Bunu da yapanlar F tipi”, diye devam etti.
Aynı tarihlerde peş peşe iki kez FETÖ’nün hedefi olmuştu.
Kimse bilmiyordu ama o biliyordu ve emindi.
Kimse konduramıyor, yok artık daha neler diyordu.
Ama o adını koyuyordu.
Bunlar CIA uşağı hainler diyordu.
Bir süre sonra bizler de anladık.
FETÖ gerçek yüzünü göstermişti.
Ama Sadık Albayrak, o terörü çok önceden biliyor ve o terörün herkesten önce hedefi oluyordu.
Sadık Albayrak vatandaş Sadık’tı.
Mütefekkir, yazardı.
İki oğlu vardı.
Biri bakan diğeri medya patronuydu.
Bugün FETÖ ile adlarının yan yana geçirildiği gösteriliyor bize.
İnanan var mı bilmem.
Ama bildiğim bir gerçek var.
O da şu;
Sadık Albayrak da oğulları da, FETÖ’nün saldırılarına ilk uğrayanlar olup, mücadeleye ilk başlayanlar ve bugüne kadar da o mücadeleyi aralıksız devam ettirenler olmuşlardır.